Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2003/5516 K: 2003/8408

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 724. maddesinde bu kuralın istisnalarından biri düzenlenmiş olup, zemin ile üzerindeki yapı arasındaki bağlantı kesilmiş ve madde hükmünde belirlenen koşulların oluşması halinde yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Medeni Kanunun 724. maddesinde bahsedilen yapının bina niteliğinde haiz olması gerekir. Yasada bahsedilen binadan amaç, temelli ve devamlı kalması maksadıyla yapılan barınılan içinde çalışılan az çok kapalı tesislerdir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2003/3453 K: 2003/4228

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

El atmanın önlenmesi ve yıkım talepli davada, yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebilir. Somut olayda, taşınmazı cebri icra yoluyla satın alan karşı davalı sadece zemini değil üzerindeki yapılarla birlikte satın almış olup, davacılar ve miras bırakanın yapılaşma tarihinde iyi niyetli oldukları varsayılsa bile araya giren cebri icra işlemi karşısında iyi niyetin yeni malike yönetilmesine olanak yoktur, bu durumda karşı davanın kabulüne temliken tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2003/2321 K: 2003/2547

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Yasada “yıkımda aşırı zarar kavramı” tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 722/2 maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de değerlendirilmesi ve hak dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir. Kural olarak yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağının taktiri hakime aittir. Hâkim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden) hâkimi bağlamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2002/7747 K: 2002/8020

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Malzeme sahibi arsanın başkasına ait olduğunu bilse veya bilmesi gerekse bile inşaatı arsa sahibinin onayına dayanarak yapmış ise yine iyiniyetli sayılır. Davacının iyiniyetle hareket ettiğini kabul edebilmesi için; inşaatı, annesinin muvafakatı ile yapmış olması gerekir. Bu muvafakat; taşınmaz sahibinin, ileride taşınmazın inşaat yapılan kesiminde levazım sahibini malik kılma iradesini taşıdığını ve dolayısıyla ona bu taşınmazda dilediğince tasarruf etme imkanını bahşettiğini gösterecek biçimde olmalıdır. Arazi sahibi davalı annenin böyle bir muvafakatı bulunduğu kanıtlanamamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2002/5724 K: 2002/6857

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Malzeme sahibinin mülkiyetin kendisine geçirilmesine ilişkin talebi, şahsi bir hak ve talep niteliğindedir. Bu nedenle, malzeme sahibinin, arsa malikine karşı haiz olduğu dava hakkı, bu konu üzerinde dava açılmadan ve karar alınmadan arsanın mülkiyetinin başkasına geçmesi halinde yeni malike karşı ileri sürülemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11235 K: 2006/1093

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmü gereğince temliken tescil davasının kabul edilebilmesi için tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olmalıdır. Bundan muhdesat arz ile sıkı sıkıya bağlı ve ondan parçalanmadan ayrılmayacak nitelikteki binalardır. Somut olayda davalıya ait taşınmaz üzerine yapılan ise cam seradır. Dairemizin uygulamasına göre bu nitelikli yerin bina kavramı içinde düşünülme olanağı yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10655 K: 2006/684

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Temliken tescil davasının kabul edilebilmesi için aranan koşullardan birisi tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu taşınmaz üzerinde yapılacak yapının temelli kalması amacıyla yapılmış bir yapı olmasıdır. Somut olayda krokide A ve B harfli yerler üzerine yapılan yapının arzla temelli bağlantısı olmayan prefabrik nitelikte olduğu saptandığından buna bağlı olarak temliken tescil talebinde bulunulamaz. O nedenle mahkemenin davayı yazılı olduğu şekilde sonuçlandırmasında yasaya aykırılık yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10155 K: 2006/129

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca tescile hak kazanabilmek için 5.7.1944 tarih 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi binayı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması ve mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi (subjektif koşul), yapının dava tarihine göre hesaplanacak değerinin zemin değerinden fazla olası (objektif koşul) gerekir. Davacının dayanağı harici satış senedi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine uygun düzenlenmiş olup, satış bu belge ile kanıtlanmıştır. Davacı, bu satış sözleşmesinden sonra binayı yapmış ve davalılar bina yapımına itiraz etmemiş, davacı o tarihten beri de binayı mesken olarak kullanmıştır. Tüm bu anlatımlardan sonra, davacının mülkiyetin ileride kendisine devredileceği inancıyla binayı yaptığı ve inşaatın başından bitimine kadar iyi niyetli olduğu ve subjektif koşulun gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11564 K: 2006/61

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Ferağa icbar davalarında davanın kanıtlanması halinde mahkemece yapılacak olan binanın bulunduğu taşınmaz mülkiyetinin davacılar adına tesciline karar vermek olacaktır. Böyle bir davanın dinlenebilmesi için kayıt maliki olan kişilerin davada yer alması yeterlidir. Mevcut tapu kaydının önceki hali itibariyle çok paydaşlı ve daha büyük bir parselden ifrazen gelmiş olması ana taşınmazın önceki maliklerinin tümünün bu davada yer almasını gerektirmez. Yukarıda da vurgulandığı üzere bu tür davalarda husumet son kayıt kayıt malikine yöneltilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/5944 K: 2005/8709

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı, kendi arsası üzerine davalılarca yapılan yapıların kal’ini isteyebilmesi için bu yapıların sökülüp götürülebilir olması gerekir. Zeminin ayrılmaz parçası haline gelmiş ve mesken nitelikli kullanıldığı anlaşılan yapılar sökülüp götürülebilir yapılardan değildir. Bu nedenle Medeni Kanunun 723. maddesinin 3.fıkrası gereğince yapıların imalinde kullanılan malzemenin en az değeri dosyada toplanan deliller ve sunulan bilirkişi raporlarında Medeni Kanunun 723/13 maddelerine uygun biçimde düzenlenmiş asgari levazım bedeline ilişkin yeterli rapor mevcut olmadığından teknik bilirkişiye hesap ettirilip bu bedelin davacı tarafça yatırılması koşuluyla kal’e ilişkin isteminde hüküm altına alınması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/8100 K: 2005/8297

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, Medeni Kanunun 724.maddesi (önceki Medeni Kanunun 650 maddesi) uyarınca açılmış temliken tescil davasıdır. 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesi uyarınca kadastro tutanaklarında belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak itiraz olunamaz. Dava konusu taşınmazın kadastrosu 27.6.1991 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı kadastrodan önceki nedenlere dayandığından 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10840 K: 2006/1124

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Olayda temliken tescil iddiası ile açılmış bir dava bulunduğu sırada taşınmazını Tapu Sicil Müdürlüğüne başvurarak ifraz ettiren, böylece yeni bir ifraz imkanını ortadan kaldıran ve davacının ifrazen tescil hakkını bertaraf eden davalının hakkını açıkça kötüye kullandığı durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermediğinde hiç şüphe yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2005/7730 K: 2005/8312

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin 14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir. Uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat)sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre, Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise, taşınmaz maliki yönünden yapının subjektif (öznel)olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2004/11238 K: 2004/12056

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat)sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre, Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise, taşınmaz maliki yönünden yapının subjektiff (öznel)olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/318 K: 2005/1146

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Taşınmaz köy yerinde bulunmaktadır. Yapı kavramı kapsamının tayininde taşınmazın bulunduğu yerin yerel özelliklerinin de etkili olacağı kuşkusuzdur. Bu bakımdan, mahkemece; 7.7.2003 günlü raporu düzenleyen bilirkişi kurulana yerel özellikleri hakkında beyanda bulunacak mahalli bilirkişide katmak suretiyle bu raporda sözü edilen davalıya ait zemin üzerindeki davacının yaptığı yerlerin temelli kalmak üzere yapılmış bina tarifine uygun yerler olup olmadığının sorulup saptanmalı, böylelikle davanın kabulünde aranan objektif unsur hakkında da yeterli kanaate ulaşarak sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/27 K: 2005/2567

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Toplanan deliller ve tekmil dosya kapsamına göre davacının dava dilekçesinde ileriye sürdüğü olguların tümünün gerçekleştiği ve böylece 5.7.1944 tarih 12/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulanan öğelerin davacı yararına tamamlandığı anlaşılmakta olup davacı tarafta var olması gereken iyiniyet unsurunun gerçekleştiği açık ise de; satışa konu 509 parsel numaralı taşınmaz kırsal alanda olup, bu bölgelerde ana taşınmazların ifrazının yapılış biçimini belirleyen “palansız alanlar İmar Yönetmeliği”nin 62.maddesindeki koşulların somut olay için de gerçekleşmiş olması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2004/3398 K: 2004/5223

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Başkasına ait taşınmaz üzerine yapı inşa etmiş olan kişinin taşınmaza sahip olabilmesi için; özel mülkiyete konu olan bir taşınmaz üzerine temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olması,’bu yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, yapının dava tarihine göre hesaplanacak olan değerinin zemin değerinden açıkça fazla olması gereklidir. Bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da külli haleşerine karşı ileri sürülebilir. Söz konusu hakkın gerçekleşebilmesi için, iptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmelidir. İptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2004/3501 K: 2004/5788

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Uyuşmazlık duvara ilişkin olup temliken tescil davasına konu olamaz. Ayrıca davalıya ait taşınmaz imar parseli olduğundan subjektif unsurun varlığından da söz edilemez. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı bazı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından hüküm bozulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2004/6856 K: 2004/9891

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Her davada hakim muhik tazminat olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil, gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle Medeni Kanunun 4, Borçlar Kanunun 42. maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak hakkı kurulmasına karar vermelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2004/1885 K: 2004/3774

Ağustos 29, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunu’nun 724. maddesi gereğince tescil isteme olanağı doğrudan kendi malzemesi ile başkasına ait taşınmaz üzerine iyi niyetle bina yapan kişiye tanınmıştır. Davacı ise binayı dava dışı üçüncü kişiden satın aldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Kaldı ki, binayı yapan kişi de taşınmazdan yararlanma hakkına dayanarak bina yaptığından onunda temliken tescil isteme olanağı bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/1019 K: 2008/1509

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakatı ile yapan malzeme sahibi de iyiniyetli sayılır. Türk Medeni Kanunu’nun 722/3 maddesince arazi maliki malzemenin sökülme gideri yapıyı yaptırana ait olmak üzere malzemenin sökülerek arsanın yapıdan evvelki haline getirilmesini talep edebilir. Ancak bunun için arazi üzerinde onunla sıkı sıkıya bağlı bir inşaatın bulunması, yapının arazi sahibinin rızası dışında yapılmış olması, inşaatın sökülmesinin aşırı bir zarara sebebiyet vermemesi, arazi malikinin de malzemenin sökülerek arsanın inşaattan evvelki haline getirilmesini istemesi gerekir. Bunun dışında arazi malikinin haksız inşaattan dolayı uğramış olduğu zararlar varsa haksız fiile dayanarak bunların da malzeme malikinden istenmesi olanaklıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/957 K: 2008/1031

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunun 724. maddesi kapsamındaki yapı asıl şeyden ayrı sökülüp götürülmesi mümkün olmayan ve yasanın 684. maddesinde tanımı yapılan bütünleyici parçadır. Bütünleyici parçadan maksat ise, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değişmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parçadır. Davacı tarafından yapıldığı anlaşılan yapılardan ev niteliğindeki yapı bu tür yapılardan olduğundan asgari levazım değerinin davalılar tarafından ödenmesine karar verilmesi doğrudur. Ne var ki, basit yapı niteliğindeki depo kiler ve ahır vasfındaki yapılar muhkem yapı olmadığından bütünleyici parça olarak kabul edilemez, taşınmaz malikinin mamelekinde de sebepsiz zenginleşme de meydana getirmezler. Bu nedenle, bu yapıların da asgari levazım bedellerini davalıların ödenmesine karar verilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/6033 K: 2007/10333

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 723. maddesi uyarınca ödenecek olan tazminatın tutarı malzeme malikinin iyiniyetli olup olmamasına göre değişir. Üzerine inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen kişi kural olarak iyiniyetlidir. Bunun gibi inşaatı arazi sahibinin açık veya örtülü muvafakati ile yapan malzeme sahibide iyiniyetli sayılır. Buna karşılık üzerinde inşaat yaptığı arazinin kendisine ait olmadığını bilen veya bilmesi gereken kişi kötüniyetlidir. Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri öder. Bu değer inşaat nedeniyle taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı olamayacağından burada her olayın özelliğine göre hakimin Türk Medeni Kanununun 4. maddesinin kendisine tanıdığı takdir yetkisini kullanması, somut olayın ve tarafların özellikleri ile dava konusu taşınmazın bulunduğu yerel özellikler ve özellikle tarafların yarar ve zarar dengelerini dikkate alarak davacıya ödenmesi gereken tazminatı takdir etmesi gerekir. Bir başka anlatımla, mülkiyet hakkı sahibinin malzeme malikine ödemesi gereken tazminat levazımın en az kıymeti yani arazi malikinin mülkiyetindeki arsa üzerine yapılan binanın malik için arz ettiği “sübjektif değerdir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/4924 K: 2007/8128

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

MK.nun 724. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, zemin ile yapı arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. TMK.nun 724. maddesine dayanarak malzeme sahibinin talep edebileceği zemin binanın inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanından ibarettir. Zira malzeme sahibi araziye bina sebebiyle hak kazanır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/15389 K: 2007/749

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Her şeyden önce bina yapan malzeme malikinin taşınmaz mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi diğer bir anlatımla, iyiniyetli olması gerekir. Davacı yapıyı yaparken paydaş olan baba ve kardeşlerinin taşınmaz mülkiyetini kendisine devredeceğine dair vaadlerinin olduğunu kanıtlayamamıştır. Ayrıca, davacı taşınmazda paydaş olup, zeminde diğer paydaşların da hakkı olması nedeniyle iyiniyetli olduğunu kabule olanak yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/15365 K: 2007/975

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Başkasının arsası üzerine kendi malzemesi ile inşaat yapan veya kendisine ait fidanları başkasının arazisine diken malzeme malikinin Türk Medeni Kanunun 723. maddesine dayanılarak arazi malikinden uygun bir tazminat isteme hakkı varsa da bunun için arsa sahibinin yapılan binanın ve dikilen ağaçların kaldırılmasını istememesi veya bu isteği fahiş zarara yol açacağı için reddedilmiş olması gerekir. Çünkü bu gibi durumlarda arazi sahibi arazisi üzerine yapılan bina ve dikilen ağaçlar nedeniyle haklı bir sebep olmaksızın nedensiz zenginleşecektir. Somut uyuşmazlıkta arsa sahibi olan davalılar mülkiyet hakkına dayanarak açtıkları davada da “kal” talebinde bulunup bu istekleri yerinde görülerek hüküm altına alındığından sonradan açılan bu davada malzeme maliklerinin Türk Medeni Kanununun 723. maddesi gereğince tazminat istemeleri olanaksızdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/175 K: 2007/1134

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Davaya konu edilen parselin kadastro yoluyla düzenlenen tutanağının 24.8.1990 tarihinde kesinleştiği de açıktır. 3402 Sayılı Kanunun 12/3. maddesi uyarınca tutanağın düzenlenme tarihinden önceki hukuki sebeplere dayalı davalar için öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğu da diğer bir hukuki gerçek olarak ortadadır. Davacı 16.3.2005 tarihinde dava açmakla 10 yıllık süreyi geçirmiş bulunduğundan Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı işbu davanın hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1251 K: 2007/2725

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Bilirkişi tarafından düzenlenen raporda dava konusu yapılan arazi parçası üzerinde bahçede bulunan yemek odası, lavabo, tuvalet ve duş yerinin bulunduğu yazılmış, bu bölümün davacılara ait 1042 parselin müştemilatı olarak kullanıldığı bildirilmiştir. Belirlenen nitelikteki yerlerin araziye sıkı sıkı bağlı ve ondan ayrılmaz parça niteliğinde olmadığı ve yapı değeri taşımadığı açıktır. Diğer yandan, dava dilekçesinde bu yerlerin 1966 yılında yapıldığı belirtilmektedir. 1041 parselin o tarihteki malikleri davalılar olmadığı gibi davanın açılmasından sonra arazinin mülkiyeti 4.4.2005 tarihinde davaya dahil edilen K O’ya geçmiştir. Şahsi hakkın muhatabı olmayan kişilerden temliken tescil talebinde de bulunulamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/2321 K: 2007/3401

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı davalarda dava konusu olan temliken tescili istenen arz (arazi) parçasıdır. Yapı zaten bu talepte bulunan kişi tarafından yapıldığından müddeabihe dahil değildir. Bilirkişilerce dava tarihindeki zemin bedeli 1986.00 YTL hesaplandığından avukatlık ücreti ve yargılama giderleri ile dava harçlarının bu değer üzerinden dağıtılması gerekirken arazi üzerindeki bina da dava konusu imiş gibi müddeabihe dahil edilerek avukatlık ücretinin arazi ve bina değeri toplamı üzerinden hesap ve takdiri doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1175 K: 2007/3478

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Temliken tescil davalarında davanın kabulünde aranan diğer bir koşulda, yapıyı yapanın (malzeme malikinin) taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Mevcut uyuşmazlıkta davacı davalılara ait arazi üzerine yaptığı evin oturduğu alan ile bunun zorunlu kullanma alanının tescilini isteyebileceğinden, arsanın yüzölçümü bulunarak bunun dava tarihindeki rayicide arazi sahiplerine ödenmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/2532 K: 2007/3515

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

14.02.1951 tarih 17/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunma olanağı yoktur. Çünkü bu gibi durumlarda kötü niyet karşı tarafın ayrıca ispatı gerekmeksizin belirlenmiş olur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/3164 K: 2007/4042

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, davalı ve karşı davacının davacıya ait parsel üzerindeki yapıyı ve ağaçları taşınmazın çapa bağlanmasından sonra yapıp diktiği dosya kapsamı ile sabit olduğundan, malzeme sahibi davalının iyiniyetli olarak kabulüne olanak yoktur. Diğer taraftan, parsel üzerindeki motor evi yasanın tamamlayıcı parça olarak kabul ettiği sürekli, esaslı yapı niteliğinde olmadığından buna dayanılarak Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi uyarınca tescil talebinde bulunamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1243 K: 2007/4792

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Paylı mülkiyete konu bir taşınmazda maliklerden her birinin, müşterek mülkiyete konu taşınmaza elatılması halinde, bu elatmanın önlenmesini tek başına istemesi mümkün ise de; Hukuk Genel Kurulu’nun 13.06.1984 gün ve 1982/14358 Esas, 1984/710 Karar sayılı kararı doğrultusunda elatmanın yanı sıra kal isteminin de söz konusu olduğu hallerde tüm müşterek maliklerin birlikte dava açmaları gereklidir. Kaldı ki, eldeki dava ile birleştirilen davada davacı, Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuş olup, verilecek karar tapuda malik olarak yer alan tüm paydaşların hukuki durumunu etkileyeceğinden, davada yer almaları gereklidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/2861 K: 2006/4422

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Yasada 724. maddeye dayanılarak açılan davaların belli bir zamanaşımı süresine tabi tutulduğuna dair hüküm yoktur. Denilebilir ki bu tür davalarda Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmünce 10 yıllık zamanaşımına tabidir ve bu hak kullanılmazsa karşı koyulması halinde ileri sürülemez. Ancak unutulmamalıdır ki Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanılarak açılan temliken tescil davasının dinlenebilmesi için bir kimsenin başkasına ait arazi üzerine bir yapı yapması, yapı değerinin açıkça arazi değerinden fazla olması subjektif koşul olarak da iyiniyetli olması gerekir. Başkasına ait arazi üzerine yapı yapıldıktan sonra bu hak hemen kullanılabileceği gibi, yapı başkasının arazisinde kaldığı sürece 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmiş olsa bile yapının varlığı sebebiyle bu süre biter bitmez yeni bir talep ve dava hakkı doğacağından 10 yılın geçmesinden sonra da ileri sürülebilir. Dolayısıyla arazideki bina 12 yaşında olsa bile 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmasından sonra yeni bir zamanaşımı süresi başlayacağından davalı ve davacıların Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı hakları zamanaşımına uğramaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/3985 K: 2006/5195

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının iyiniyetle bina yapma iddiasına dayalı tescil istemine gelince; tapulu taşınmazların malikleri tarafından mülkiyetlerinin sonradan aktarılacağı inancı ile haricen satışları ve bu satış ile taşınmazı teslim alanların, üzerine bina yapmalarının alıcıya mülkiyet kazandırabilmesi için yapı değerinin arsa değerinden yüksek olmasının yanında yapı arsasının alıcıya mülkiyet sahiplerinin tamamı tarafından bağışlanıp ya da satılması koşuluda gerçekleşmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/4009 K: 2006/5198

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Elbirliği mülkiyeti birlikte mülkiyetin bir türü olup müstakil mülkiyet dışındaki hallerde paydaşlardan birinin Türk Medeni Kanununun 724 maddesine dayanarak diğerlerine ait payları bunların yazılı rızaları olmadığı sürece temellük etme hakları bulunmamaktadır. Davacı diğer paydaşları olan davalılar ve murislerinin 2 ve 3 numaralı parsellerin üzerine davacı tarafça bina yapılması ve buna bağlı olarak mülkiyetin davacıya aktarılacağı hususunda yazılı bir delile dayanmamaktadır. Belirtilen nedenlerle davacının Türk Medeni Kanunun 724. maddesine ilişkin davasının reddine karar verilecek yerde, yasaya uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulü doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11094 K: 2006/861

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, Türk Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca açılan temliken tescil istemine ilişkindir. Anılan bu hüküm ile, zemin ve üzerindeki yapı arasında bağlantı kesilmekte ve bazı koşulların yerine getirilmesi halinde yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmaktadır. Ne var ki, bu istemin kabulü için aranan en önemli unsur yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaat başından bitimine kadar iyiniyetli olması, değişik bir anlatımla binayı yaptığı zeminin kendisine ait olduğunu veya 5.7.1944 tarih 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere, mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesidir. Uygulama ve doktirinde buna “subjektif koşul” denilmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/5697 K: 2006/6997

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, Türk Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca tescil, bu istemin mümkün bulunmaması halinde arsa üzerine yapılan binanın dava tarihi itibariyle hesap edilecek bedelinin tazminen tahsili istemine ilişkindir. Davalılardan birine yöneltilen davanın husumet sebebiyle reddi halinde Avukatlık Yasası ve Asgari ücret tarifesi gereğince sözkonusu taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/5763 K: 2006/7250

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunun 724. maddesinde getirilen düzenleme ile zemin ve üzerindeki yapı arasında bağlantı kesilmiş, bazı koşulların gerçekleşmesi halinde yapı sahibine taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Burada diğer koşulların yanında aranması gereken unsurlardan en önemlisi yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin inşaatın bitimine kadar iyiniyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 05.07.1944 tarih 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı üzere mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesidir. Uygulama ve doktrinde buna temliken tescil davasının kabulünde aranan “Subjektif Unsur” denilmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/6005 K: 2006/8036

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Hukuki olgunun bu şekilde tespiti yapıldıktan sonra Türk Medeni Kanununun 724. maddesinin iki koşulundan biri olan “subjektif” koşul kanıtlanmamış olmaktadır. İyi niyetle yapı yapmak koşulu kanıtlanamadığına göre; “objektif” koşul olan bina değerinin arsa değerinden yüksek olma olgusu davayı kabule tek başına yeterli değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/7459 K: 2006/8696

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Davacıların dayandıkları satış sözleşmeleri resmi şekilde düzenlenmeyip haricen ve adiyen düzenlendiğinden hukuki sonuç doğurmayacağı açıktır. Bu belgeler ile kendilerine teslim edilen arsalar üzerine ev yapmış bulunmaları ve iyi niyetle yapıldığı anlaşılan bu yapıları nedeniyle Türk Medeni Kanunun 724. maddesi gereğince koşulları oluşması halinde beher alıcı için ayrı ayrı tescile karar verilebilir ise de, satışa konu taşınmazın 3194 Sayılı İmar Yasasının 18/son maddesi gereğince ifrazlı ya da paylı satışının olanaklı bulunmasına bağlıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/8235 K: 2006/9885

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunun 724. maddesine dayalı açılan temliken tescil davasının niteliği gereği davaya konu bina ve zorunlu kullanım alanı tescile konu olacağından, yapılacak keşifte uzman fen bilirkişiye binanın bulunduğu yer ve binanın yalnızca zorunlu kullanım alanını gösterir şekilde kroki düzenletilmeli ve bu kesimin ana taşınmazdan ifrazının mümkün olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/284 K: 2006/1790

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Dava konusu binanın davalının rızası ile davacı evlendiğinde oturması için birlikte yapılmış olması, davacının evin yapımında masraf ve emek harcamış olması, binanın arsasının mülkiyetinin de devredildiği sonucunu doğurmaz. Davacı ancak inşaatın yapımında katkıda bulunduğunu iddia ettiği malzeme bedelini isteyebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/444 K: 2006/2126

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Gerçekten bu tür davalarda ifrazen tescile karar verebilmek için dava konusu edilen taşınmaz bölümünün ana taşınmazdan ifraz olanağı bulunması gerekir. Dava konusu taşınmaz, Doğantepe Köyü Azizağa mevkiinde tarla niteliğindedir. Taşınmazın bulunduğu yörede imar planı yapılmamıştır. İmar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla parsellerin hisselere ayrılarak tescil olanağı yok ise de dava konusu yer ana taşınmazdan ifraz edilebilir nitelikte ise bağımsız bir parsel olarak tescil edilebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/1399 K: 2006/3039

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Bina yapan malzeme malikinin, taşınmaz mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi, diğer bir anlatımla iyi niyetli olması gereklidir. Davacı iyi niyetini kanıtlamak için tanık dinletmiş, tanık anlatımlarına göre, davalı babanın taşınmaz mülkiyetini davacıya devredeceğine dair bir vaadinin olduğu kanıtlanamamıştır. Kaldı ki, dava konusu taşınmaz paylı mülkiyete konu olup, davalı taşınmazda paydaştır. Davalının kendi payı üzerinde bu şekilde başkasına bina yapılmasına onayının bulunması halinde dahi, zeminde diğer paydaşların da hakkı olması nedeniyle iyi niyet koşulunun gerçekleşmesi olanağı yoktur. Mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/1840 K: 2006/3127

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 724. maddesi (önceki M.K.650 maddesi) gerçek kişiler tarafından bir başka kişiye ait arsa üzerine iyi niyetle yapı yapanın hakkını düzenlemektedir. Medeni Kanununun “III Arazideki Yapılar” temel başlığı ile başlayan 722 ve devam eden maddeleri ve özellikle 722 maddesi “bir kimse” sözcüğü ile başlamakta olup bundan murat, gerçek kişilerdir. Öteden beri süre gelen Yargıtay uygulamalarında da bu anlayış sürdürülmekte olup 722 ve devamı maddelerinde geçen “başkası” sözcüğü de gerçek kişiler anlamındadır. Bu açıklamalardan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri adına kayıtlı taşınmazlarda iyi niyetle yapı yapma kuralına dayanılamayacağı sonucu çıkar. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/1773 K: 2006/3211

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 724. maddeleri (önceki M.K.650 maddesi) gerçek kişiler tarafından bir başka kişiye ait arsa üzerine iyi niyetle yapı yapanın hakkını düzenlemektedir. Medeni Kanununun “III Arazideki Yapılar” temel başlığı ile başlayan 722 ve devam eden maddeleri ve özellikle 722 maddesi “bir kimse” sözcüğü ile başlamakta olup bundan murat gerçek kişiler öteden beri süre gelen Yargıtay uygulamalarında da böyle anlaşılmış bulunmakta olup 722 ve devamı maddelerinde geçen “başkası” sözcüğü de gerçek kişiler anlamındadır. Bu açıklamalardan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri adına kayıtlı taşınmazlarda iyi niyetle yapı yapma kuralına dayanılamayacağı sonucu çıkar. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/11832 K: 2006/1522

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesinin iyiniyetli bina sahibine tanıdığı hak dava tarihindeki arsa bedelinin arsa sahiplerine ödenmesi koşuluna bağlıdır. Görüldüğü üzere dava olumlu sonuçlandırılarak hükme bağlanırken bina değeri ile ilgili infaza ilişkin bir hüküm kurulmayacaktır. Bu nedenledir ki, yanlar arasındaki çekişmenin özünü taşınmazın çıplak değeri oluşturduğundan yatırılması gereken yargı harcı da bu değer nazara alınarak hesap edilmelidir. Keşif yerinde belirlenen arsa değeri üzerinden davalı paydaşlara ait paylara isabet eden miktar bulunarak bu değer üzerinden peşin harcın ikmaline karar verilecek yerde arsa değerinin tümü ve yapı değerinin de buna ilavesi suretiyle oluşacak değer üzerinden harç ikmali yapılmak üzere ara kararı oluşturulup bunun gereği yerine getirilmediği nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/10703 K: 2006/1263

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanun’un 724. maddesi uyarınca tescile hak kazanabilmek için; yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/1308 K: 2008/2631

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca bina sahibine tanınan hakkın kişisel hak niteliğinde olmasına ve onun külli halefleri tarafından inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona yada onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilmesine, davalının taşınmazı bina yapıldıktan sonra tapudan satın almış olmasına göre yerinde olamayan tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/1044 K: 2008/2193

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Olayımızda olduğu üzere, arazi sahibinin yapılan inşaatın kaldırılmasını istememesi veya talep etmesine rağmen aşırı zararın ortaya çıkması ve malzeme bedelinin depo edilmesi emredildiği halde yapının yıkılamaması halinde arazi malikinin mal varlığında sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, bu zenginleşmeye karşı taşınmaz malikinin malzeme malikine tazminat ödemesi gerekir. Mahkemenin tazminat ödeme emrini yerine getirmeyen arazi malikinin davasının reddi de açıklanan nedenle yasaya uygundur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/3476 K: 2008/4203

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Taşınmaz imar uygulamasıyla imar parselli haline geldiğinden paylı olarak tescil olanağı vardır. Bu haliyle, ifrazen tescil olanağı bulunup bulunmadığını aramaya gerek yoktur. O yüzden mahkemece, davacının Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı temliken tescil isteminin incelenmesi gerekir. Değinilen husus bir yana bırakılarak salt taşınmazın ifraz olanağı bulunmadığından söz edilmek suretiyle bu isteminde reddi doğru olmamıştır. Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/3200 K: 2008/4341

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Önceki Medeni Kanunun 650. maddesinde arazi mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini sadece malzeme sahibinin isteyebileceği hükmü varken, 724. maddede bu hak taraflara, yani malzeme sahibi veya arazi sahibine tanınmıştır. Gerek Türk Medeni Kanunun 724. maddesinin önceki Medeni Kanunun 650. maddesinden farklı düzenleme şekline ve gerekse doktrinde hakim olunan görüşe göre iyiniyetli olan arazi malikinin arazi bedeli tam olarak ödenmesi koşuluyla araziyi malzeme malikine geçirilmesini isteme hakkı bulunduğu kabul edilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/4568 K: 2008/5275

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Muhik tazminatın tespit ve taktiri hakime ait bir görevdir. Olayın özelliğine göre malzemenin dava tarihindeki değeri gözetilerek taktir edilir. Malzeme sahibi kötüniyetli ise arsa sahibi malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri öder. Bu değer inşaat nedeniyle taşınmazda meydana gelen objektif değer artışı oranı olmayacağından burada da olayın özelliğine göre hakimin geniş taktir yetkisi bulunmaktadır (TMK.m.4). Hiç kuşkusuz malzeme sahibi lehine bir tazminata hükmedebilmek için onun bu konuda talebinin bulunması gerekir. Binanın yıktırılması hususunda arsa maliki tarafından açılan dava, kal’in aşırı zarara yol açacağı için reddedilmiş olsa bile malzeme malikinin tazminat talebi yoksa hakim resen tazminata hükmedemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/6957 K: 2008/11633

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Dosyaya sunulan ve mahkemece de hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre; bina değeri 48.059.00 TL, arsa değeri 28.000.00 TL olarak belirtilmiştir. Mahkemece yapı ve arazi değerleri ile kal’e konu yapının nitelikleri itibarıyla yıkımı halinde fahiş zarar doğurup doğurmayacağı üzerinde durulmamış ve kal’e karar verilmiştir. O halde mahkemece dosyadaki bilirkişi raporu ve diğer kanıtlar da değerlendirmek suretiyle yıkımın fahiş zarar doğurup doğurmayacağı değerlendirilmeli, fahiş zararın oluşacağı kanaatine varıldığı takdirde taşınmaz maliklerine yapıyı temellük etmek isteyip istemedikleri sorulmalı, temellük etmek istedikleri takdirde yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda belirlenecek bedelin depo edilmesi için davalılardavacılara süre verilmeli, bedelin depo edilmemesi halinde de kademeli olarak ileri sürdükleri istemleri hakkında bir karar verilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/8253 K: 2008/12065

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca temliken tescile karar verilebilmesi için öncelikle bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüz’ü, bina yapması ve binanın tamamlanmış olması gerekir. Somut olayda, davacı kendisine ait malzeme ile davalıya ait taşınmaza bina yapmamış, dava dışı yüklenici tarafından yapılan binayı temlik almıştır. Türk Medeni kanununun 724. maddesinde yazılı, yukarıda açıklanan temliken tescil koşullan davacı yararına gerçekleşmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/13404 K: 2008/14100

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Dosyaya getirtilen tapu kaydına göre dava konusu sayılı taşınmazın Vakıflar idaresi adına kayıtlı “kargir hamam ve avlusu” vasıflı vakıf taşınmazı olduğu anlaşılmaktadır. Kamu malı niteliğindeki vakıf taşınmazları temliken tescile konu edilemeyeceğinden davacının talebinin reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2009/1948 K: 2009/2900

Ağustos 27, 2026 Suat Şimşek 0

Yukarda belirtildiği üzere Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi gereğince temliken tescil talebinde bulunabilmek için her şeyden önce bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüz (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesinin sağladığı haklar taşınmazla mülkiyet ilişkisi bulunmayan üçüncü kişilere aittir. Taşınmazda paydaş bulunan kişilerin Türk Medeni Kanunu’nun 724. maddesi uyarınca ifrazen müstakil bir tescili isteme olanağı yoktur. Taşınmazda paydaş bulunan kişinin, ancak taşınmazda yarattığı artı değerin tahsilini diğer paydaşlardan payları oranında isteme hakkı vardır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2010/29 K: 2010/66

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Davada dayanılan ve noterde düzenlenen “muvafakatname” başlıklı belge davacının davalı malikin rızasıyla taşınmazına yapı yaptığını, yani yapıya mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla başladığını gösterir. Görülüyor ki yapının kıymeti, arsa değerinden fazladır. Kısaca somut uyuşmazlıkta davanın kabulü için aranan sübjektif ve objektif koşullar gerçekleşmiştir. Ancak davacı, taşınmazı davalıdan haricen satın aldığını ve bu işlem sırasında bedel ödediğini kanıtlayamamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2010/8 K: 2010/62

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı resmi şekilde yapılmamış olan taşınmaz satış sözleşmesinden yararlanamayacağı gibi malzeme sahibine mülkiyeti isteme yetkisi veren Türk Medeni Kanununun 724. maddesinden de yararlanamaz. Çünkü davacının mevcut binasını restore ederek iyileştirmesi, yasanın aradığı kendi malzemesi ile başkasının arazisi üzerine iyi niyetle inşaat yapmak anlamına gelmez. Dolayısı ile burada, davacının Türk Medeni Kanununun 724. maddesinden yararlanması olanağı da yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2010/395 K: 2010/1433

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde öngörülen “haksız” inşaattan kaynaklanan temliken tescil isteğinin savunma yoluyla dinlenilmesine olanak yoksa da, Türk Medeni Kanununun 725. maddesi gereğince taşkın inşaat nedeniyle temliken tescil isteğinin ayrı bir davaya konu edilebileceği gibi, taşınmaz maliki tarafından açılan elatmanın önlenmesi davasında savunma yolu ile de istenilmesine yasal bir mani bulunmamaktadır. Esasen, uygulama ve bilimsel görüşlerde aynı yöndedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2010/4379 K: 2010/7458

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de, büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2010/13438 K: 2011/1740

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 723. maddesinden kaynaklanan tazminat tutarı malzeme malikinin iyiniyetli veya kötüniyetli olmasına göre değişir. Özellikle de bu tazminatın kapsamına arazi ile bütünleşen onun ayrılmaz bir parçası haline gelen, ayrılması halinde bütün özelliğini kaybedecek yapıların değeri girer. Yoksa Türk Medeni Kanununun 684. maddesinde tanımı yapılan mütemmim cüz kapsamı dışında olan, sökülüp götürülebilecek şeyler için arazi malikinin bir tazminat ödemesi gerekmez. Zira bunlar sökülüp götürüldüğü zaman özelliğini koruyacak arazi maliki için bir değer ifade etmeyecek malzemelerdir. Davacı malzeme malikinin iyiniyetle yapı yaptığı davalının da kabulündedir. O halde arazi maliki olan davalı davacıya muhik bir tazminat ödemelidir. Ödenecek tazminatın tutarını ise Türk Medeni Kanununun 4. maddesi uyarınca olayın özelliğine, malzemenin dava tarihindeki değerine, diğer taraftan arsa sahibinin malzemenin kendisi yönünden taşıdığı en az değeri itibariyle takdir edecek olan hakimdir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/915 K: 2011/2698

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Bir kimsenin başkasına ait olan kadastral çap kapsamına haksız yapılanması o kişinin iyiniyetli olarak kabul edilmesine engeldir. Gayrimenkul satış vaadi ile pay edinilmeden taşınmazda yapılanma hukuken korunmaz. Davalının taşınmazda sonradan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile pay satın almış olması da başlangıçta varolmayan iyiniyet unsurunu sonradan geçerli hale getirmez. Ayni veya kişisel hakkın bulunduğu kadastral parsel üzerine inşa edilen binanın üzerinde bulunduğu zeminin, bina ile birlikte imar uygulaması sonunda başkasına özgülenmesi ve onun adına sicil kaydının oluşması halinde, binadan kaynaklanan kaim bedele hak kazanılacağı asıldır. Davalının ise, binayı yaptığı sırada imar öncesi kişisel veya ayni hakkı bulunmadığı gibi, kendisine daha önce gayrimenkul satış vaadi ile temlik eden şahısların da yapının inşa edilmesinde bina ile ilgili bir hakları bulunmadığından davalı, bu yapı nedeniyle öngörülen kaim bedele hak kazanamaz. Varolmayan bir hakkın satışına da değer verilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2011/2792 K: 2011/3326

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yapı sahibine tanınan temliken tescil hakkı, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Dolayısıyla, davanın muhatabı taşınmazda sonradan kayden kazanan kişi değil inşaat yapılırken taşınmazın malikidir. Yapılan bu saptamaya göre asıl davanın reddinde, tapu kaydına dayalı elatmanın önlenmesi isteminin ise kabulünde bir yanılgı yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2011/8041 K: 2011/9405

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Satış işlemleri kayıt maliki Mesut Güler’in tüm mirasçıları tarafından yapılmamıştır. Tüm mirasçıların 30 sayılı parsel üzerine bina yapılması hususunda rızaları bulunmadığından, davacı veya onun murisi çapa bağlanmış taşınmaz üzerinde yapılan yapıdan ötürü iyiniyetli kabul edilemez. Dolayısıyla, mahkemenin bu saptamaları gözeterek Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı davayı reddetmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/8260 K: 2011/10559

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, el birliği mülkiyetine tabi taşınmazda ortaklardan birinin verdiği muvafakatin diğer ortaklar bakımından bağlayıcılık taşımayacağı ve davalının iyiniyetli sayılmasına yeterli olmayacağı kuşkusuzdur. Bu durumda, TMK’nun 724. maddesindeki koşullardan öncelikli koşul olan iyiniyet koşulu gerçekleşmediğinden, karşı davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2011/12723 K: 2011/15114

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ayrıca bina değeri arsa değerinden fazla olduğundan Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanılarak açılan tescil davalarında aranan bir diğer koşul da gerçekleşmiştir. Öte yandan; taşınmaz imar hudutları dahilinde bulunduğundan 3194 sayılı İmar Kanununun 18/son maddesi uyarınca ifrazı imar açısından olanaksız olsa bile paylı tescil suretiyle mülk edinilebilir. Bütün bu anlatılanlardan sonra mahkemece yapılması gereken iş; yerinde yeniden keşif yaparak parsel üzerindeki binanın oturma alanını ve bina sebebiyle zaruri kullanma alanını bilirkişiye hesaplatmak, bulunacak arsa miktarını taşınmazın genel yüzölçümüne oranlamak, davalı ve birleşen davanın davacısına binanın oturduğu yer ve zaruri kullanma alanını bedelini davacıya ödemek üzere uygun bir mehil verilerek depo ettirmek ve bilirkişinin bulacağı pay oranında 11 sayılı parselin tapu kaydını iptal ederek davalı ve birleşen davanın davacısı adına paylı mülkiyet şeklinde tescil etmek olmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2011/15616 K: 2012/384

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2011/16001 K: 2012/4664

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Asıl dava kabul edilerek malzeme maliklerinin elatmalarının önlenmesine karar verildiğinden hüküm ancak birlikte ifa kuralları gereği infaz edilebileceğinden, malzeme bedellerinin hükümden evvel malzeme sahiplerine ödenmek üzere arazi sahiplerince mahkeme veznesine depo edilmesi de gereklidir. Bu yönün gözardı edilmesi de doğru değildir. Kaldı ki, parseldeki yapı sebebiyle taşınmazın kadastro tutanağında (…) lehine belirtme bulunduğundan, belirtme sahibi lehine ortaya çıkan hak sebebiyle malzeme bedeli sahibine ödenmeden ve ödenmesi için depo kararı verilmeden aleyhine kal hükmü kurulması da mümkün değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2012/6878 K: 2012/9166

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Malzeme malikinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya ba-kılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli 17/1 sayılı Yar-gıtay İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özel-liklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan mal-zeme sahibinin temliken tesçil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü, bu gibi durum-larda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın baş-ladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2012/9122 K: 2012/10016

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Bu tür davalarda, temliken tescile karar verilebilmesi için Dairemizin yukarıda değinilen ilkelerinde belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Sübjektif koşul olan iyiniyet koşulu gerçekleşmiş olduğuna göre, ikinci koşul olan yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olup olmadığı hususu araştırılmalı, bu konuda bilirkişilerden ek rapor alınmalıdır. Bu koşulun da gerçekleşmesi durumunda davacının dava konusu taşınmazdan satın aldığı ve üzerine bina inşa ettiği bölümün ifrazının mümkün olup olmadığı hususu incelenmelidir. Bunun için de, davacının inşa ettiği binanın zorunlu kullanım alanı da krokide gösterildikten sonra davacının inşa etmiş olduğu binanın değeri yukarıda belirtilen zorunlu kullanım alanı ile karşılaştırılmak suretiyle arsa değerinden fazla olup olmadığı konusunda bilirkişilerden ek rapor alınmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/1066 K: 2013/1339

Ağustos 23, 2026 Suat Şimşek 0

Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine (muhik) bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyiniyetli değilse tazminat miktarının, levazımın en az kıymetini geçemeyeceği, aynı Yasanın 723. maddesinde belirtilmiştir. Bu durumda, 04.03.1953 tarih 10/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa, iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı, kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli, aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat) sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre Medeni Kanunun 4. maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise, taşınmaz maliki yönünden yapının sübjektif (öznel) olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/1058 K: 2013/4933

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Taşkın yapıyla ilgili davaların kabul edilebilmesi Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmesine bağlı olup, yapılanmada öncelikle yapı sahibi iyiniyetli değil ise, diğer koşulların araştırılmasına gerek yoktur. Bir kimsenin iyiniyetli olduğunun kabul edilebilmesi için Belediyeye, Tapu Sicil Müdürlüğü’ne veya Kadastro Müdürlüğü’ne yazılı olarak başvurması, görevlendirilecek teknik bilirkişi marifeti ile çap kaydının kapsamının belirlenmesi, bu hususların da belgelendirilmesi zorunludur. Dava değerinin, elatılan yerin değeri ile yıkımı istenilen yapı değerinin toplamından ibaret olacağa gözetilerek bu konuda harç ikmali yapılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2013/8778 K: 2013/12097

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gerekir. İfrazın mümkün olmaması halinde davanın niteliği gereği pay tesciline olanak yoktur. Mahkemece, teknik bilirkişiye ifraz projesi hazırlatıp bu projeye göre ifrazının mümkün olup olmadığı hususunda onay makamından görüş alınmadan ifrazının mümkün olduğunun kabulü de doğru görülmemiş, bu sebeplerle kararın bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2013/13914 K: 2014/987

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

TMK’nın 724. maddesine dayanarak kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına bina yapan kişi veya mirasçıları dava açabilir. Davacı veya murisi babası söz konusu taşınmazdaki binayı kendileri yapmadıklarından TMK’nın 724. maddesine dayanarak dava açma hakları bulunmamaktadır. Bunun yanında, dava konusu taşınmazın 26.03.2005 tarihinde davalı adına tescil edildiği anlaşıldığından binanın yapımı sırasında davalının malik olmadığı da görülmektedir. TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan hak kişisel hak niteliğinde olup taşınmazın binanın yapıldığı tarihteki malikine karşı ileri sürülebileceğinden davalıya karşı ileri sürülemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/16926 K: 2014/2234

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Çapa bağlı taşınmazlarda mülkiyetten kaynaklanan bir hakkı olmayan ve başkasının taşınmazına bilerek bina inşa eden davalı iyiniyetli olamayacağından Türk Medeni Kanununun 722, 723, 724 ve 725. maddelerinin olayda uygulama yeri bulamayacağı kuşkusuzdur. Ancak, davalıya ait yapının tamamı dava konusu 2 parselde bulunmadığından tazminat olarak taşınmazın tamamı için belirlenen malzeme bedeline hükmedilmesi, dolayısıyla bir bütün olarak binanın mülkiyetinin haksız olarak davacıya devrine yol açacak şekilde hüküm tesisi doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/9193 K: 2015/845

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Çapa bağlı taşınmaza inşaat yaparken gerekli özeni göstermeyen davalı-karşı davacının iyiniyetli olduğundan söz edilemez. Sübjektif koşul gerçekleşmediğinden diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki dosya içerisindeki inşaat mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan rapora göre söz konusu yapı yarı açık depo olup kalıcı nitelikte bir yapı niteliğinde olmadığından temliken tescile konu edilemez. Bu durumda mahkemece temliken tescil koşulları oluşmadığından karşı davanın reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/9971 K: 2015/1281

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/13721 K: 2015/1625

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Somut uyuşmazlıkta, davalı Hazinenin çekişme konusu taşınmazın yayla niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile yayla olarak sınırlandırılması istemiyle açtığı dava sonucunda taşınmazın davalı Hazine adına tesciline karar verilmiş, karar kesinleşerek infaz edilmiştir. Görülüyor ki, çekişme konusu taşınmaz kamu malı niteliğinde olmayıp özel mülkiyete konu taşınmaz niteliğindedir. Bu nedenle, mahkemenin taşınmaz yayla niteliğinde olduğundan davalının iyiniyetli kabul edilmeyeceği şeklindeki gerekçesi yerinde değildir. Dava konusu taşınmaz kadastro ile 1994 yılında senetsizden dava dışı kişi adına tespit ve tescil edilmiş, 16.06.1999 tarihinde de davacı taşınmazı satın alarak malik olmuştur. Taşınmazın ilk tesisinden itibaren kamu malı niteliği taşımaması, davacının taşınmazın adına kayıtlı olduğu tarihte önceki malike ait binayı yıkarak yerine yeni bir bina yapması nedeniyle kötüniyetli kabul edilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/9118 K: 2015/1842

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Malzeme sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır. İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından Mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. mahkemece Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uyarınca öncelikli koşul olan iyiniyet unsuru gerçekleşmediğinden davanın reddi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/15693 K: 2016/1048

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Davacılar vekili tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat isteğinde bulunmuştur. Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2016/2207 K: 2016/4877

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Çaplı taşınmaza inşaat yapılması durumunda kural olarak iyiniyet iddiasında bulunulamaz. Temliken tescil isteyen davacının iyiniyet iddiası başkaca delillerle de kanıtlanamamıştır. Bu itibarla mahkemece, sübjektif iyiniyet iddiası kanıtlanamadığından temliken tescil talebinin reddedilmesi gerekir. İyiniyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır. Temliken tescil talebi reddedildiğine göre elatmanın önlenmesi ve kal, ecrimisil talebinin de kabulü gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2014/17185 K: 2016/5953

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 722. vd. maddesinde düzenlendiği üzere; bina arazi malikinin rızası alınmaksızın iyiniyetli malzeme sahibi tarafından yapılmış ise, yıkılıp sökülmesi aşırı zarara yol açmadıkça arazi sahibi yıkılıp sökülmesini isteyebilir. Ne var ki, yasada aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından, yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının göz önünde tutulması gerekmektedir. Değinilen maddenin düzenlenmesine yol açan asıl neden meydana getirilen yapının korunmasındaki mevcut olan genel iktisadi yarardır. Başka bir anlatımla, yapının yıkılması halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2014/14258 K: 2017/145

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Kural olarak yıkımın aşırı zarar doğurup doğurmayacağının takdiri hakime aittir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç (fahiş zarar-aşırı zarar doğup doğmayacağı yönünden) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesi uyarınca hakimi bağlamaz. Uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunan bu ilke karşısında, bilirkişi tarafından tespit edilen yapı ve arazi değerleri ile hak(yarar) dengesi de dikkate alındığında, yıkımın aşırı(fahiş) zarar doğuracağı da söylenemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2015/7330 K: 2017/442

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Diğer üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. TMK.’nun 724. maddesinde öngörülen koşulların oluştuğunun ka-bulü halinde, iyiniyetle yapılan bölümün ifrazı suretiyle tescile hükmedilmesi gerektiği açık-tır. Farklı bir ifadeyle, anılan yasal düzenlemeye dayalı olarak çekişmeli taşınmazda paydaş kılınma olanağı yoktur. Kaldı ki, anılan husus madde hükmünün özüne de aykırıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2013/1908 K: 2013/3765

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı temliken tescil davalarının kabulünde aranan en önemli koşullardan birisi yapı ile taşınmazın bütünleşmesi, başka bir ifade ile yapının taşınmazın ayrılmaz parçası haline gelmesidir. Bilirkişi raporunda 5523 sayılı parselin kırmızı renkle işaretli 14,30 m2’lik bölümünün garaj olarak kullanılan basit eklenti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür yapıların arzla birleştiği, onun ayrılmaz parçası haline geldiği düşünülemeyeceğinden yapı sahibinin TMK’nın 724. maddesine dayanarak açtığı temliken tescil davasının reddine, birleştirilen elatmanın önlenmesi ve kal isteğine dayalı davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2015/18962 K: 2017/9271

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyiniyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmü gereğince temliken tescil davasının kabul edilebilmesi için tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E: 2015/9274 K: 2018/2597

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, TMK’nın 724. maddesine dayalı temliken tescil istemine yönelik olup davanın niteliği itibariyle mahkemeden yenilik doğurucu (ihdas edici) karar almayı gerektirir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 25/son fıkrası hükmünce, yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren davalara kadastro mahkemesinde bakılamaz. Bu durumda davaya bakma görevi, asliye hukuk mahkemesine aittir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2016/11042 K: 2019/860

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı kabil ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. İnşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşa-atın kaldırılması fahiş bir zarara yol açacaktır. Başkasının arazisine yapı yapan kişinin tescil talebinde bulunabilmesi için; malzeme sahibinin iyi niyetli olması, yapı değerinin taşınmaz değerinden fazla olması, malzeme sahibinin taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2018/3818 K: 2019/3835

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

TMK’nin 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nin 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Çaplı taşınmazda iyiniyet iddiası dinlenemeyeceği o halde davacının iyiniyetli olduğundan bahsedilemeyeceğinden temliken tescil istemli asıl davanın da reddine karar verilmesi gere-kir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E: 2021/8430 K: 2022/341

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Uyuşmazlık; söz konusu yapının yapımı hususunda taraflar arasında bir irade uyuşması olup olmadığı, karşı davacının yapı inşasına ve kullanımına rıza gösterip göstermediği ve bu doğrultuda karşı davalının karşı davacı arazi sahibinin yapıyı kullandığı süreye yönelik ecrimisil talebinden sorumlu olup olmadığı hususundadır. Buna göre ilk derece mahkemesince; davacı-karşı davalının, kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana inşa ettiği yapıların davalı-karşı davacının muvafakatiyle yapıldığı iddiasının incelenmesi bu bağlamda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler aşığında tarafların gösterdikleri delillerin değerlendirilmesi, ulaşılacak sonuca göre asıl ve karşı davanın esası hakkında (davacı-karşı davalının karşı davanın zamanaşımına uğradığı yönündeki savunması da dikkate alınmak suretiyle) bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle asıl ve karşı dava hakkında yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2021/6819 K: 2022/2176

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

TMK’nın 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/2016 K: 2022/4200

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Dava; tapuya kayıtlı taşınmazda harici satış sözleşmesine dayanan tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde TMK 724. maddesine dayanan temliken tescil, bunun da kabul görmemesi halinde ödenen bedelin iadesi isteğine ilişkindir. Terditli davalarda terditli taleplerden birinin kabul edilmesi halinde davanın kabulle sonuçlandığı kabul edilerek reddedilen kademeli talep için davacı taraf aleyhine vekalet ücretine hükmedilmez. Mahkemece bu husus gözetilmeden, terditli taleplerden reddedilen tapu iptali ve tescil talebi yönünden davacıların vekalet ücretinden sorumlu tutulmasına karar verilmesi doğru görülmemiş Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2021/465 K: 2023/269

Ağustos 22, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, davaya konu edilen Belediyeye ait tapulu taşınmazın bir kısmının öncesinde özel kişiye ait olduğu daha sonra takas suretiyle edinildiği, akabinde de ihale suretiyle satışa çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Tüm bunlardan, anılan yerin Belediyenin özel mülkiyetine tabi olduğu, kamu malı olmadığı ve taşınmaz hakkında özel hukuk hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır. Hâl böyle olunca Mahkemece, davaya konu taşınmazın kamu malı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/147 K: 2024/312

Ağustos 20, 2026 Suat Şimşek 0

Bir yerin imar ve ihya ile kazanılması için taşınmazın emek ve para sarf edilerek tarım arazisi hâline getirilmesi gerekir. Tarıma müsait olmayan araziden maksat, yararlanılacak bitki ve ürünlerin yetiştirilmediği topraklardır. Ekime, dikime ve ürün yetiştirmeye müsait olmayan yerler ihya edilecek taşınmazlardır. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tarıma elverişli olmayan bir taşınmazın tarım arazisi hâline getirilmesi ile imar ve ihyadan söz edilebilir. İhya yolu ile kazanma bakımından taşınmazın tarıma elverişli hâle getirilmesi önemli bir olgudur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E: 2005/8487 K: 2005/9834

Ağustos 19, 2026 Suat Şimşek 0

Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Mahkemece tereke resen tespit edilir. Meseha düzeltilmesi yapılmadan tapu miktarlarına uyulması zorunludur. Mahkemece fiili zemin durumuna itibar edilerek ve murisin temlikine konu hissesi dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/469 K: 2024/1595

Ağustos 19, 2026 Suat Şimşek 0

Tenkis istemli davalarda dava değeri dava konusu taşınmazların tümünün değeri olmayıp, davayı açan mirasçı ya da mirasçıların saklı payına isabet eden değerdir. Mahkemece davacıların saklı paylarına tecavüz edilen nispette taşınmazların değeri esas alınarak harç miktarı belirlenmesi gerekirken, taşınmazların tamamı üzerinden harç hesaplanması doğru görülmemiştir. Öte yandan konusu para olan veya para ile değerlendirilebilen bir şey olan davalarda vekalet ücreti nispi tarifeye göre hesaplanır. Bu halde davacılar yönünden davanın kabul edilen kısmı olan tenkis değeri üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesi de gözetilerek vekalet ücretine hükmolunması gerekir. Taşınmazların toplam değeri üzerinden davacılar yararına vekalet ücretine hükmolunması doğru görülmediği gibi terditli talep yönünden dava kabul edildiğinden, davalılar lehine vekalet ücreti takdir edilmesi de isabetli olmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E: 2009/3033 K: 2009/14094

Ağustos 18, 2026 Suat Şimşek 0

Vasiyetnamenin yerine getirilmesi davasında; vasiyetnameye konu taşınmaz ile bankadaki mevduat ve ziynetlerin değerlerinin toplamı üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davacı Kızılay yararına nisbi tarifeye göre vekalet ücreti takdiri gerekirken her bir istek için ayrı ayrı ve maktu vekalet ücreti tayini usul ve yasaya aykırıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2015/7101 K: 2015/9266

Ağustos 18, 2026 Suat Şimşek 0

Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi, diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.” Buna göre, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra (21.09.2012) açılmış bulunan bu davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu ortadadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2015/14501 K: 2015/12512

Ağustos 18, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, vasiyetnamenin açılması (okunmasına) ilişkin olmayıp, vasiyetnamenin tenfizi yani yerine getirilmesine ilişkindir. Vasiyetnamenin tenfizine ilişkin davalar, yükümlülüğünü yerine getirmeyen vasiyet yükümlüsüne karşı açılması gereken davalar olup, çekişmesiz yargı işi değildir. 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden sonra, 18.06.2013 tarihinde açılan bu davada, tapu tescil talebinde bulunulduğuna göre, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1990/648 K: 1991/65

Ağustos 18, 2026 Suat Şimşek 0

Uygulamada vsiyetnamenin tenfizi davalarının gerçekten bir aynı hakkın tesisi için öngörülmediği, sadece sulh hukuk mahkemesince açılan vasiyetnamenin M.K.nun 535 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tebliğ işlemlerinin ikmalinden ve gerekli yasal sürelerin geçmesinden sonra herhangi bir itiraza uğramadığı ve iptalinin de istenemediği ve bu nedenle kesinleşmiş olduğunun tesbitinden ibaret bulunduğu, böylece sulh hukuk mahkemesine verilmiş olan vasiyetnamelerin açılması ve tebliği görevinin doğal bir sonucu ve uzantısı bulunduğu cihetle uygulamada bu tür davalara ve isteklere de sulh hukuk mahkemesince bakılması gerektiği Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E: 2017/255 K: 2018/12003

Ağustos 18, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunu’nun 652. maddesinde yer alan, tereke malları arasında bulunan eşlerin birlikte yaşadığı konutun veya ev eşyasının sağ kalan eşe miras hakkına mahsuben özgülenmesi, paylaştırma niteliğinde olup, o mal üzerindeki mirasçıların “elbirliği” şeklindeki ortaklığının izalesi sonucunu hasıl eder. Davacı, dava açarken maktu harç yatırmıştır. Davanın kabulü halinde dava konusu taşınmaz üzerinde miras ortaklığının tasfiyesi ile davacı eş yararına ayni hak tanınacağından bu davalar nispi harca tabidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/3029 K: 2023/4182

Ağustos 16, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu iptal ve tescil davaları kural olarak kayıt maliklerine karşı açılır. Yine; kadastral duruma dönülme istemli uyuşmazlıklarda taraf teşkili bakımından husumetin, ihyası talep edilen kadastral parselin kapsamında kalan imar parsel ya da parsellerinin maliklerine yöneltilmesi gerekir ve bu davanın özelliği itibarıyla kayıt maliklerinin yanı sıra işlemi yapan belediyeye de husumetin yöneltilmesi mümkündür. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/2611 K: 2023/3963

Ağustos 16, 2026 Suat Şimşek 0

İmar işleminin iptali sebebiyle kadastral mülkiyet durumunun ihyası isteğine ilişkin bu davalarda, taraflar arasında mülkiyet ihtilafının bulunmadığı; davacının talebinin kamusal tasarruftan kaynaklanan sicil kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğu gözetilerek, hüküm altına alınması gerekli karar ilam harcı ile vekalet ücretinin maktu olması ve ayrıca yargılama gideri ve bu giderlerden sayılan vekalet ücretinden iptal edilen idari işlemi yapan davalı belediyenin sorumlu tutulması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2016/14501 K: 2020/13

Ağustos 16, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali nedeniyle kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Somut olayda; sicil kayıtlarının illetini teşkil eden idari işlemin idari yargı yerinde iptal edilip, kararın kesinleşmesiyle dayanaksız hale geldiği ve böylece sicil kaydının yolsuz tescil durumuna düştüğü belirlenmek ve benimsenmek suretiyle karar verilmesinde kural alarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; çekişmeli imar parseli olan 134 ada 1 parselin, 613 sayılı kadastral parsel içinde kalan kısımları açıkça belirtilmek suretiyle bu kısımların tapusunun iptaline karar verilmesi gerekirken 134 ada 1 parselin tamamının tapusunun iptaline karar verilerek infaza elverişli olmayan bir biçimde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 613 sayılı kadastral parsel sınırları üzerinde iptal edilen şuyulandırma işlemi ile oluşturulan alanlar (imar yolu, yeşil alan vs), miktarları ve malikleri kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenip rapor eki krokide gösterilmemesi de doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2021/8210 K: 2022/3721

Ağustos 16, 2026 Suat Şimşek 0

Her ne kadar mahkemece dava tarihinden sonra gerçekleşen yasa değişikliği nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de; dava, davalı Belediyelerin yapmış olduğu idari işlem nedeniyle açılmış olup, davanın açıldığı tarihte kadastral parselin ihyasını talep etmekte haklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davacının davanın açılmasına sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceğinden ve davacının dava açma tarihinde haklı olduğu göz önüne alındığında, yapılan yargılama giderlerinden davanın açılmasına sebebiyet veren davalılar Adana Büyükşehir Belediyesi ile, dava konusu taşınmazın belediye sınırlarında meydana gelen değişiklik ile davalı … Belediyesi sınırlarına dahil olan davalı … Belediyesinin sorumlu tutulması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/260 K : 2025/835

Ağustos 16, 2026 Suat Şimşek 0

7221 s. Yasayla 3194 s. İmar Kanunu’nun 18. maddesine eklenen hükme göre, imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi durumunda çeşitli hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti hâlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği kabul edilmiştir. Bu hüküm uyarınca dava konusu uyuşmazlığın idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiğinden, imar parselinin kadastral parsele ihyasına yönelik dava konusu talebin, kanun değişikliği nedeniyle reddine karar verilmesi için yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2024/5185 K: 2025/3489

Ağustos 15, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, taşınmazın aynına (mülkiyete) ilişkin olmayıp, 3402 sayılı Kanun’un (22/a) maddesi uyarınca yapılan çalışmalar sonucunda taraflara ait taşınmazlar arasındaki yanlış olarak geçirildiği iddia olunan sınırın düzeltilmesi istemine ilişkin olup, Mahkemece, kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenecek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi ve harcın da maktu olarak belirlenmesi gerekirken, harcın nisbi olarak belirlenmesi ve nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2021/4495 K: 2022/8668

Ağustos 15, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkindir. Bu davada yenileme kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığı denetlenir. Mahkemece öncelikle, belirtilen eksik belgeler ilgili yerlerden getirtilerek dosya arasına alınmalı, bundan sonra önceki bilirkişiler dışında seçilecek harita mühendisi ve jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi sıfatına sahip bilirkişilerin de dahil olduğu, üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde, inceleme ve araştırma yapılmalı; teknik bilirkişilerden; tesis paftası, bu paftada değişiklik yapan ifraz krokileri ve uygulama kadastrosu paftasının ölçekleri eşitlenerek; bu haritalarda gösterilen sınırların tümünün aynı kroki üzerinde farklı renklerle, ayrı ayrı gösterilmesi hususu da özellikle istenerek yukarıda açıklanan ilkelere uygun ve denetime elverişli bir rapor alınmalı, bundan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E: 1986/9528 K: 1986/11450

Ağustos 14, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının dayandığı pay iştirak halinde mülkiyete konu ise tüm iştirakçilerin birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce tasdikli muvafakat belgesi ibrazı suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekalet vermekle yapılabilir. Muvafakat veren ortak haktan vazgeçtiğini de beyan ederse davanın kabulü halinde şufalı pay diğerleri adına davacı adına tescil edilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakati sağlanamazsa payı bırakan murisin terekesine mümessil tayini için davanın kabulü halinde şufalı payın tereke adına tescili gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu E: 1957/7 K: 1958/3

Ağustos 14, 2026 Suat Şimşek 0

Şufa davalarındaki avukatlık parasının hissenin afaki değerine göre değil fakat şufa parası üzerinden hesaplanması esasının tatbikinde bir cihetin göz önünde tutulması gerekir. Davalı taraf, hissenin davacıya geçmesi isteğini kabul etmemiş ise o zaman avukatlık ücreti şufa parasının tamamına göre hesaplanır. Fakat davalı taraf, hissenin davacıya geçmesi isteğinin haklı olduğunu kabul etmekle beraber davacının ödenek istediği şufa parasının gerçeğe uygun olmadığını ileri sürerek sadece şufa parasının bir kısmına itiraz etmiş bulunur ve dava açılmasına da sebebiyet vermemiş olursa o zaman avukatlık parasının hesabında sadece uyuşmazlık konusu teşkil etmiş bulunan şufa parası miktarı esas olur, yoksa şufa parasının tamamı değil. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1977/6-535 K: 1977/701

Ağustos 14, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının şufa davası açtığı taşınmaz hakkında, davalının satış vaadi senedine dayanarak aleyhine cebri tescil davası açtığı, satış vaadinin senedi geçerli olduğu ve yapıldığı andan itibaren mülkiyeti geçirme yükümlülüğünü yüklediği, bu dava kabul olunduğu takdirde davacının paydaşlık sıfatı kalmayacağı ve dolayısıyla şufa davasının kabul olunamayacağı ve bu itibarla satış vaadi senedine dayanarak açılan tescil davasının sonucunun beklenmesi gerektiği. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E: 1990/1 K: 1991/1

Ağustos 13, 2026 Suat Şimşek 0

Müşterek veya iştirak halindeki mülkiyette şuyuun giderilmesi sonucu elde edilen satış bedelinden muhdesatı yapan paydaşa ödenecek miktarın muhdesatın vücuda getirildiği tarihte bunun yapılması için harcanan parayla sınırlı bulunmadığına 22.2.1991 gününde yapılan ilk toplantıda, E. 1990/1, K. 1991/1 sayı ile üçte ikiyi geçen çoğunlukla karar verilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2015/11276 K: 2017/1041

Ağustos 13, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, TMK’nın 713. maddesi uyarınca açılan tapusuz taşınmazın tesciline yöneliktir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3. maddesinin 2. fıkrası gereğince davada, ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücreti verileceği hükme bağlanmış olduğuna göre mahkemece davalılar lehine tek vekalet ücreti verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; görülmekte olan davanın tescil davası olduğu dikkate alındığında davalılar lehine nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken mahkemece yanılgı sonucu maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması hatalı olmuş ve hükmün bu yönü ile de bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2007/2273 K: 2007/2928

Ağustos 13, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, 4721 sayılı TMK’nın 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Bu tür davalarda davanın başarıya ulaşması halinde, gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişilerinin, gerekse tapu iptali ve tescil davalarında kayıt malikinin mirasçıları harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece, yargılama gideri, avukatlık ücreti ve harcın davalılara yükletilmiş olması doğru olmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2009/277 K: 2009/352

Ağustos 12, 2026 Suat Şimşek 0

Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” tümcesinden tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, kayıt malikinin belirlenmemesi amaçlanmıştır. Kadastro yoluyla oluşturulan kayıtlarda, malik sütununun boş ve açık bırakılması, kayıt malikinin kimliğini ortaya koyacak bilgilerin bulunmaması, soyut bir ismin yazılı olması veya hayali ve mevcut olmayan bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir. Kayıt malikinin veya mirasçılarının ve bunların adreslerinin bilinmemesi, tanınmamaları, kendilerine tebligat yapılamamış olması, o kişinin bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. TMK.713/2. maddesinde tapu kaydının hukuki değerini yitirmesine yol açan üç ayrı sebep birbirinden ayrı düzenlenmiştir. Bu fıkradaki yollama nedeniyle aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı koşullar birleşmiş olup bu sebeplerin kazanmayı sağlayan zilyetlikle birlikte değerlendirilip mütalaa edilmesi gerekir. Hiç şüphesiz ki bu sebepler yönünden ayrı ayrı açılan davalar sonunda verilen hüküm diğer sebepler bakımından kesin hüküm oluşturmaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu E: 2005/1 K: 2007/1

Ağustos 12, 2026 Suat Şimşek 0

TMK.nun 714. maddesi, zamanaşımının uygulanması bakımından Borçlar Kanunu’na yollama yapmıştır. Fıkrada ayrık durum öngörülmediğinden, davacı tarafından açılan dava ile işlemekte olan zamanaşımı kesinleşecektir. Kaldı ki davalı tarafın tescil istemine karşı koyması da zamanaşımını keser. Davaya karşı konulmasının itiraz olarak nitelendirilmesi sonuca etkili değildir. Dava tarihinden, tescil isteminin eksik süre yönünden reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihe kadar gerçekleşen zilyetlik ise davaya konu olması itibariyle hesaba katılamaz. Sonradan açılan tescil davasında da zilyetlikle kazanma koşullarının tümünün birlikte gerçekleşmesi zorunlu bulunmaktadır. Tescil davasının süre yönünden reddedilmesi halinde; aynı yerle ilgili olarak açılan 2. davanın olumlu sonuçlanabilmesi için, ilk kararın kesinleşmesinden itibaren taşınmaz üzerindeki zilyetliğin davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla yeniden 20 (yirmi) yıl sürmesi gerektiğine karar verildi. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2007/76 K: 2007/58

Ağustos 12, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinin öngördüğü koşullara sahip olan kişinin tescil talebinde bulunabilmesinin, hakkın doğmuş olması koşuluna bağlı olduğu şüphesizdir. Kişinin talebi üzerine mahkemece yapılacak işlem, koşulların mevcut olduğunun tespiti halinde, tescile karar vermekten ibarettir. Kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluşması ile taşınmaz üzerindeki zilyetlik kendiliğinden mülkiyet hakkına dönüşmeyip; zilyet yararına “tescili talep hakkı” doğmaktadır. Bu husus Medeni Kanun’un 713/1.maddesinde zilyedin tescil talebinde bulunabileceği şeklinde ifade edilmiştir. Bu nedenle, hakimin tescil kararı ile yeni bir hukuki durum ortaya çıkar ve bu karar kesinleştiği tarihten ileriye yönelik olarak sonuç doğurur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 1980/799 K: 1980/1779

Ağustos 11, 2026 Suat Şimşek 0

Deniz kenarında bulunan ve denizden ayrılması ve ayrı olarak düşünülmesi mümkün olmayan ve olağan şartlar altındaki meteorolojik olaylara göre denizin etkisinde kalan ve denizden oluşan kıyıdaki kumluk, bataklık, kamışlık, sazlık, taşlık ve kayalık gibi yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile iktisap olunamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2007/4-212 K: 2007/261

Ağustos 8, 2026 Suat Şimşek 0

Satış işlemi yapılırken; satıcının kimlik belgesi sureti işlem dosyasına alınmamış ve dosyadaki asıl malikin hüviyeti ile karşılaştırılmamıştır. Gerçek malikin tescil dosyasında bulunan fotoğrafı ile sahte satıcının evraka eklediği fotoğraflar çok farklı olmasına karşın işlem ilgili memurlar tarafından ifa edilmiştir. Tapudaki nüfus bilgileri ile akit tablosundaki nüfus kayıt bilgileri farklı olmasına rağmen satış işlemi yapılmıştır. Tapuda işlem yapan memurlar, bu işlem sırasında gerçek malikin kimliğine ilişkin hiç bir evrakı incelememişler, satışın yapılmasına göz yummuşlardır. Bunların yaptıkları eylem nedeniyle Devletin sorumluluğu yönünden illiyet bağı bu olayda kesilmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/543 K: 2026/1066

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/261 K: 2026/875

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/6105 K: 2026/595

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/5822 K: 2026/759

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/1587 K: 2026/616

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2986 K: 2026/679

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2565 K: 2026/662

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2246 K: 2026/674

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3973 K: 2026/731

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/4519 K: 2026/578

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/613 K: 2026/572

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3103 K: 2026/742

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/1390 K: 2026/615

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/6409 K: 2026/476

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2966 K: 2026/542

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3664 K: 2026/481

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3664 K: 2026/481

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/4105 K: 2026/602

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/93 K: 2026/1061

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3018 K: 2026/676

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine dair verdiği kararı davacı vekilinin istinaf ettiği, İlk Derece Mahkemesinin kararın kesin olması nedeniyle istinaf talebini reddettiği, davacı vekilinin istinaf talebinin reddine dair kararı istinaf ettiği, bunun üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu dosyanın esasına girmeksizin ve davanın reddedilmesine neden olan fiili taksim olgusunu incelemeksizin kesinlikten reddettiği, ancak, yasal değişiklikle birlikte rayiç değer teorisi çerçevesinde inceleme yapılacağından kararın kesin olamayacağı göz önünde bulundurulduğunda Bölge Adliye Mahkemesince işin esası olan fiili taksim olgusuna yönelik inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde verilen karar doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3019 K: 2026/681

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile 4721 sayılı Kanun’a eklenen geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında, 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde yapılan bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda da uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda; 02.09.2021 tarihli satış işlemine karşı eldeki ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davası 12.01.2022 tarihinde açılmıştır. Yukarıda açıklanan ön alım konusu payın değerine ilişkin yasa değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda da uygulanacağı hükmü karşısında, davalının temyiz talepleri de nazara alınarak ön alım konusu payın değerinin tespiti için tarafların beyan ve delilleri de değerlendirilerek taşınmaz başında yeniden keşif yapılmak suretiyle kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 25.12.2025 tarihi itibariyle rayiç değerinin tespiti yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde verilen karar doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2356 K: 2026/696

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Ayrıca ön alım hakkı sahibine, davanın taraflarınca resmî satış sözleşmesindeki bedelin ön alım bedeli olarak kabul edilmediği, bedelin uyuşmazlık konusu yapıldığı durumlarda, ön alım bedelinin hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenmesi, bu bedelin yine hâkim tarafından belirlenen yere, verilen kesin süre içinde nemalandırmak üzere ön alım hakkını kullanan davacı tarafından nakden yatırılma yükümlülüğü getirilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2213 K: 2026/690

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Ön alım hakkı sahibine, davanın taraflarınca resmî satış sözleşmesindeki bedelin ön alım bedeli olarak kabul edilmediği, bedelin uyuşmazlık konusu yapıldığı durumlarda, ön alım bedelinin hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenmesi, bu bedelin yine hâkim tarafından belirlenen yere, verilen kesin süre içinde nemalandırmak üzere ön alım hakkını kullanan davacı tarafından nakden yatırılma yükümlülüğü getirilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2791 K: 2026/697

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, ön alım hakkına konu satışta depo bedeli 74.067,02 TL belirlenmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince bu miktar esas alınarak hükmün kesin olduğuna karar verilmiş ise de yukarıda belirtilen kanun değişikliği nedeniyle davaya konu payın Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki rayiç değeri belirlenerek bu miktarın depo edilmesi ve kesinliğin bu miktar esas alınmak suretiyle belirlenmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2386 K: 2026/575

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik TMK’nin 734. maddesinin ikinci fıkrasında bir düzenleme yer almadığından, önalım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/8 K: 2026/892

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

İlk Derece Mahkemenin 28.02.2025 tarihli ek kararı ile istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise ek karara yönelik davacı itirazlarını esastan reddetmiştir. Ne var ki, davaya konu resmî senet incelendiğinde satış bedelinin 2.000,00 TL olduğu, ancak Mahkemesince yapılan keşif sonrası dosyaya sunulan bilirkişi raporunda ön alıma konu payın dava tarihi itibariyle değerinin 85.586,90 TL olduğu bildirilmiştir. O hâlde, yukarıda değinilen kanuni değişiklik uyarınca dava değeri 85.586,90 TL olup İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibariyle istinaf kesinlik sınırı olan 40.000,00 TL’nin üzerinde bulunduğundan hükmün bu nedenle bozulması ve dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/4003 K: 2024/4978

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Fen bilirkişi raporuna ekli krokiden anlaşıldığı üzere yola ulaşımı engelleyen su kanalı bulunduğu ancak fen bilirkişi raporunda yola bağlantı sağlayacak seçenekler belirtilirken bu hususun değerlendirilmediği, mahkemece de kanal üzerinden geçit kurulup kurulamayacağının ilgili kurumdan sorulmadığı görülmektedir. DSİ’ye ait kanal üzerinden bu şekilde geçit hakkı tesisi doğru değildir. Kaldı ki; taşınmazın kuzeyinde de kadastral yol bulunduğu halde bu yola bağlanabilecek seçenekler de araştırılmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/3780 K: 2024/4799

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hâllerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/3691 K: 2024/6017

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/3562 K: 2024/4559

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/3446 K: 2024/4861

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Davalı parsel malikleri lehine “akti yol” olarak belirlenen kısımdan hüküm kurulurken “kesintisizlik ilkesi” gereği yola ulaşabilmek için yolun devamındaki 268 parsel sayılı taşınmazdan geçen kısımdan da hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde kesintisizlik esası dikkate alınmaksızın 268 parsel sayılı taşınmaz aleyhine geçit kurulmadan hüküm verilmesinin yeniden bozmayı gerektirdiği, kabule göre de, dava konusu parsellerin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/a maddesi uyarınca yenileme görmesi sonucunda oluşan yeni ada ve parsel numaraları belirtilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken sicil kaydı kapalı ada/parsel numaraları üzerinden hüküm kurulmasının doğru görülmediği Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/2782 K: 2024/4234

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/2497 K: 2024/3463

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/5749 K: 2014/5818

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez, dava açılamaz. Miras bırakanın ölümü ile tereke mirasçılara intikal eder ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar. Miras bırakan kadastro tespitinden sonra ölmüş olup, hak düşürücü süre uygulanamayacağından işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E: 2023/7903 K: 2024/865

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davanın tamamen reddi nedeniyle, davalı idare lehine maktu vekâlet ücreti verilmesi gerekirken nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2017/8446 K: 2020/1327

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

Davalı hakkında açılan davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi nedeniyle davalı lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken dava değeri üzerinden hesaplanan nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Mahkemece davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi durumunda, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesi gereğince, vekâlet ücretinin maktu olması gerektiği, mahkemece nisbi vekâlet ücretinin yazılmasının maddi bir hata olduğu Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2025/6882 K: 2025/14681

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesine istinaden açılan tazminat davasında mahkemece davalı yönünden davacının maddi tazminat istemi kısmen reddedildiğine göre, kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, reddedilen miktarı geçmeyecek şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2017/7656 K: 2020/456

Temmuz 30, 2026 Suat Şimşek 0

492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesinde “Değer ölçüsüne göre harca tâbi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır…” hükmüne yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlenme karşısında tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davalar belirsiz alacak davası niteliğinde olmayıp nispi harca tâbi davalardandır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E: 2025/8998 K. 2026/3549

Temmuz 30, 2026 Suat Şimşek 0

Taraflar arasındaki taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde bırakılması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmelidir. Bu davada davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinde nispi vekalet ücretine hükmedilir. Herhangi bir davalı açısından dava husumet yokluğu nedeniyle reddedilirse maktu vekalet ücretine hükmedilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E: 2021/14829 K: 2022/8099

Temmuz 27, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu kaydının hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin dava konusu taşınmaza 16/06/2014 tarihi esas alınarak değer biçildiğinden, bu tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekirken faiz başlangıç tarihinin dava tarihi ve ıslah tarihi olarak belirlenmesi doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2017/5212 K: 2017/10967

Temmuz 27, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle uğranılan zararların 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davalar, nispi harca tabi davalardandır. Harçlar Kanunu’nda, harç alınması veya tamamlanması yanların isteğine bırakılmamış; yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmıştır. Davacı vekilinin tazminat talebinde bulunduğu, yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile tazminat miktarını artırdığı, ancak ıslah harcını yatırmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Islah işlemi, değer artırmaya yönelik ise nispi harca tabidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/15167 K: 2015/11420

Temmuz 26, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu kaydında düzeltim istenmesi üzerine davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde davalı lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücreti takdir edilmemesi doğru görülmemiş ise de bu husus kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/543 K: 2026/1066

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/261 K: 2026/875

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/6105 K: 2026/595

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/5822 K: 2026/759

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/1587 K: 2026/616

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2986 K: 2026/679

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2565 K: 2026/662

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2246 K: 2026/674

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3973 K: 2026/731

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/4519 K: 2026/578

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/613 K: 2026/572

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3103 K: 2026/742

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/1390 K: 2026/615

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/6409 K: 2026/476

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2966 K: 2026/542

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3664 K: 2026/481

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3664 K: 2026/481

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/4105 K: 2026/602

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/93 K: 2026/1061

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde bir düzenleme yer almadığından, ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3018 K: 2026/676

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine dair verdiği kararı davacı vekilinin istinaf ettiği, İlk Derece Mahkemesinin kararın kesin olması nedeniyle istinaf talebini reddettiği, davacı vekilinin istinaf talebinin reddine dair kararı istinaf ettiği, bunun üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunu dosyanın esasına girmeksizin ve davanın reddedilmesine neden olan fiili taksim olgusunu incelemeksizin kesinlikten reddettiği, ancak, yasal değişiklikle birlikte rayiç değer teorisi çerçevesinde inceleme yapılacağından kararın kesin olamayacağı göz önünde bulundurulduğunda Bölge Adliye Mahkemesince işin esası olan fiili taksim olgusuna yönelik inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde verilen karar doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/3019 K: 2026/681

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile 4721 sayılı Kanun’a eklenen geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında, 4721 sayılı Kanun’un 734/2 hükmünde yapılan bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda da uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda; 02.09.2021 tarihli satış işlemine karşı eldeki ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davası 12.01.2022 tarihinde açılmıştır. Yukarıda açıklanan ön alım konusu payın değerine ilişkin yasa değişikliği ve bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda da uygulanacağı hükmü karşısında, davalının temyiz talepleri de nazara alınarak ön alım konusu payın değerinin tespiti için tarafların beyan ve delilleri de değerlendirilerek taşınmaz başında yeniden keşif yapılmak suretiyle kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 25.12.2025 tarihi itibariyle rayiç değerinin tespiti yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde verilen karar doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2356 K: 2026/696

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

Ayrıca ön alım hakkı sahibine, davanın taraflarınca resmî satış sözleşmesindeki bedelin ön alım bedeli olarak kabul edilmediği, bedelin uyuşmazlık konusu yapıldığı durumlarda, ön alım bedelinin hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenmesi, bu bedelin yine hâkim tarafından belirlenen yere, verilen kesin süre içinde nemalandırmak üzere ön alım hakkını kullanan davacı tarafından nakden yatırılma yükümlülüğü getirilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2213 K: 2026/690

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

Ön alım hakkı sahibine, davanın taraflarınca resmî satış sözleşmesindeki bedelin ön alım bedeli olarak kabul edilmediği, bedelin uyuşmazlık konusu yapıldığı durumlarda, ön alım bedelinin hâkim tarafından gecikmeksizin belirlenmesi, bu bedelin yine hâkim tarafından belirlenen yere, verilen kesin süre içinde nemalandırmak üzere ön alım hakkını kullanan davacı tarafından nakden yatırılma yükümlülüğü getirilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2791 K: 2026/697

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, ön alım hakkına konu satışta depo bedeli 74.067,02 TL belirlenmiş olup Bölge Adliye Mahkemesince bu miktar esas alınarak hükmün kesin olduğuna karar verilmiş ise de yukarıda belirtilen kanun değişikliği nedeniyle davaya konu payın Kanunun yürürlüğe girdiği tarihteki rayiç değeri belirlenerek bu miktarın depo edilmesi ve kesinliğin bu miktar esas alınmak suretiyle belirlenmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2026/8 K: 2026/892

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

İlk Derece Mahkemenin 28.02.2025 tarihli ek kararı ile istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise ek karara yönelik davacı itirazlarını esastan reddetmiştir. Ne var ki, davaya konu resmî senet incelendiğinde satış bedelinin 2.000,00 TL olduğu, ancak Mahkemesince yapılan keşif sonrası dosyaya sunulan bilirkişi raporunda ön alıma konu payın dava tarihi itibariyle değerinin 85.586,90 TL olduğu bildirilmiştir. O hâlde, yukarıda değinilen kanuni değişiklik uyarınca dava değeri 85.586,90 TL olup İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi itibariyle istinaf kesinlik sınırı olan 40.000,00 TL’nin üzerinde bulunduğundan hükmün bu nedenle bozulması ve dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2025/2386 K: 2026/575

Temmuz 23, 2026 Suat Şimşek 0

7571 sayılı Kanun ile değişik TMK’nin 734. maddesinin ikinci fıkrasında bir düzenleme yer almadığından, önalım hakkına konu payın rayiç değerinin belirlenmesinde, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davalar bakımından dava tarihinin, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış ve bu tarihte derdest davalar bakımından ise değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması kanunun amacına ve hukukun genel prensiplerine uygun olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/648 K: 2025/512

Temmuz 22, 2026 Suat Şimşek 0

Yargılama sırasında dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Kaldı ki üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2013/6902 K: 2013/8694

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

6100 sayılı HMK’nun 297/2. maddesinde kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddütü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalı, hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulmamalıdır. Mahkemece, açıklanan madde hükmü göz ardı edilerek “geçit bedeli depo edilip karar kesinleştiği taktirde tapuya tesciline” şeklinde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/5270 K: 2006/6486

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Yöresel halkın yararlandırılmasına sunulan meralardan geçit hakkı verilemez ise de, mahkemece, taşınmazların ana yola çıkışını gösterir şekilde krokisi getirtilip, mahallinde keşif yapılarak 103 parsel dışında uygun geçit alternatifleri araştırılıp, bilirkişiden Yargıtay denetimi yapabilmesi için gerekçeli taşınmazlar ile etrafını gösterir harita ve rapor alınmalı, en uygun geçit yeri saptanmalı, varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/13204 K: 2006/14837

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Aleyhine geçit hakkı kurulan taşınmaz tapuda (…) Üniversitesi adına tarla niteliği ile kayıtlı olup (…) Üniversitesi Geliştirme Vakfı lehine 49 yıl süre ile intifa hakkı ile yükümlüdür. İntifa hakkının niteliği gereğince bu hakkın sahibi olan vakfın da davada yer alması gerektiğinin düşünülmemesi, taşınmazın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca birinci derecede sit alanı kabul edildiği yine arazinin tescilli orman alanı konumunda olduğu hususundaki davalı savunmalarının gözetilmemesi, davalı üniversiteye ait taşınmazların kullanımına ilişkin özel düzenlemeler bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın 1903 parselden geçit hakkı tesis edilmesi doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/1901 K: 2007/2841

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil ortaktır. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunumuzda bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri, ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsenmiştir ve dava ehliyetinin varlığı mahkemece resen araştırılması gereken hususlar arasındadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2010/13678 K: 2011/73

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunu’nun 747. maddesi genel yola çıkmak için yeterli yolu bulunmayan taşınmaz sahibi ve malikine bu hakkı tanımıştır. Lehine geçit hakkı istenen 4196 sayılı parsel tapuda Hazine adına kayıtlı olup taşınmaz üzerindeki gecekondusu nedeniyle davacıya tapu tahsis belgesi verilmiştir. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Davacı mülkiyet hakkı sahibi olmadığından geçit kurulması talebinde bulunamaz. Bu nedenle davacının dava açma sıfatı bulunmadığından davanın reddi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/11433 K: 2015/2308

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, geçit hakkı kurulması isteğine ilişkindir. 6100 sayılı Kanunun2. maddesi gereğince, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ve şahıs varlığına ilişkin davalarda aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemeleri görevlidir. Somut olaya gelince; dava, 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 09.05.2013 tarihinde açıldığından asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/9984 K: 2008/10854

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece davacı taşınmazı sınırında bulunan yolun, davacının ihtiyacına cevap verip vermediği kot farkı nedeniyle yolun kullanılması mümkün olamıyorsa, onarılmak suretiyle geçide elverişli duruma gelip gelmeyeceği, yerinde keşif yapılarak incelenmeli, yukarıdaki ilkelerde gözetilerek sonuca gidilmelidir. Eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2010/817 K: 2010/1608

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının evinin konumu nedeniyle parselinin arka kısmında bulunan diğer binalara (pansiyon) araç girişinin olanaklı olmaması geçit isteminin kabulünü gerektirmez. Yukarıda da açıklandığı üzere geçit ihtiyacının varlığından söz edilebilmesi için yararına geçit hakkı istenilen parselin yola cephesinin bulunmaması veya mevcut yolun yetersiz olması gereklidir. Somut olayda; mahkemece, dava konusu 36 sayılı parsel yararına, 39 sayılı parselden geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir. Ancak, dosyaya sunulan pafta örneği ve bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere 36 sayılı parselin doğusu yola cephelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/3016 K: 2014/7139

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, mahkemece davacının geçit yoksunluğu ve geçit yetersizliği sebebine dayalı olarak davalıların parselinden yol istemesi için haklı sebebi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de dosya içerisindeki pafta örneğine göre davacı adına kayıtlı 22 parsel sayılı taşınmazın zeminde yol olarak kullanılan alana cephesi nokta şeklinde gözükmektedir. Bu nokta şeklindeki bağlantının yola giriş ve çıkışı sağlayacak genişlikte olmadığı açık olduğundan davacı adına kayıtlı taşınmaz nispi geçit ihtiyacı içinde bulunmaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2012/6072 K: 2012/6763

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit davalarında amaç, genel yolla bağlantısı bulunmayan taşınmaz parçalarının genel yola kesintisiz bağlantısını sağlamaktır. Davacı 2368, 2367 ve 2362 parsel sayılı taşınmaz maliklerini davalı göstermiş ise de 2678 parsel sayılı taşınmaz dava dışı kişi adına özel yol vasfıyla tescilli olup davacı tarafından kullanılması için bu taşınmaz üzerinde de davacı parseli lehine geçit tesisine ihtiyaç vardır. Bu nedenle 2678 parsel sayılı taşınmazın maliki harçlı dahili dava dilekçesi ile bu davaya dahil ettirilerek veya hakkında ayrıca dava açılarak bu davayla birleştirilmek suretiyle taraf teşkili sağlanmalıdır. Hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2013/3285 K: 2013/5219

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Bu tür davalarda, davacı ve davalı şahısların leh ve aleyhine değil, taşınmazların leh ve aleyhine geçit kurulması gerektiğinden davacının eşine ait başka taşınmazı da kullanmakta olduğu ve bu taşınmazdan ana yola geçit imkanının bulunduğu gerekçesi ile davanın reddi doğru değildir. Taşınmazın davacının eşi adına kayıtlı olması ise belirlenecek güzergahlarda komşuluk hukuku ilkeleri gereğince üçüncü şahısların taşınmazlarına göre bu taşınmazdan müstakilen veya kısmen geçit kurulması konusunda tercih nedeni olabilir. Devamını Oku