1. Anasayfa
  2. Yargıtay Kararları Kararları
  3. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/8485 K: 2006/20


Dere boşlukları Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu mallarındandır. Böyle bir yerin kazanılabilmesi için derenin aktif yatağı ve etki alanında kalmaması gerekir. Dere boşluğu niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yer kural olarak TMK.nun 715. maddesinde düzenlenen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Böyle bir yerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline karar verilebilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesindeki koşullar altında para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmiş olması ve bu olgunun tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar kazanma koşullarının geçmiş olması gerekir.

Salih Uçmaz ile Hazine ve Üçgüllük Belediye Başkanlığı aralarındaki tescil davasının kabulüne dair İskenderun 3.Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 22.06.2005 gün ve 560/306 sayılı hükmün Yargıtay´ca incelenmesi Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği, düşünüldü:

Davacı vekili, imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle kadastroca tespit dışı bırakılan dava dilekçesinde mevkii ve sınırları yazılı yaklaşık 10000 m2 yerin vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili, tescil konusu taşınmazın olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilemeyecek Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu, davacının Milli Emlak Müdürlüğüne vermiş olduğu dilekçesiyle 2000 m2 yeri kullandığını, işgal tazminatı ödediğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı Belediye vekili, yargılama oturumlarına katılmamıştır.

Mahkemece, kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle teknik bilirkişinin krokisinde A harfiyle gösterdiği 9877.99 m2 yerin davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmazın TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümleri uyarınca tescili isteğine ilişkindir. Kadastro Müdürlüğünün karşılık yazısındaki bilgilere göre tescil konusu taşınmaz 1926 yılında Fransız hükümeti tarafından yapılan kadastro çalışmaları sırasında “dere boşluğu” niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yerdir. Dere boşluğu niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yer kural olarak TMK.nun 715. maddesinde düzenlenen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Böyle bir yerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline karar verilebilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesindeki koşullar altında para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmiş olması ve bu olgunun tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar kazanma koşullarının geçmiş olması gerekir. Toplanan deliller ve dosya içeriğine göre dava konusu taşınmazın dava tarihinden geriye doğru 45 sene kadar önce imar ve ihya edilerek kültür arazisi haline getirildiği ve koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği, zeytinlik haline getirildiği, uyuşmazlığın niteliğine göre yasal ilanlar ve incelemeler de yapılmış bulunduğuna göre aşağıda belirtilen husus dışında davalı Hazine vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Tescil konusu taşınmaz Zilli deresi yatağı üzerinde yer almaktadır. Az önce de açıklandığı üzere bu yer dere boşluğu niteliğiyle tespit dışı bırakılmıştır. Dere boşlukları Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu mallarındandır. Böyle bir yerin kazanılabilmesi için derenin aktif yatağı ve etki alanında kalmaması gerekir. Jeolog uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 16.7.2002 günlü raporda dava konusu taşınmazın DSİ, YSE ve Köylülerce yapılan ıslah ve imar çalışmaları sonucu kültür arazisi niteliği kazandırılan bir yer olduğu açıklanmıştır. Dosya içeriğine göre taşınmazın bulunduğu yerde DSİ´ce ıslah çalışmalarının yapıldığı anlaşılmıştır. 17.1.2005 günlü DSİ´nin karşılık yazısındaki bilgilere göre taşınmazın bulunduğu derenin ekli krokide A ve B harfleriyle gösterilen bölümlerinin tescil edilmesi halinde dere yatağının küçülmesine yol açacağı ve taşkın ve zararlara yol açacağı, 11.5.2005 günlü ikinci cevabi yazıda da, 1978 yılında ıslah çalışmaları yapılmış ve ihtiyaç doğrultusunda temizlik ve ıslah çalışmalarının rutin bir şekilde devam ettiği açıklanmıştır. Bu bilgilere göre ıslah çalışmalarının halen sürmekte olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda taşınmazın derenin etkisinden kurtulduğu söylenemez. Metruk dere yatağının kazanılması için derenin aktif yatağı ve etkisinden kurtulduğu tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması gerekir. Bu cevaplara göre taşınmazın koşullarına uygun olarak tasarruf edildiği yönünden duraksama hasıl olmuştur. Tüm bu yönler gözönünde tutularak yerel, teknik ve jeolog bilirkişiler aracılığıyla tescil konusu taşınmazın başında keşif yapılması, ıslah çalışmalarının devam edip etmediği, bu yerin tescil edilmesi halinde 17.1.2005 günlü DSİ yazısında açıklandığı üzere derenin küçülmesine ve debinin geçmemesi yüzünden taşkın ve zararlara yol açıp açmayacağı hususunun araştırılıp belirlenmesi, jeolog uzman bilirkişiden gerekçeli rapor alınması, ondan sonra uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması gerekmektedir.

Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.