Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/67 K: 2014/4005

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Ancak aleyhine geçit hakkı kurulan taşınmazın kültür ve tabiat varlığı olduğu yönünde tapu kaydının beyanlar hanesinde belirtme bulunduğundan, bu durumun geçit kurulmasına engel oluşturup oluşturmayacağı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulundan sorularak alınacak cevaba göre geçit kurulabilecek seçenekler üzerinde yeniden değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/14722 K: 2015/10749

Temmuz 19, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit hakkı davalarında hakim tarafından kesin süre verilirken; kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması, verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi, yapılacak işlem veya işlemler teker teker, varsa masrafının miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi, sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2012/16121 K: 2013/4440

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve pay oranında tescil isteğine ilişkin olarak açılan davada dava dışı mirasçı kişi tarafından açılmış dava bulunmadığı ve davacı tarafından tüm mirasçılar adına tescil talep edilmediği halde, istek aşılarak mirasçı dava açmayan mirasçıya da pay verilmek suretiyle iptal ve tescile karar verilmiş olması doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/2881 K: 2013/4364

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece son kayıt maliki davalının iyiniyetli olduğu sonucuna varılmış ise de tanık anlatımlarından davalının diğer davalıya ait işyerinde çalıştığı anlaşılmakta olup dosyaya ibraz edilen ve davalılar tarafından açıkça itiraz edilmeyen fotoğrafların da bu olguyu doğruladığı görülmektedir. O halde, son kayıt maliki olan davalının, durumu bilen ya da en azından bilmesi gereken konumda olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, davalının TMK’nun 2. maddesi anlamında iyiniyetli sayılamayacağı ve aynı yasanın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı kuşkusuzdur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2014/19395 K: 2017/762

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalar, miras bırakanın muvazaalı sözleşme ile taşınmazı devrettiği kişi, onun mirasçısı ya da muvazaalı yahut kötü niyetli olarak taşınmazı devralan ikinci ve sonraki el durumunda bulunan kişiler aleyhine açılabilir. Bu durumda dava konusu taşınmazların, kadastro tutanakları ve varsa kadastro tutanaklarına dayanak belgelerin, tapuya ilk tescillerinden itibaren tüm maliklerini ve el değiştirmelerini gösterir tedavüllü tapu kayıtlarının, geldi ve gittilerinde ifraz veya imar sözkonusu ise tüm geldi ve gitti tapu kayıtlarının (birbirine takip edecek ve denetlenecek şekilde) ilgili tapu müdürlüğünden temin edilerek son durum mülkiyet bilgileri tespit edildikten sonra değerlendirme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/4252 K: 2011/8340

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Dava konusu temliklerin gerçekleştirdiği tarihte murisin gözetmediği başkaca mirasçısı yoktur. Davacı ile bu temliklerden sonra evlenmiştir. Bir başka ifadeyle temlik tarihinde davacının mirasçılık sıfatı yoktur ve aynı tarihte temlikte bulunmadığı başka bir mirasçısının varlığı söz konusu olmadığına göre yapılan temlik bakımından murisin iradesinin mal kaçırma amaçlı ve muris muvazaası ile illetli olduğu söylenemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E: 2013/11738 K: 2013/12538

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Davanın, tapudaki satışların muris muvazaası olduğu iddiası ile taşınmazların tapularının iptali ile tenkis talebine yönelik, yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda, 3402 Sayılı Yasanın 25/3.maddesi gereğince mahkemenin yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren dava ile ilgili isteklerin incelenmesi kadastro mahkemesinin görevi dışında olduğundan, yenilik doğurucu hüküm almayı gerektiren tasarrufun iptaline ilişkin uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesince görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1.  Hukuk Dairesi E: 1997/10570 K: 1997/11956

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Muvazaalı işlem geçersiz olup hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Ayrıca belirli bir sürenin geçmesiyle veya tarafların olurları (rızaları) ile geçerli hale gelemez. Mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde tutulur. Bu itibarla muvazaa nedenine dayanılarak, her zaman dava açılabilir. Açılan dava sonunda verilen karar yenilik doğurucu değil, açıklayıcı bir karar olduğundan geçmişe etkili (makable şamil) hüküm ve sonuç doğurur. Ayrıca davacının önceki davada çekişmeli taşınmazın terekeye döndürülmesini istemeyip, pay oranında dava açması, daha sonra ölen annesinin payı hakkında dava açmasını engellemez. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, pay oranında iptal ve tescil davası açabilecekleri gibi, taşınmazın terekeye döndürülmesini de isteyebilirler. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/542 K: 2012/905

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Üçüncü kişi konumundaki taşınmazı temlik alan davalının iyi niyetli olup olmadığının belirlenmesi yönünden tarafların bildirecekleri tanıkların dinlenmesi, davalının ekonomik durumunun araştırılması ve tüm kanıtlar değinilen ilkeler ile birlikte değerlendirme yapılması, sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Diğer taraftan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Dava açan mirasçı üçüncü kişi durumunda olduğundan, davasını her türlü delil ile ispat edebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1.  Hukuk Dairesi E: 2007/13020 K: 2008/3383

Temmuz 15, 2026 Suat Şimşek 0

Yenilik doğurucu davaların kadastro mahkemesinin görevine girmediği tartışmasızdır. Oysa muris muvazaası hukuksal nedeniyle açılan davalar mülkiyet hukuku ile ilgili olup, sonucu itibariyle verilen hükümler yenilik doğurucu değil, açıklayıcı nitelik taşırlar. O halde taşınmazın tutanağının düzenlenmesiyle 3402 sayılı Yasa’nın 25. maddesi gereğince genel mahkemenin görevinin sona ereceği ve Kadastro Mahkemesince 3402 sayılı Yasa’nın 30. maddesi hükmü gözetilerek çekişmenin giderileceği açıktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/3137 K: 2011/8013

Temmuz 14, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın murisin öldüğünü bilen eşi vekil Hatice tarafından mal kaçırmak amacıyla düşük bedelle davalıya temlik edildiği, davalının iyi niyetli olmadığı, muris muvazaasının sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Türk Medeni Yasasının 28. maddesi uyarınca, ölümle şahsiyet son bulacağına göre miras bırakanın mirasçılık belgesinde belirlenen mirasçıların miras payları oranında tescile karar verilmesi gerekirken ölü kişi Celal Saim Güney adına tescile hükmedilmiş olması doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/10433 K: 2012/2385

Temmuz 14, 2026 Suat Şimşek 0

Çekişme konusu taşınmazların öncesinde tapusuz ve miras bırakana ait olduğu, onun tarafından bağışlanması sebebiyle kadastro tespitinin davalı adına yapılarak kesinleşmesi ile çap kaydının oluştuğu sabittir. Muris tarafından yapılan tasarruf, mülkiyeti davalıya geçiren işlemlerden ise de; böylesi bir durumda 1.4.1974 tarih 1-2 sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yerinin bulunmadığı ve muris muvazaasına ilişkin iddianın dinlenemeyeceği, koşullarının varlığı halinde TMK’nun 560 ila 571. maddelerinde öngörülen tenkis davasına konu edilebileceği açıktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/5279 K: 2013/8683

Temmuz 14, 2026 Suat Şimşek 0

Dava dışı İbrahim’in miras bırakanın tek erkek çocuğu olduğu, eşi ve çocuklarıyla birlikte babası miras bırakanın yanında kaldığı, alım gücünün bulunmadığı, miras bırakanın satım ihtiyacının olmadığı dosya kapsamı ve tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. O halde, ilk satış işleminin muvazaalı olduğu hususu kuşkusuzdur. Kayıt maliki davalı Ahmet’in durumuna gelince; davalı Ahmet’in, miras bırakanın oğlu İbrahim’in eşinin kardeşinin eşi olması nedeniyle ilk temlik işleminin muvazaalı olduğunu bildiği veya bilecek durumda olduğundan iyiniyetli olduğunun söylenemeyeceği ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan da yaralanamayacağı açıktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2012/492 K: 2012/696

Temmuz 14, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, çekişmeye konu taşınmazın miras bırakan tarafından davalılara 01.11.2004 tarihinde temlik edildiği, miras bırakanın temlik iradesinin gerçekleştiği tarih itibariyle davalı çocukları dışında başkaca mirasçısının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, temlik tarihinde davacı miras bırakan ile aynı evde yaşayan, ücret karşılığı miras bırakana bakıcılık yapan birisidir. Çekişmeye konu taşınmazın öncesinde davalı çocukların annelerine ait ½ payının bulunduğu da gözetildiğinde miras bırakanın mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla hareket ettiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/4252 K: 2011/8340

Temmuz 13, 2026 Suat Şimşek 0

Temlikleri gerçekleştirdiği tarihte mirasbırakanın gözetmediği başkaca mirasçısı yoktur. Bir başka ifadeyle temlik tarihinde davacının mirasçılık sıfatı yoktur ve aynı tarihte temlikte bulunmadığı başka bir mirasçısının varlığı söz konusu olmadığına göre yapılan temlik bakımından murisin iradesinin mal kaçırma amaçlı ve muris muvazaası ile illetli olduğu söylenemez. Şayet davacının murisle evlenmeden önce murisin yapmış olduğu temlik o tarihte mirasçı olan kişi veya kişilerden mal kaçırmak amacıyla yapılmış olsa idi muvazaalı işlemin başlangıçtan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı sebebiyle Türk Medeni Kanununun 599. maddesi hükmü gereğince murisin ölüm tarihinde mirasçısı olan davacının da murisin terekesi üzerinde kanuni hak sahibi olacağı nedeniyle böylesi bir davanın dinlenmesi söz konusu olabilirdi. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/3154 K: 2013/5147

Temmuz 13, 2026 Suat Şimşek 0

He ne kadar, 6100 sayılı HMK’nın 12/3. maddesinde, taşınmazın aynına yönelik davaların birden fazla taşınmaza ilişkin olması halinde taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde diğer taşınmazlarla birlikte dava açılabileceği öngörülmüş ise de; somut olay bakımından, taşınmazların bulunduğu yerlerde ayrı ayrı açılmış olan davaların, yargılamanın sağlıkli biçimde yürütülebilmesi için yine taşınmazların bulunduğu yer mahkemelerinde görülmelerinde hukuki yarar mevcuttur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2001/958 K: 2001/1035

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Vasiyetçi her ne kadar vasiyetnameden, vasiyetname ile bağdaşmayan bir hukuki tasarrufla rücu edebilirse de o tasarrufun hukuki sonuç doğurabilmesi daha açık bir anlatımla vasiyetnameyi ortadan kaldırabilmesi için sonradan yaptığı hukuki tasarrufun geçerli olması gerekir. Öyleyse lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan davalı ve karşı davacı, vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakkına dayanarak vasiyetçinin daha sonra yaptığı satışın muvazaa nedeniyle hüküm ve sonuç doğurup doğurmayacağını ileri sürüp iptal ve vasiyetçi adına tescili yönünde dava açmakta hukuki yararı ve hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2012/8995 K: 2012/14620

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tüm mirasçılar adına tescil isteğine ilişkindir. Somut olayda, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olup, dava dışı ortaklar bulunmaktadır. Hal böyle olunca, davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması ya da miras şirketine Medeni Kanunun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2015/10739 K: 2015/13279

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının davada aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespitinin davanın neticesine etkili olduğu gözetilerek, yukarıda belirtilen gerekçelerle hasımlı açılacak davada davacının mirasçı olarak gösterildiği mirasçılık belgesinin, vasiyet yolu ile mirasçılıktan çıkartıldığı da öne sürülmek suretiyle iptali ve yeni mirasçılık durumunu belirleyen kararın alınması için davalılara önel verilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2012/14532 K: 2013/13205

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası hukuksal nedenine dayanılarak dava açılmışsa da, dava tarihinde miras bırakanın sağ olduğu anlaşılmaktadır. Mirasbırakanın dava devam ederken ölmesi de başlangıçta bulunmayan dava şartını geçerli hale getirmez. O halde, dava tarihi ve miras bırakanın ölüm tarihi gözetildiğinde bu bakımdan da davanın dinlenmesine yasal olanak bulunduğu söylenemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/21279 K: 2014/3467

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak eldeki davanın açıldığı, dava tarihi itibari ile temliki yapan murisin sağ olduğu, bu durumda muris muvazaası iddiasının dinlenemeyeceği, dava dilekçesinde ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanılmadığı anlaşıldığına göre davacıların temyiz itirazı yerinde değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2010/1445 K: 2010/3898

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Bir önceki miras bırakanın (kök miras bırakanının) yaptığı muvazaalı temlik hakkında mirasçılardan biri (ara miras bırakan) dava açmasa bile, ölümü ile onun mirasçılarının dava açma hakları mevcuttur. İcazetle veya belirli bir süre geçtiği halde dava açılmaması ile muvazaalı sözleşme geçerli hale gelmez. Ara miras bırakan sağlığında dava açmasa dahi dava hakkından vazgeçmiş sayılmayacağından, onun hakkı halefiyet kuralı ile mirasçısına geçer. Mirasçı da miras hakkına engel olan kök miras bırakan tarafından yapılan muvazaalı sözleşmenin geçersizliğini ve bu sözleşmeye dayanan tapunun iptalini isteyebilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2017/1263 K: 2019/603

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Mirasbırakanın, davalının eşine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu yanında ileride kendisine de bakacağı düşüncesi ve güveniyle hareket ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim murisin ölmeden önce kendisine bakması için dava konusu taşınmazı davalıya sattığı bir kısım davacı tanıkları tarafından da dile getirilmiştir. Her ne kadar taşınmazın resmi akitteki değeri ile gerçek değeri arasında fark bulunmakta ise de salt bedeller arasındaki oransızlık muvazaanın varlığı için yeterli delil olmadığı gibi terekesinde başka taşınmazları bulunan mirasbırakanın mal kaçırma amacıyla hareket etmesi halinde bu taşınmazları da temlik edebileceği halde etmediği gözetildiğinde, dava konusu taşınmazın temlikinin muvazaalı olmadığının kabulünü gerektirmektedir. Diğer taraftan, temlik tarihinden sonra yatağa bağımlı halde yaşayan kayınpederine normal bir bakımın ötesinde bakım ve destek sağlayan davalının bu aşırı hizmetinin semen olarak değerlendirilmesi hukuka uygun düşeceğinden, böyle bir durumda yapılan temlikin ivazlı olduğunun kabulü gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2015/10511 K: 2018/10064

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlar, taşınır mal niteliğindedir. Tapusuz taşınmazlarda zilyetlikten ibaret olan hakkın devri suretiyle yapılan elden bağışlama sözleşmeleri hiçbir şekilde biçim koşuluna bağlı değildir. Bu nedenle gizlenerek yapılan bağış niteliğindeki tasarruflar geçerlidir. Bu tür durumlarda 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İBK’nın uygulanma yeri yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2019/3547 K: 2020/4435

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Bilindiği üzere, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında dava değerinin, çekişme konusu taşınmazın tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçıların paylarına isabet eden toplam değer olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda, taşınmazın mahkemece belirlenen değerinden davacıların miras payına karşılık gelen miktar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2019/2250 K: 2021/1483

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda, tapu iptali ve tescil istekli davaların kayıt malikine karşı açılması gerektiğinde kuşku yoktur. Kayıt maliki olmayan kişiler haklarındaki davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Pay oranında açılan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda dava değeri davayı açan mirasçı veya mirasçıların her birinin payına isabet eden değerdir. Temyiz kesinlik sınırı da aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan paydaşların her birinin payına isabet eden değerdir. Dava konusu taşınmazın/taşınmazların değerleri nazara alınarak davacıların miras payı oranında davalı aleyhine harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2017/2390 K: 2017/3002

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Miras bırakanın mirasçısından mal kaçırma amacıyla yaptığı temliki işlemler bakımından miras bırakanın iradesi ile mirasçıların yararının çatıştığı kuşkusuzdur. Bunun sonucu olarak da, her bir mirasçının kendi hakkı yönünden üçüncü kişi sıfatıyla miras payı oranında tapu iptali tescil isteğinde bulunabilmesine olanak tanınmıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/13109 K: 2013/15494

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muvazaalı sözleşmenin yapıldığı tarihte mirasçı olmayan, ancak sonradan mirasçılık hakkını kazanan herkesin muris muvazaasına dayanarak sözleşmenin geçersizliğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil davası açabilme hakkının bulunduğunun kabulü gerekir. Başka bir mirasçının açtığı dava sonunda terekeye döndürülen bir taşınmazdan pay alan kişiye muvazaalı sözleşmenin yapıldığı sırada mirasçı bulunmadığından, daha sonra mirasçılık sıfatını kazandığından söz edilerek dava açma hakkı tanınmaması bu yöndeki uygulamaya, muvazaa kurallarına ve Medeni Kanununun mirasçılığa ilişkin buyurucu nitelikteki hükümlerine ters düşer. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/8427 K: 2013/15913

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Miras bırakan tarafından sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapılmışsa, mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2012/13997 K: 2013/2271

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası davasında da dava mevzuu hakkın halefiyet yoluyla miras bırakandan gelmesine karşın dava açma hakkının halefiyete dayanmayıp bizzat mirasçının kendisine ait haktan (anılan kararın yukarıya alınan sonuç ve özet bölümünde vurgulandığı gibi saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların) yararlanacağı, bu itibarla da dava açan mirasçı veya mirasçıların, tereke iştirak halinde bulunsa dahi pay oranında iptal ve tescili isteyebilecekleri kuşkusuzdur. Bu takdirde, iştirakin sağlanmasına yani dava dışı mirasçıların olurlarının alınmasına veya terekeye temsilci atanmasına da gerek yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2012/3953 K: 2012/7046

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Dava dilekçesinin içeriği ve iddiaların ileri sürülüş biçimine göre davada taraf muvazaasına dayanıldığı açıktır. Bilindiği üzere; kooperatif payının devri yönünden yapılan temliklere muris muvazaasına ilişkin 01/04/1974 tarih, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri yok ise de Borçlar Kanunu’nun 18. maddesinin uygulanmasına mani bir hal bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2014/560 K: 2015/2371

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muvazaa iddiasına dayalı davaların da zamanaşımına ve hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği yargısal uygulamayla benimsenmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 22.6.1983 gün ve 479/719 sayılı kararında da belirtildiği üzere muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zamanın geçmesi ile görünürdeki işlemin geçerli hale gelemeyeceği kuşkusuz bulunduğundan, muvazaa iddiası her zaman ileri sürülebilir. Bu nedenle muvazaa iddialarında zamanaşımı kabul edilmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2003/458 K: 2003/470

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası olgusunu etraflı olarak tanımlayıp, koşullarına açıklık getiren, 1.4.1974 gün ½ sayılı içtihadı birleştirme kararının, mülkiyetin nakline ilişkin temliki işlemleri kapsamına alıp, belli bir kişi yararına sınırlı bir süre için tesis edilen intifa hakkını içermediğinde hiçbir kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Bu bağlamda, içtihadı birleştirme kararlarının içerik ve kapsamının kıyas yoluyla genişletilmesine olanak bulunmadığının da vurgulanması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/5749 K: 2014/5818

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez, dava açılamaz. Miras bırakanın ölümü ile tereke mirasçılara intikal eder ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar. Miras bırakan kadastro tespitinden sonra ölmüş olup, hak düşürücü süre uygulanamayacağından işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2013/19828 K: 2014/9074

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaası ve tenkis iddiasına dayalı dava açma hakkı ölümle doğacağından davalının sağlığında yaptığı temlikler bakımından muvazaa ve tenkis iddiaları dinlenemez. 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, konusu ve sonuç bölümü itibariyle, murisin kendi üzerindeki tapulu taşınmazlar yönünden yaptığı temliki işlemler için bağlayıcıdır. Bedeli ödenerek gizli bağış şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri yoktur. Ancak mirasçıların tenkis davası açmalarının önünde bir engel de yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1992/586 K: 1992/782

Temmuz 12, 2026 Suat Şimşek 0

Davalının üçüncü şahıstan tapu memuru huzurunda iktisap ettiği ve fakat bedeli muris tarafından ödenen taşınmaz mal murisin mülkiyetine geçmediğinden muris muvazaası sebebiyle istenemez. Butlan sonucunu doğurarak, murisin temliki tasarruflarının iptaline imkan tanıyan bu tevhidi içtihat kararının uygulanabilmesi için temliki tasarrufa konu yapılan taşınmazın murisin tapulu malı olması, gerçekte bağışlamak istediği bu malı ile ilgili olarak, resmi memur huzurunda, iradesini satış doğrultusunda açıklaması icap eder. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2011/8161 K: 2011/9851

Temmuz 11, 2026 Suat Şimşek 0

Temlikin gerçekleştirilme sebebinin mehir olduğu kabul edildiği takdirde murisin mirasçısından mal kaçırma iradesiyle hareket ettiği düşünülemez. Öte yandan, devir olgusu gerçekten de, bedelsiz bir temlik olduğuna göre bağış niteliğini taşır ki, bu da B.K.nun 18. maddesi kapsamında genel muvazaanın konusunu teşkil eder ve muris muvazaasında gözetilmesi gerekli 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İ.B.K.’nın konusu dışındadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2000/126 K: 2000/143

Temmuz 11, 2026 Suat Şimşek 0

Muris muvazaasına dayalı işlemin yapıldığı tarihte mirasçı olmayan davacı daha sonra mirasçı sıfatına haiz olduğuna göre muvazaalı işlemin iptali için dava açma hakkı vardır. Böyle bir davanın temlikin yapıldığı tarihte mirasçılık sıfatını taşıyanların açabileceğini kabul etmek olanağı bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E: 2011/11068 K: 2011/11588

Temmuz 11, 2026 Suat Şimşek 0

Kadastro tutanağı düzenlenen üç adet taşınmaz yönünden taşınmazların aynına ilişkin olarak muvazaaya dayalı tapu kaydının iptali davasında, mirasçıların muvazaa nedeniyle akdin iptalini dava etmeleri yenilik doğurucu nitelik taşımadığından Kadastro Kanununun 25 ve 27. maddeleri uyarınca Kadastro Mahkemesinde bakılması gerekir. Muris muvazaası nedeniyle ölünceye kadar bakma akdine dayalı olarak oluşturulan taşınmazın tapu kayıtlarının iptali yönünden ise istem yenilik doğurucu davalardan olmakla, bu konudaki uyuşmazlığın Kadastro Kanununun 25/son maddesi gereğince genel mahkemelerde görülmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E: 1974/1 K: 1974/2

Temmuz 10, 2026 Suat Şimşek 0

Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte (bağışlamak istediği tapu sicillinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olsun miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanununun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanununun 507. ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağı Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E: 2025/9970 K. 2026/3378

Temmuz 1, 2026 Suat Şimşek 0

4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesine (eski 125 inci maddeye) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Diğer yandan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan davalar yönünden 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesini etkili hâle getiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra davanın makul süre içinde açılması gerekmektedir. Eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulü mümkün olmadığı gibi davalı Hazine vekili süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğundan zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki gerekçe isabetlidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1979/548 K: 1982/46

Temmuz 1, 2026 Suat Şimşek 0

15.3.1944 gün, E.1943/13, K.1944/8 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi, tapuda yanlışlık başlı başına hukuki bir mevcudiyet ifade etmeyip, ancak sebebiyet verdiği zarar itibariyle hukuki bir mevcudiyet ifade eder. Bunun doğal (tabii) sonucu ise zamanaşımının kayıt tashihine ait davanın reddine ilişkin kararın kesinleşme tarihinden başlamasıdır. Aksinin kabulü, 917. maddenin konuluş amacına da ters düşer. Nitekim Hazine’nin açacağı rücu davasında da zamanaşımının tapudaki yanlışlık tarihinden değil, ödeme tarihinden başlayacağı, yerleşmiş uygulama gereğidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1999/222 K: 1999/226

Haziran 30, 2026 Suat Şimşek 0

Öğreti ve uygulamada MK. 917. maddesinden kaynaklanan davalarda uygulanacak zamanaşımına ilişkin yasa maddesi BK. nun 60. maddesidir. Medeni Kanunun 917. maddesi gereğince Hazinenin sorumlu tutulabilmesi için, tapu sicilinin tutulmasından zarar doğması, memurun hukuka aykırı eylemi olması ve ikisi arasında da illiyet bağı bulunmalıdır. Zamanaşımında Borçlar Kanununun 60. maddesindeki zamanaşımı süresinin tapu kaydının düzeltilmesi davasının reddine ilişkin kararın kesinleşme tarihinden başlar. O nedenle, zarar doğmadıkça Hazinenin sorumluluğundan söz edilemiyeceği kuşkusuzdur. Diğer bir anlatımla tapu kaydının düzeltilmesi mümkün bulundukça zarardan söz edilmeyecek ve Hazineye karşı açılacak tazminat davası dinlenemeyecektir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2005/503 K: 2005/1111

Haziran 30, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı taraf taşınmazın koordinatlarının yanlış tesbiti ve bunun tapuya tescili nedeniyle uğradığı zararın tazminini istemiştir. Davacılar, tapu kayıtlarının sağlıklı tutulmaması nedeniyle davalıların sorumlu olduklarını ve bu davaların istemi ve iddiası Medeni Kanunun 1007. maddesine dayalıdır. Anılan madde gereğince tapu sicilinden gelen hata nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemleri Adli Yargı yerinde görülmek gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Hukuk Genel Kurulu E: 2010/1-336 K: 2010/396

Haziran 30, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, Medeni Kanunun 1007. maddesince Devletin sorumluluğuna dayalı bir dava olduğuna göre husumetin hazineye yöneltilmesi zorunludur. Ne var ki, davacı dava dilekçesinde tapu sicil müdürlüğünü hasım göstererek dava açmıştır. Davacının asıl dava etmek istediği kişinin “tapu sicil müdürlüğü” değil, “hazine” olduğu belirgindir. Durum bu olunca, davanın davalı olarak salt tapu sicil müdürlüğüne yöneltildiğinden söz edilemez. Ortada belirgin biçimde temsilcide yanılma hali bulunmakta olup, bu durumun mahkemece resen gözetilmesi ve davanın usulünce gerçek hasma yöneltilebilmesi için davacı yana olanak sağlanması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2004/526 K: 2004/589

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Kusursuz sorumluluk da illiyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması veya hakkında zararlandırıcı sonucun meydana gelmesinde öngörülmeyen bir halin bulunması gerekmektedir. Somut olayda zarar gören davacının illiyet bağını kesebilecek ölçüde kusurunun olmadığı yine öngörülmeyen bir durumun da bulunmadığı görülmektedir. Ne var ki gerek ceza dosyasında gerekse tapu iptaline ilişkin dava dosyasında zararlandırıcı sonucun ortaya çıkmasında bir üçüncü kişinin hukuka aykırı eyleminin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu kişinin suç teşkil eden ve ağır kusuru oluşturan eylemi açıktır. Şu haliyle sorumluluğu gerektiren illiyet bağının kesildiği kabul edilmelidir. Yapılan bu açıklama itibarıyla olayda zarar, hukuka aykırı eylem bulunmakta ise de kusursuz sorumlu olan davalının sorumluluğunu gerektirecek uygun illiyet bağının bulunmadığı görülecektir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 1986/7807 K: 1987/482

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

O halde bir an için bu görüş benimsenmiş olsa dahi tapu sicilinin tutulmasıyla zarar arasında uygun illiyet bağının varlığından söz edilemeyecektir. Çünkü davacımız, yasaların kendisine tanıdığı hukuki durumlardan yararlanmak suretiyle ihalenin feshi yoluna gitmemiş ve fesih isteme süreleri de geçmiştir; bu hak kullanılmış olsaydı zarar gerçekleşmeyecekti. Davacının ortaya çıkan bu özensiz durumu Devletin sorumluluğunda illiyet bağını kesen ağır bir kusur niteliğindedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 1999/2788 K: 1999/3666

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 917. maddesinde tapu sicilinin tutulmasından dolayı doğacak zararlardan hazinenin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Gerek maddenin yazılış biçiminden ve gerekse bu güne kadar sürdürülen uygulamadan, buradaki sorumluluğun kusursuz sorumluluk olduğu konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Bu bağlamda zarar gören, sicilin tutulmasından dolayı Hazinenin kusurunu kanıtlamak zorunda olmadığı gibi, hazinede kusuru bulunmadığını kanıtlamakla sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak hazine, tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi, beklenmeyen bir halin bulunduğunu, üçüncü kişinin veya bizzat zarar görenin illiyet bağını kesecek derecede ağır kusuru olduğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Demek oluyor ki, kusursuz sorumluluk hallerinin bulunduğu durumlarda ancak illiyet bağının kesilmesi durumunda, zarar veren sorumluluktan kurtulabilecektir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2000/18 K: 2000/545

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Alınan veraset belgesinde davacıların Hanım’ın mirasçıları olmalarına karşın veraset belgesinde mirasçı olarak yer almadıkları da anlaşılmıştır. İşte davalılar alınan bu veraset belgesi uyarınca tapuda işlem yapmışlardır. Görüldüğü gibi zararlandırıcı eylem, tapu sicilinin tutulmasından değil, gerçek kişi olan davalıların hukuka aykırı olan ağır kusurlarından kaynaklanmaktadır. Her ne kadar Hazine Medeni Kanunun 917. maddesine göre tapu sicilinin tutulmasından dolayı kusursuz sorumlu ise de, kusursuz sorumlulukta dahi hukuka aykırı eylem ile zararlandırıcı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Gerçek kişi olan davalıların ağır kusuru sonucu illiyet bağının kesildiği böylece, kusursuz sorumlu olan hazinenin de bundan dolayı sorumlu olmadığı sonucuna varılmalıdır. Aksi durumda her kusursuz sorumluluk halinde uygun illiyet bağının varlığı aranmayacaktır. Bu durumda da kusursuz sorumluluk hallerinde kusursuz sorumlu olanın sorumluluktan kurtulma olanağı ortadan kalkmış olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 1973/7636 K: 1975/1715

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Hazine ya da tapu sicil muhafızı tapu sicillerinin tutulmasından doğan zararlardan müteselsilen sorumludurlar. Ancak, bu sorumluluk için her şeyden önce bir zararın gerçekleşmiş olması şarttır. Gerçi, davalı tapu memurunun haksız eylemi sabit olmuş ve bu eylem sonucu üzerinde haciz kaydı bulunan taşınmazdaki pay satılmak suretiyle davacının alacağı teminatsız kalmıştır. Ancak, alacaklının mücerret başvurabileceği haciz yolundan, diğer bir deyimle teminattan yoksun kalması alacağını borçlunun diğer taşınır ya da taşınmaz mallarına başvurmak suretiyle ve adi takip yolu ile tahsil etme olanağını önleyemez. Bu durumda davacının bir zararından söz etme olanaksızdır. Zarar ancak asıl borçlu aleyhine yapılacak adi takipten bir sonuç alınamaması yani, borçlunun aczinin tahakkuk etmesi halinde doğacak ve dava hakkı da bu tarihte söz konusu olabilecektir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/1023 K: 2025/552

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

TMK’nın 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu nedenle temel hareket noktası, davacının taşınmazı satın alırken iyiniyetli olup olmadığı değil, uğradığı zarar ile Devletin kusursuz sorumluluğu arasındaki illiyet bağını kesecek unsurların bulunup bulunmadığıdır. Buna göre somut olayın özelikleri itibarıyla davacının zarara uğramasında kendi ağır kusurunun olup olmadığı irdelenmelidir. Somut olayda, davacının tapu kaydında herhangi bir şerh veya kısıtlama bulunmayan dava konusu taşınmazı satın alma işleminin tapu siciline güven ilkesi dâhilinde gerçekleştiği, mahkeme kararının kesinleştiği tarihe kadar da taşınmazın tamamının kendisine ait olduğu güveni ile hareket ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacının zarar ile sorumluluk arasındaki illiyet bağını kesecek ölçüde ağır kusurlu olmadığı kabul edilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2024/270 K: 2025/681

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Zararın hangi yönteme göre belirleneceğine ilişkin TMK’nın 1007. maddesinde hüküm bulunmaması nedeniyle, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinde belirtilen yönteme göre değer tespit edilmesi gerektiği, buna göre de değerlendirme tarihi olan tapu iptali ve tescil davasında verilen kararın kesinleşme tarihi itibarıyla resmî veriler de dikkate alınarak arazi niteliğindeki taşınmazlar için net gelir yöntemi esas alınarak, arsa niteliğindeki taşınmazlar için ise emsal karşılaştırması yapılarak değerin belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/672 K: 2025/130

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı hisseleri devraldığı işlem sırasında, söz konusu taşınmazın hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumdadır. Devlet, yeni malike satın aldığı payın uyuşmazlık konusu ve mevcut kayıtların doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, dolayısıyla söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini 4721 sayılı Kanun’un 1020. maddesi uyarınca malikin bilgisine sunmuş bulunmaktadır. Bu itibarla taşınmaza ait tapu kaydına orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisi oluşmamıştır. Dolayısıyla davacının diğer paydaşlardan satın aldığı 2/3 oranındaki pay yönünden tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklı olarak Devlete karşı bir tazminat hakkının doğduğundan söz edilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/644 K: 2025/129

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Kamuya açıklık prensibinin sonucu olarak, ilgili her kişi sicili incelemek imkânına sahip olduğu için, bu imkânı kullanan kişi sicildeki kaydı göreceğinden, imkânı kullanmayan kişi ise gerekli özeni sarf etmiş olmayacağından kimse sicilde var olan bir kaydı bilmediği hususunda iyiniyet iddia edemez. Davacı tapuda devir işlemi sırasında, söz konusu taşınmazların hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumdadır. Devlet, yeni malike (davacı) satın aldığı taşınmazların tapu kayıtlarının uyuşmazlık konusu ve mevcut kayıtların doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, dolayısıyla söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini 4721 sayılı Kanun’un 1020. maddesi uyarınca malikin bilgisine sunmuş bulunmaktadır. Bu itibarla taşınmazlara ait tapu kayıtlarına orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisi oluşmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/637 K: 2025/165

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Yargılama devam ederken devralan davacı tapuda devir işlemi sırasında, söz konusu taşınmazın bir bölümünün hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumdadır. Devlet, davacıya satın aldığı taşınmazın bir bölümünün uyuşmazlık konusu ve mevcut kaydın doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, dolayısıyla söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini 4721 sayılı Kanun’un 1020. maddesi uyarınca davacının bilgisine sunmuş bulunmaktadır. Bu itibarla taşınmaza ait tapu kaydının bir bölümüne orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisi oluşmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2023/16 K: 2025/36

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının yöre sakini olması karşısında 124.500 m2’lik yüzölçümü ile 1.124.500 m2’lik yüzölçümü farkını ayırt edebileceği açıktır. Somut olayda kadastro tespit sırasında taşınmazın yüzölçümü ve sınırlarında bir yanlışlık yapılmayıp sadece tapu sicilinde yüzölçümü bilgisinin yanlış yazıldığı anlaşılmakta olup, 2001 yılında taşınmazda pay edinen davacının o günden beri arz üzerinde payına karşılık 126.000 m2 alanı ekip biçtiği yönündeki iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Keza arz üzerinde hiçbir zaman var olmayan 1.000.000 m2 alan nedeniyle taşınmazın kadastro sırasında tespit edilen yüzölçümünün tapu siciline aktarımı sırasında önüne fazladan (1) rakamının eklenmesi suretiyle bir yanlışlığa yol açıldığı sabit ise de, yukarıda da değinildiği gibi davacı pay satın alırken taşınmazın gerçek yüzölçümünü bilebilecek durumdadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2022/1124 K. 2024/146

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Her ne kadar tapu işlemleri kadastro işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan dolayı 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olacağı kabul edilmiş ise de, bu madde kapsamında Devletin sorumluluğu için salt tapu sicilinin veya tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemlerinin hatalı olması yeterli olmayıp, öncelikle bir zararın ve bu zararın tapu sicilinin tutulması veya kadastro işleminden doğması veya kaynaklanması da gereklidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2020/136 K. 2020/895

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Uygulamada bazı durumlarda üçüncü kişilerin tapu kütüğündeki yolsuzluğu bilmesi gerektiğinden yola çıkarak kötü niyetin kendiliğinden sabit olduğu ve TMK’nın 1023. maddesine dayanmak isteyenlerin iyi niyetli olduklarını ispat etmesi gerektiği kabul edilmiştir . Buna göre, taşınmazın süratle ve düşük bedelle bir üçüncü kişiye satılması hâlinde taşınmazı devralanların iyi niyetli sayılamayacakları, yine alıcı ile satıcı arasında akrabalık, iş arkadaşlığı veya komşuluk gibi bir ilişki görülüyorsa da TMK’nın 1023. maddesinin uygulanamayacağı çünkü iktisap edenlerin şüpheli sayılabilecek bir durumu incelemeyerek ihmalkâr davranarak, kötü niyetli sayılacağı kabul edilmiştir. Davacı şirketin emlakçılık ve ormancılık işiyle uğraştığı, çekişmeli taşınmazları tapuda satın ve devir alırken çekişmeli yerde orman kadastro çalışmalarının yapılıp yapılmadığını, tamamlanıp tamamlanmadığını, çekişmeli yerlerin askı ilanına çıkarılıp çıkarılmadığını bilebilecek durumda olduğu, basiretli bir işadamı gibi hareket ederek tapu kütüğünde belirtilen yazıları araştırması gerekirken, gerekli dikkat ve özen gösterilmeden nitelikleri itibariyle çok kıymetli olan taşınmazları yüksek bir bedel ödeyerek ve tapuya tescil edildikleri gün, aynı resmî senet ile satın ve devralmış olması karşısında iyi niyetli olduğunun kabulü mümkün değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2020/16 K. 2022/1720

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı ferî değil, aslî bir sorumluluk yüklenmiştir. Devlet’in sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Başka bir deyişle Devlet’in sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur. İdare illiyet bağının kesildiğini ispat etmediği sürece sorumluluktan kurtulamaz. İlliyet bağının kesilebilmesi için zarar görenin ağır kusurunun bulunması veya üçüncü bir kişinin illiyet bağını kesebilecek nitelikte ağır kusurunun olması veya hakkında zarar doğuran sonucun meydana gelmesinde öngörülemeyen hâlin bulunması gerekir. Yine tapu görevlisine rücu edilebilmesi, tapu görevlisinin kusurunun varlığı hâlinde mümkündür. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2019/652 K: 2022/1486

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğramış olduğu zararın tazmini amacıyla 1007. maddeye dayanarak açılan davada, talep edilen tazminatın miktarının dava tarihi itibariyle davacı tarafından belirlenebilir nitelikte olmadığı açık olup dava tarihinde itibariyle terkin edilen taşınmazın gerçek değeri ile bu terkin sonucu uğranılan zararın tespiti objektif anlamda davacıdan beklenemez. Davacı tarafından talep edilen tazminat miktarı, ancak yapılacak olan yargılama sırasında elde edilen delil ve bu deliller üzerindeki incelemeler neticesinde belirlenebilir hâle gelecek niteliktedir. Dolayısıyla eldeki davanın sahip olduğu unsurlar itibariyle, bir belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi zorunludur. Bu durumda da davacı tarafından talep edilen tazminatın tamamına ilişkin olarak işleyen ve TBK’nın 146. maddesi gereğince geçerli olan on yıllık zamanaşımı süresi de dava tarihinde kesilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2018/343 K. 2021/1515

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Dava dilekçesi ve Hazine tarafından sunulan dilekçelerin içeriğine göre, dava dilekçesinde davalı olarak Etimesgut Tapu Müdürlüğüne izafeten Hazine gösterilmiş ise de, Hazinenin davada vekil ile temsil edilmesi, sunulan dilekçelerin Hazine adına sunulduğunun belirtilmesi ve savunma hakkının kısıtlandığına dair bir itirazının da bulunmaması karşısında, somut olayda taraf teşkilinin tamamlandığının kabul edilmesi gereklidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E: 2025/5278 K. 2026/959

Haziran 20, 2026 Suat Şimşek 0

Yapılan incelemede taşınmazın davacı tarafından açık artırma yoluyla satın alındığı ve taşınmaza ilişkin açık artırma şartnamesi ile dosyasında tapu kaydındaki orman şerhine ilişkin bilgiye yer verilmediği tespit edildiğinden, taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinin gerektiği… Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2009/383 K: 2009/517

Haziran 19, 2026 Suat Şimşek 0

Davaya konu somut olayda, yapılan kadastro işlemine süresi içinde Hazine adına itiraz etmekle yükümlü olan görevliler üzerlerine düşen görevlerini yapmamışlardır. Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2002/958 K: 2002/6024

Haziran 19, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu sicil müdürlüğü çalışanları tarafından davacıya taşınmazlarda pay satın aldığını gösteren, tapu senedi başlığını taşıyan, fotoğrafsız belgeler verildiği, ancak bu belgelerin dayanağı olan resmi akit senedinin idarede bulunmadığı anlaşılmaktadır. Akit senedi bulunmadığına ve devrin sicile kaydedilmemiş olmasına göre davacının taşınmaz mülkiyetini kazandığından söz edilemez. Kaldı ki bu husus, davacının daha evvel açmış bulunduğu tapu iptali ve tescil davasında verilen mahkeme kararıyla kesinleşmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın, yeni Medeni Yasanın 1007. maddesinde düzenlenen tapu sicilinin tutulması ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1979/1086 K: 1979/1240

Haziran 19, 2026 Suat Şimşek 0

MK.nun 917/1. maddesi hükmünce “Hazine Tapu Sicillerinin tutulmasından mütevellit bütün zararlardan mes’uldür”. Devletin buradaki sorumluluğu kusursuz sorumluluk halidir. Bunun için ortada gerçekleşmiş bir zarar bulunmalı, bu zarar tapu sicilinin hukuka aykırı bir biçimde tutulmasından doğmalı, illiyet bağı gerçekleşmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2004/12580 K: 2004/13477

Haziran 19, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi hükmüne göre, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” Öte yandan Devletin diğer bir deyişle hazinenin çalıştırdığı kişiler görevlerini ifa ederken işin gerektirdiği yeterli özeni göstermek zorundadırlar. Devletin gerek elamanını seçerken, gerek çalıştırırken aynı derecede özenli davranması sorumluluğunun bir gereğidir. Bu sorumluluk kusursuz sorumluluk halidir. Nitekim 27.3.1957 tarih 1/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere “”Borçlar Kanununun 55. maddesine göre adam çalıştıranın ödence ile yükümlü tutulabilmesi için kendisinin kusurlu bulunması gerekli olmadığı gibi, çalıştırdığı adamın da kusurlu bulunması gerekmez””. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2007/422 K: 2007/536

Haziran 14, 2026 Suat Şimşek 0

Somut dava, tapuda sahte vekâletnameye dayalı satış nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Dava, hukuksal dayanağını kusursuz sorumluluktan almakta ve kusura değil tehlike prensibine dayanmaktadır. Tapu sicil müdürlüğü görevlilerinin kusurlu olup olmadığının araştırılmasına ya da kusurun varlığının ispatına gerek olmadığı gibi, esasen devletin sorumluluğu için bu kusurun varlığı da şart değildir. Tapu sicil müdürlüğünün hukuka aykırı eylem ve işlemleri ile zarar arasında illiyet bağı bulunduğuna göre bu zarardan devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, davacının zararı, tapu dairesinde yapılan işlemden kaynaklanmakla, olayda, Devletin sorumluluğunu gerektiren illiyet bağının bulunduğu şüphesizdir. Hal böyle olunca; Yerel Mahkemenin, tapu sicilinin tutulmasıyla ilgili bu işlemden doğan davacı zararından, davalı Hazinenin sorumlu bulunduğu yönündeki kararı isabetlidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 2007/9977 K: 2008/2372

Haziran 13, 2026 Suat Şimşek 0

634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası’nın 3. maddesine göre, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değerleri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde her kat maliki veya kat irtifakı sahibi arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Çünkü ortada değerleri belirlenecek bağımsız bölümler bulunmamaktadır. Arsa paylarının yeniden düzenlenmesine ilişkin davalar anayapının kat irtifakı veya kat mülkiyeti statüsünü koruduğu sürece açılabilir. Bu davaların açılması herhangi bir hak düşürücü süre ile de sınırlandırılmamıştır. Dava konusu yerde kat mülkiyeti veya kat irtifaklı bağımsız bölümlerden bahsedilemeyeceğine göre, uyuşmazlığa Kat Mülkiyeti Yasası’nın 3. maddesini uygulamak mümkün değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/2807 K: 2005/4877

Haziran 12, 2026 Suat Şimşek 0

Kazanmayı sağlayan zilyetlik maddi bir olgu olup, HUMK.nun 259.maddesi hükmü uyarınca taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle açıklığa kavuşturulması gerekir. Somut olayda, yerel bilirkişi ve tanıklar yargılama oturumunda dinlenilmiştir. Bu şekilde yerel bilirkişi ve tanıkların bilgilerine başvurulması halinde zilyetlik yönünden doğru bir sonuca ulaşılmayabilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2005/512 K: 2005/535

Haziran 12, 2026 Suat Şimşek 0

Tescil davalarının kamu düzenini ilgilendirmesi ve kanun koyucu tarafından da benimsenen kamusal ağırlığı nedeni ile taşınmazın kazanmaya elverişli yerlerden olup olmadığını kendiliğinden gözetmesi ve araştırması zorunludur. Bu cümleden olarak, tescili istenen taşınmazın tapuda kayıtlı olup olmadığının da duraksamaya yol açmayacak bir şekilde tespit edilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5764 K: 2005/6166

Haziran 12, 2026 Suat Şimşek 0

Dava, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz iktisabına ilişkin olduğuna göre, TMK.nun 713.maddesindeki şartların davacı lehine gerçekleşmesi ve kanunun yapılmasını emrettiği işlemlerin tamamlanması, davanın konusunun mahkemece gazete ile bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilan edilmesi gerekir. Mahkemece kanunun emrettiği bu işlem yerine getirilmeden ve TMK. 713/5. maddesindeki süre beklenmeden hüküm verilmiş olması doğru olmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/3879 K: 2005/6420

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Bir yerin imar-ihya zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi için diğer kazanma koşulları yanında niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli olması gerekir. Öncesi nehir yatağı olan yerin ıslaha muhtaç olduğu belirlenmiş, DSİ tarafından yapılan şedde çalışmaları tamamlanıncaya kadar kazanılmaya elverişli olmadığı dosyadan anlaşılmaktadır. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kayden taşınmazın maliki olmadığından davada pasif husumet ehliyeti yoktur. Davaya katılımı feri katılım olduğundan, asıl taraf olan Hazine temyizde bulunmadığına göre, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kaldırıldığı için yerine davaya devam eden, İl Özel İdaresinin temyiz yetkisi bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/799 K: 2005/1212

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Dava dilekçesindeki açıklamalara göre, taşınmazın sınırından Devlet Karayolunun geçtiği bildirilmiştir. Tapusuz taşınmazın Türk Medeni Kanununun 713/1. maddesi hükmü uyarınca tescili istenildiğine göre, aynı maddenin üçüncü fıkrası hükmü uyarınca davanın Karayolları Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/3835 K: 2005/4179

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Dosya içeriğine göre tescil konusu taşınmazın içinden DSİ sulama kanalı geçmektedir. Tapusuz taşınmazın Türk Medeni Kanununun 713/1. maddesi hükmü uyarınca tescili istenildiğine göre aynı maddenin 3.fıkrası hükmü göz önünde tutularak davanın ilgisi yönünden DSİ Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2005/5320 K: 2005/9838

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece yapılan keşif sonucu alınan orman bilirkişi raporunda; 3402 Sayılı Yasaya göre yapılan aplikasyon haritası uygulanmış olup, bu harita ile kadastro haritası arasında eğim ve acı farkı olduğundan, bu tahdit haritasının uygulanması ile yetinilmesi doğru değildir. Mahkemece öncelikle orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği getirtilerek; önceki bilirkişiler dışında, bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memurundan oluşturulacak dört kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, kesinleşmiş tahdit haritası ve tapulama paftası ölçekleri denkleştirilerek, sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 4 ya da 5 orman tahdit sınır (OTS) noktasını gösterecek biçimde, çekişmeli taşınmazın tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı; bilirkişilere tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki düzenlettirilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/7268 K: 2005/8563

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Taşınmazın ortasından zirai bilirkişinin açıkladığı gibi yol geçiyor ise bu kısım tescil dışı bırakılmadan bir bütün olarak yani yol ile birlikte tescile karar verilmesi doğru değildir. Ayrıca yolun aktif bir yol olup olmadığı da araştırılacaktır. Bu husus kamu düzeniyle ilgilidir. Bundan ayrı taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilen yerlerden olup olmadığının Milli Emlak Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5609 K: 2005/6411

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmazın TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmü uyarınca tescili isteğine ilişkindir. TMK.nun 713/3. maddesi hükmüne göre bu tür davaların Hazine ve ilgisi yönünden ilgili kamu tüzel kişilerine karşı açılması gerekir. Dava dilekçesinde Hazine ve ilgili kamu tüzel kişinin gösterilmemiş olması, yargılama sırasında davanın bunlara yöneltilmesine engel değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/4448 K: 2005/5196

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Bu tür uyuşmazlıklarda davanın kayıt malikinin mirasçılarına karşı açılması gerekir. Kayıt malikinin mirasçı bırakıp bırakmadığı araştırılmadan, mirasçı bırakmışsa dava onlara yöneltilmeden Hazine ve Köy Tüzel Kişiliğine karşı açılıp yazılı şekilde sonuçlandırılmış olması doğru değildir. Kayıt maliki hiç mirasçı bırakmadan ölmüş ise TMK.nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla davanın Hazineye yöneltilmesi doğru ise de, davanın köye karşı açılmasının yasal bir dayanağı ve usulen de bir zorunluluk bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Büyük Genel Kurul E: 1954/7 K: 1954/17

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Mirasçı veya mirasçılara olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle diğer mirasçıların haklarını kaldırma ve bağımsız olarak mülkiyet hakkını kazandırabilme olanağı veren 27/04/1949 gün ve 7/7 sayılı içtihadı Birleştirme Kararının MK. nun 639. maddesini değiştiren 6333 sayılı Yasa hükmü ile bağdaşamadığından uygulanma yeteneği kalmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/677 K: 2005/1810

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Tapudaki kayıt maliki ölenin mirasçılarının dava içinde açıklığa kavuşturulmamış olması, onların tapu kütüğünde kim olduğu bilinmeyen kişilerden olduğu anlamına gelmez. Ölü Mehmet mirasçılarının yararlarını korumak amacıyla kayyım atanmış ise de, öncelikle az yukarıda açıklandığı üzere kayıt maliklerinin araştırılıp belirlenmesi, davanın onlara yöneltilmesi, tüm araştırma ve incelemelere rağmen kayıt maliklerinin yerleşim yeri ve adreslerinin belirlenmemesi halinde TMK.nun 427. maddesinin 1. bendinde yazılı durum gözönünde tutularak kayyım huzuruyla davaya devam olunması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5927 K: 2005/6523

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Bu bakımdan öncelikle kayıt malikine ait veraset ilamının alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, mirasçıları bulunduğu takdirde davanın veraset ilamında bulunan kayıt malikinin mirasçılarına yöneltilmesi ve taraf teşkilinin öncelikle sağlanması gerekirken dava koşulundan sayılan ve kamu düzeniyle ilgili bulunan bu husus yerine getirilmeden davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/6436 K: 2005/7289

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Aleyhine geçit kurulması talep edilen taşınmazların da tapulu olmaması halinde bunların tapuya tescilinde hukuki yararı bulunduğunda davacıya yine dilediği ve istediği takdirde mahkemece bunların da tapuya tescilini sağlamak amacıyla yetki ve süre verilmeli ve bu davaların sonucu beklenmeli, bunlar tamamlandıktan sonra geçit istemi incelenmelidir. Ancak “duruşma sırasında taşınmazların tapuya tescili için önel istenmediği” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Büyük Genel Kurul E: 1958/14 K: 1959/13

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Tariki amme çıkmak için kafi bir yolu bulunmayan zilyedin eğer o gayrimenkulu tescil ettirmek hakkını kazanmışsa evveli o gayrimenkulünü tapuya tescili ettirdikten ve geçit hakkının mevzu olacak komşu gayrimenkul de tapuda kayıtlı olmayıp o gayrimenkulun zilyedi lehine iktisap şartları tahakkuk etmişse lüzumlu geçit hakkını haiz olan şahsın hukuki menfaati dolayısıyla sözü geçen bu gayrimenkulun zilyet adına tescilini talep ve temin ettikten sonra lüzumlu geçit isteme hakkını kullanması lazımdır. Netice; Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/6036 K: 2005/6882

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Dava TMK 713. maddesine göre açılmış bir tescil davası olduğuna göre TMK.713/4 maddesi hükmü gereğince davanın konusunun mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilan olunması ve 713/5 maddesi hükmüne göre de üç aylık itiraz süresi beklenildikten sonra karar verilmesi gerekirken sadece gazeteyle yapılan ilanla yetinilip hüküm verilmesi yasaya aykırıdır. Davacı şirketin ana sözleşmesi getirtilip, şirketin gayrimenkul iktisap edinme ehliyetinin bulunup bulunmadığının araştırılmaması doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E: 2002/4873 K: 2002/4337

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Zilyetlikle mal edinme başkasına ait bir taşınmazın belli bir süre içinde eylemli olarak ele geçirilmesi işlemidir. Zilyetlik, kazanmaya konu olan taşınmaz Devlete ait olabileceği gibi, kişilere de ait olabilir. Zilyetlikle kazanmada iyi niyette gerekli değildir. Vakıf yöneticileri vakfa özgülenen malları vakfeden kişi veya kişilerin arzuları doğrultusunda yönetmek zorundadırlar. Vakıf kurarak hayır işleyen kişi veya kişiler başkasının katkısını istemezler. Öte yandan başkasına ait bir mal ele geçirilerek hayır işlenemez. Yöneticilerin vakfa özgülenmeyen bir taşınmazı kullanmaları da bu nedenle “malik” sıfatıyla olamaz. Karşılıksız olarak başkasına ait bir taşınmaz malı vakfın edinmesi vakıf kurma arzu ve düşüncesi ile bağdaşamaz. Malik sıfatıyla zilyetlikten söz edilemeyeceğinden zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği de kabul edilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E: 2002/2841 K: 2002/2804

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece zilyetlikle mülk edinme şartlarının oluştuğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemenin kabulü dosya içeriği ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Davacı Vakıftır, vakıflar hayri kuruluşlardır. Vakıfların hukukumuzda kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mal iktisap etmeleri mümkün değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E: 2015/12585 K: 2018/1319

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

4721 sayılı TMK’nın 713/3. maddesi gereğince tescil davalarında Hazine yanında ilgili kamu tüzel kişiliklerine de husumet yöneltilmesi gerekmektedir. Yargılama sırasında, Hazine yanında Bismil Belediye Başkanlığı davaya dahil olmakla birlikte hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun uyarınca Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın da davada taraf olması gerektiği halde bu husus üzerinde durulmadan davaya devamla esasa ilişkin hüküm kurulmuştur. Ne var ki, taraf teşkili dava şartı olup, bu şart sağlanmadan işin esasına girilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2008/2271 K: 2008/3392

Haziran 11, 2026 Suat Şimşek 0

Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre, köy tüzel kişiliği dışında kalan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinmeleri mümkün bulunmamaktadır. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre belediyeler ancak kanunla taşınmaz mal edinebilirler. Bu yolda Belediye Kanunu’nda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, yürürlükten kaldırılan 1580 sayılı Belediye Kanunu ile onun yerine geçen 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediyelerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır. Yargıtay’ın yerleşmiş ve süreklilik kazanan uygulamaları karşısında davacı belediyenin bu yeri kazandığı kabul edilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/1563 K: 2005/1913

Haziran 10, 2026 Suat Şimşek 0

Kamu tüzel kişisi olan köy tüzel kişiliğinin, koşulları mevcut olduğu takdirde bir yeri kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinmesi mümkün bulunmaktadır. TMK.nun 713/1. maddesi uyarınca tapuya tesciline karar verilebilmesi için taşınmazın niteliği itibariyle ile kazanılmaya elverişli yerlerden olması gerekir. İmar ve ihyaya muhtaç böyle bir yerin tapuya tescili mümkün olmaz. Tanıklar ve yerel bilirkişi, taşınmazın öncesi itibariyle kullanıldığını bildirmişler ise de, ziraatçı uzman bilirkişi raporundaki açıklamalar karşısında beyanlarına itibar edilmemesi ve davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2005/1301 K: 2005/5774

Haziran 10, 2026 Suat Şimşek 0

3402 Sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca, gerçek kişiler yanında eklemeli zilyetler yönünden de tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden senetsiz belgesiz araştırması yapılıp, sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, yasanın getirdiği 40/100 dönüm sınırlamasının aşılıp aşılmadığı saptanmalı, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/7414 K: 2005/7994

Haziran 10, 2026 Suat Şimşek 0

İmar ve ihya olgusu yeterince araştırılmamıştır. Bu nedenle bu yere ait paftanın da bulunduğu yerden getirtilerek dosya arasına konulması, yerel, teknik ve ziraatçi uzman bilirkişi aracılığı ile yeniden keşif yapılarak paftanın mahalline uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıklardan imar – ihyanın hangi tarihte başladığının, imar – ihya olgusunun ne şekilde ve suretle gerçekleştirildiğinin ve tamamlandığı tarihin ayrıntılı olarak sorulup açıklığa kavuşturulması, imar – ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar kazanma süresi ve koşullarının geçip geçmediğinin, taşınmazın konumunun ve niteliğinin belirlenmesi, bu yerin teknik bilirkişi tarafından krokili raporunda işaretlenip gösterilmesi, ziraatçi uzman bilirkişiden imar – ihya koşullarını da irdeleyen ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, toplanan deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Büyük Genel Kurul E: 1946/6 K: 1946/12

Haziran 10, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 639. maddesi hükmünce bir gayrimenkulün mülkiyetini ilerde iktisap salahiyetini veren zilyetlik hakkının, devir ve temlik edilemeyeceği ve irs yoluyla intikal etmeyeceği hakkında kanunda hiç bir hüküm yoktur. Mülkiyetten soyut zilyetliğin devri cevazı 909. maddeden, daha açık anlaşılır. Bu maddede “zamanaşımından faydalanmak hakkına malik olan zilyet, bu haktan faydalanma salahiyetine malik evvelki zilyedin zilyetliğini kendi müddetine ekleyebilir” diye yazılıdır. Madde hükmü veçhile eski ve yeni zilyetliklerin birbirine katılabilmesi için bunlar arasında hukuki bir bağın ve bitişikliğin (ittisal) bulunması gerektir. Eğer evvelki ve sonraki zilyetlikler arasında hukuki bir bitişiklik bulunmazsa bunlara ait müddetlerin birbirine eklenmesine imkan ve cevaz olmaz. Bu halde zilyetliğin terki hükmü yürür ve yeni zilyet için mülkiyet iktisabını sağlayan kanuni sürenin yeni baştan geçirilmiş olması gerekir. Hukuki bitişikliğin mahiyeti, muris ile varis, bağışlayan ile bağış alan, satıcı ile alıcı gibi kimseler arasındaki kanuni veya akdi münasebetler ile izah olunur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5319 K: 2005/5743

Haziran 10, 2026 Suat Şimşek 0

Tespitten sonraki kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle iptal ve tescil isteğine gelince; Yargıtay´ın yerleşmiş uygulamalarına göre bu tür uyuşmazlıklarda kazanmayı sağlayan zilyetliğin tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren hesap edilmesi gerekir. Önceki zilyetlik tespit ile kesilir. Tapu kaydı intikal görmediğine, davacı yasada belirtilen koşullar altında 20 yıldan fazla tasarrufta bulunduğuna göre dava konusu parselin tapu kaydının TMK.nun 713/2. maddesi hükmü uyarınca hukuki değerinin yitirdiğinin kabulü gerekir. Mahkemece kadastro sonrası sebep yönünden tutanağın kesinleşme ve dava tarih arasında geçen sürenin yanlış değerlendirilerek dava tarihine kadar kazanma süresi ve koşullarının geçmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2010/277 K: 2010/310

Haziran 10, 2026 Suat Şimşek 0

Kamuya ait olmayan, malik ya da zilyedi bulunan kişilerce “harman zamanı harmanın döküldüğü yer” olarak kullanılan yer olup; buradaki ekonomik amaç harmanın dökülüp, buna bağlı işlemlerin harman zamanında gerçekleştirilmesidir. Bu şekilde gerçekleşen tasarruf, beklenen ekonomik amaca uygun ve iktisap bakımından da yeterli kabul edilmelidir. Harman yerinin açıklanan niteliği gereği, harman dökülme şeklinde gerçekleşen kullanımı yanında ayrıca harman zamanı dışındaki dönemlerde de tarım aletleri ve benzeri makinelerin konulması, ahır, ev veya hayvan barınağı olarak kullanılması zorunluluğu bulunmadığı gibi; harman zamanı dışında böyle bir kullanım şeklinin kazanma koşulu olarak aranması da taşınmazın “özel harman yeri” niteliği ile örtüşmediğinden kabul edilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/3147 K: 2005/3530 T: 04.05.2005

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece nizasız fasılasız 20 yıllık zilyedlik süresinin dolmadığı, daha önce açılan davalar nedeniyle sürenin kesintiye uğradığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Mahkemece niza oluşturduğu kabul edilen davalar, HUMK.nun 409. maddesi hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmek suretiyle sonuçlandırılmıştır. TMK.nun 713/1. maddesinde yazılı davasızlıktan bahsedilebilmesi için davacı zilyede karşı açılmış ve başarıya ulaşmış bir davanın olmaması gerekir. Diğer yönden her iki dava dosyası takip edilmeme nedeni ile HUMK.nun 409. maddesi hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Tüm bu nedenlerden ötürü esas numaraları yazılı dava dosyaları görülmekte olan dava yönünden niza oluşturmaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/3738 K: 2005/4190

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Nitelik kaybı sebebiyle Hazine lehine orman dışına çıkarılan bir yerin tapuya tescil edildiği tarihe kadar 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması halinde böyle bir yerin kazanılması mümkün olabilir. Somut olayda; çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten dava konusu parselin Hazine adına tespit edildiği tarihe kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve TMK.nun 713/1. maddesinde belirtilen kazanma koşullarının davacı lehine oluştuğu kanıtlanmış bulunduğuna göre yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E: 2005/3359 K: 2005/2152

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Doğrudan doğruya hayrattan olan vakıf yerlerinin zilyetlikle iktisabına olanak yoktur. O halde öncelikle vakıflar idaresinden vakfı ile ilgili vakfiye örnekleri istenmeli ve gerektiğinde vakıflar genel müdürlüğünden celp edilmeli, yine vakıflar genel müdürlüğünden söz konusu vakıfların cinsi, sahih yada gayri sahih vakıflardan olup olmadığı ve sicil mahsusuna kayıtlı bulunup bulunmadığı sorulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/2600 K: 2005/3081

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Mirasçılarının tespit edilememesi halinde veya mirasçı bırakmaksızın ölmüş bulunmaları durumunda TMK.nun 501. maddesine göre, devletin kayıt maliki mirasçılarının son mirasçısı olacağının kabulü gerekir. Bu durumda da, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18/2. maddesine göre, kanunları uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisap edilemezler. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/4448 K: 2005/5196

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Kayıt maliki hiç mirasçı bırakmadan ölmüş ise TMK.nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla davanın Hazineye yöneltilmesi doğru ise de, davanın köye karşı açılmasının yasal bir dayanağı ve usulen de bir zorunluluk bulunmamaktadır. Kayıt maliklerinin mirasçılık belgesini almak üzere davacı vekiline süre tanınmasına, ölüm tarihinin kesin olarak belirlenmesi, aynı kişi olup olmadığının araştırılması, mirasçı bırakmış ise davanın mirasçılarına yöneltilmesi, taraf teşkilinin sağlanması, yargılamaya geldikleri takdirde iddia ve savunma çerçevesinde delillerinin toplanması, adı geçen hiç mirasçı bırakmadan ölmüş olup da terekesi Hazineye intikal etmiş ise böyle bir yerin zilyetlik yoluyla kazanılmayacağının düşünülmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Büyük Genel Kurul E: 1957/6 K: 1957/24

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Kaçak ve kayıp kişilere ait olup da tapulu olmayan ve hazinece usulüne uygun biçimde el konmamış taşınmazlar hakkında Medeni Kanunun 639. maddesinin 1. fıkrası hükmü elmen (zilyet) lehine uygulanır. Bu taşınmazlarda emvali metruke kanunlarının dikkate alınması ve malik gibi zilyetlik şartının bertaraf edilebilmesi, o gayrimenkule Hazinece usulü dairesinde el konulmuş olmasına bağlıdır. Gerçekten, Hazinenin daha önce mahsus kanun hükümlerince el koymuş olduğu gayrimenkul hakkında, tapuya hiç kayıtlı olmasa bile, tapusuz gayrimenkullerin zilyetlikle iktisabı hakkındaki hükümler tatbik edilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Büyük Genel Kurul E: 1951/8 K: 1954/2

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Tapuda kayıtlı olup kaçak veya değişime tabi kişilerden yasa gereği Hazineye geçen taşınmazlar Medeni Kanunun 639. maddesinin ikinci fıkrasında ismi geçen taşınmaz mahiyetinde olmayıp, nitelik ve öğeleri de yoktur. Yirmi yıl veya daha fazla elmenlikle [zilyetlikle] kazanılamazlar. Bu taşınmazlarda Medeni Kanunun 639. maddesinin ikinci fıkrasındaki kazandırıcı zamanaşımı yürümez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/4451 K: 2005/4929

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

3402 sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesi hükmüne göre yol, meydan ve köprü gibi orta malları haritasında gösterilmekle yetinilir. Taşınmazın haritasında yol olarak gösterilmesi bir kadastro işlemi olup kadastro tutanağı düzenlenmediği için böyle bir işlem tesbit dışı bırakma işlemi niteliğindedir. Böyle bir yerin TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümlerine göre tapuya tesciline karar verilebilmesi için Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarına göre haritasında yol olarak gösterildiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/4644 K: 2005/5048

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Bu tür uyuşmazlıklarda kadastro paftasından yararlanmak suretiyle taşınmazın niteliğinin belirlenmesi gerekir. Paftaya ters düşen cevaba itibar edilmemesi gerekir. Az öncede açıklandığı üzere tescili istenen taşınmaz bölümleri sokak olarak paftada gösterilen yerlerdir. Paftadaki bu belirleme 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16. maddesindeki belirlemelere de uygundur. Anılan maddelere göre yol, meydan ve benzeri yerler paftasında gösterilmek suretiyle kadastro işlemi yapılır. Bu tür yerler yol veya sokak olmaktan çıkarılmadıkça, terk edilmedikçe kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlikle edinilmesi mümkün olmaz. Köy içinde bulunan sokak niteliğindeki bu yerler üzerine davacının taşkın inşaatta bulunması ve kısmen kültür arazisi olarak tasarrufta bulunması kazanma sağlamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/7264 K: 2005/8561

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Kural olarak, paftada yol ve benzeri niteliklerle gösterilen, ancak hakkında tutanak düzenlenmeyen ve aktif (halen kullanılan) yol olmayan bu ve benzeri taşınmazların kazanmayı sağlayan zilyetlikle edinilebilmeleri için paftasında yol olarak gösterildiği 05.05.2000 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresi ve koşullarının olayda gerçekleşmiş bulunması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/2937 K: 2005/3512

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden davaya konu yerin 1967 yılında yapılan tapulama çalışmalarında paftasında yol olarak bırakıldığı ve halen aktif yol olduğu saptanmıştır. Böyle bir yerin imar-ihya ve olağanüstü zamanaşımı zilyetliğiyle kazanılması olanaklı değildir. Bu durumda, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2003/1738 K: 2003/3366

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Gerek 4342 sayılı Mera Kanunu gerekse bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yasal düzenlemelere göre, meraların bu vasıfları yöntemince ortadan kaldırılmadıkça, imar planı kapsamına alınarak veya belediye meclisi kararları ile özel mülkiyete dönüştürülmesi olanaklı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle dava konusu taşınmazın Belediye adına arsa vasfı ile yazılması ve bunun kat karşılığı yükleniciye verilerek site haline getirilip kat irtifakı kurulduktan sonra üçüncü kişilere satılmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Yasal dayanaktan yoksun olarak tapuda belediye adına tescil “yolsuz tescil” niteliğinde bulunduğundan hukuken yokluk ifade eden tapu üzerinden iktisapta bulunan kişilerin de Medeni Kanunun 638 (712) ve 931 (1023) maddesinden yararlanma olanakları yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/9154 K: 2008/12754

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

İmar planı içindeki meraların planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan mera vasfını yitireceğinden, imar planında genel hizmetlere ayrılanların belediye veya özel idareye bedelsiz terkini gerekeceğinden tapunun beyanlar hanesine ancak imar planında yazılı genel hizmet amacıyla kullanılabileceğine dair şerh verilerek belediye adına, bunun dışındaki özel mülkiyete konu olabilecek konut, sanayi ve ticaret alanında kalanların ise Hazine adına tescil edilmesi gerekir. Belediye adına tescili gerekmeyen yerler belediye adına tescil edilmiş ise yolsuz tescil olacağından Hazine her zaman bu iddia ile dava açabilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2007/74 K: 2007/1185

Haziran 9, 2026 Suat Şimşek 0

Öncesi mera olan bir taşınmaza 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesinin uygulanarak tahsis amacının değiştirilebilmesi için, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içinde kalması yeterli olmayıp, yerleşim yeri olarak işgal edilmesi ve mer’a olarak kullanımının teknik olarak mümkün olması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 2005/9624 K: 2005/10566

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

Harman yerlerinin zilyetlikle kazanılmasının olanaksız bulunmasına karşın, köy boşluklarının koşullar oluşması halinde senetsizden edinilmesi mümkündür. Öncelikle kadastro tespiti sırasında taşınmazın niteliğinin ne olduğunun belirlenmesi, köy boşluğu olduğunun saptanması halinde 3402 Sayılı Yasanın 14.Türk Medeni Kanununun 713 ve 996 maddeleri uyarınca gerekli araştırmaların yapılması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile karar verilmiş olması doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/8485 K: 2006/20

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

Dere boşlukları Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu mallarındandır. Böyle bir yerin kazanılabilmesi için derenin aktif yatağı ve etki alanında kalmaması gerekir. Dere boşluğu niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yer kural olarak TMK.nun 715. maddesinde düzenlenen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Böyle bir yerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline karar verilebilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesindeki koşullar altında para ve emek sarfedilmek suretiyle kültür arazisi haline getirilmiş olması ve bu olgunun tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar kazanma koşullarının geçmiş olması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/6926 K: 2005/6843

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

3402 sayılı Kanunun 17/son maddesine göre; İl, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda 3402 sayılı Kanunun 17. maddesi uygulanamayacaktır. Bu nedenle taşınmazın bulunduğu yerin imar planı kapsamına alındığı tarih önem arz etmektedir. Taşınmazın net bir biçimde imar planı içerisine alındığı tarihin belirlenmesi halinde, tespit dışı kalma tarihi olan 13.04.1976´dan taşınmazın imar planı kapsamına alındığı tarihe kadar geçen sürenin 3402 sayılı Kanunun 14. maddesiyle, TMK.nun 713 maddesinin iktisap için gerekli gördüğü 20 yıllık zilyetlik süresini doldurup doldurmadığı üzerinde durulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2005/645 K: 2005/690

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

Kayıt malikinin ölüm tarihi, zilyetliğin başlangıç tarihinden trampa tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile taşınmaz davacılar tarafından tasarruf edildiğine göre tapu kaydı hukuki değerini yitirmiş olmaktadır. Kaydın hukuki değerini yitirmesinden sonra yapılan intikal, trampa ve temlik işlemleri yolsuz tescil niteliğinde olup davacıların kazanılmış haklarını da etkilemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/4226 K: 2005/4720

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

Kadastro dışı bırakma işleminde, taşınmazın geometrik durumu belirlenmediğinden bir tespit işlemi değil ise de, görevlilerce bir yerin tescile tabi olmadığı saptanarak hukuksal durum belirlenmiş olduğundan yapılan bu işlem, bir kadastro işlemidir. Yargıtay´ın kararlılık kazanan uygulamalarına göre; tespit dışı bırakılan bir yerin, Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesi hükümlerine göre tapuda tescil edilebilmesi için, tespit dışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten, dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile anılan maddelerde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5738 K: 2005/6258

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

Kural olarak ekilemez arazi niteliğiyle tespit dışı bırakılan bir yer imar ve ihya edilmedikçe kazanılamaz. Komşu parsellere ait belgelere göre, bu yer ekilemez arazi, cadde ve hali olan bir yerdir. Bu nedenle yerel bilirkişi ve tanıkların tasarruf yönündeki beyanları kazanma bakımından sonuç doğurmaz. Ekilemez arazi üzerine ağıl, kümes gibi tesislerin yapılması ihya sayılamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5308 K: 2005/7602

Haziran 8, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu kütüğünden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak gerekli belgenin tapu sicilinden çıkarılmasının imkansız olması ve genel olarak gerekli dikkati gösteren herkesin malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu siciline yazılı malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, tapu kaydındaki malik sütununun boş bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Tapu sicili, eki belgeler ve kadastro beyannamesinden kişilerin kim oldukları anlaşılabildiği durumlarda kayıt malikinin tapu kütüğünden kim olduğu anlaşıldığından davacıların tapu iptali ve tescil davasının reddedilmesinde isabetsizlik yoktur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/6985 K: 2005/7632

Haziran 6, 2026 Suat Şimşek 0

Tescil konusu yer paftada dere olarak tespit dışı bırakılan bir yerdir. Komşu parsellerin kadastro tutanaklarındaki açıklamalara göre, dava konusu yer 1977 yılında tespit dışı bırakılan bir yerdir. Kadastro Müdürlüğünce cevap verilmemekle birlikte paftaya göre tescil konusu taşınmaz dere yatağıdır. Dereler kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, aktif dere yatağı olmadığı veya etkisinde kalmadığının belirlenmesi halinde kazanılabilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5308 K: 2005/7602

Mayıs 31, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 713. maddesinde yer alan tapu kütüğünden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak gerekli belgenin tapu sicilinden çıkarılmasının imkansız olması ve Yargıtay içtihatlarına göre genel olarak gerekli dikkati gösteren herkesin malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu siciline yazılı malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, tapu kaydındaki malik sütununun boş bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Tapu sicili, eki belgeler ve kadastro beyannamesinden kişilerin kim oldukları anlaşılabilmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2005/5609 K: 2005/6411

Mayıs 31, 2026 Suat Şimşek 0

Kadastroca tespit dışı bırakılan taşınmazın TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmü uyarınca tescili isteğine ilişkindir. TMK.nun 713/3. maddesi hükmüne göre bu tür davaların Hazine ve ilgisi yönünden ilgili kamu tüzel kişilerine karşı açılması gerekir. Dava dilekçesinde Hazine ve ilgili kamu tüzel kişinin gösterilmemiş olması, yargılama sırasında davanın bunlara yöneltilmesine engel değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı E: 1955/16 K: 1955/25 T: 07.12.1955

Mayıs 24, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunumuzun sistemine göre tasarruf ehliyeti bulunmıyan bir muris tarafından tanzim olunan ölüme bağlı tasarruf kendiliğinden hükümsüz olmayıp ancak iptali kabil sayılacağından bir iptal sebebinin mevcut olduğunu tespit eden bir mahkeme kararı ancak aleyhlerine sadır olan şahıslara karşı muhkem kaziyye teşkil edeceğinden binnetice tenfiz memuru aleyhine kabul edilen dava ile iptali istenen vasiyetname topyekun batıl olmayıp iptali halinde sadece tenfiz memuru hakkındaki tasarruf hükümsüz kalmış olur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/2267 K: 2024/3337 T: 10.6.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit bedeli, dava tarihi olan 2014 yılı itibariyle belirlendiğinden fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca; hükmün temyizen incelendiği tarihe kadar geçen süre içerisinde enflasyonda meydana gelen artış sebebiyle, güncel bedelin yeniden belirlenmesi amacıyla Mahkemece bilirkişiden ek rapor alınmalı, mümkün görülmezse yeniden keşif yapılmalı, karar tarihine en yakın tarihteki rayiçler dikkate alınarak güncel geçit bedeli belirlenmeli ve belirlenen geçit bedelinden depo edilen miktarın mahsubuyla kalan miktar depo edilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/2014 K: 2024/3481 T: 13.6.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Fen bilirkişi raporu ve ekli krokisinde güzergahın geçit tesisi için en uygun güzergah olduğu bildirildiğinden, bu güzergahtan geçit verilip verilemeyeceğinin, bilirkişilerce belirlenen diğer alternatif güzergahlar da birlikte değerlendirilip araştırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, kesintisizlik ilkesine aykırı olarak su arkı üzerinde ve güzergah üzerinde bulunan zeytin ağaçlarının kesilmesine sebebiyet verecek şekilde geçit tesisine karar verilmesi doğru görülmeyerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/2002 K: 2025/435 T: 3.2.2025

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece geçit irtifakının tesis edildiği karar 2013 yılında verilmiş olup bu tarihe kadar hüküm kesinleştirilmemiştir. Bu sebeple geçit irtifakı istenen alanda coğrafi değişiklikler ile taşınmazlara özgü değişiklikler olabileceği gibi, taşınmaz maliklerinin de değişmiş olabileceği söz konusudur. Bunun yanında fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği geçit irtifakının hüküm tarihine yakın değerinin tespit edilmesi gerekir. O halde, öncelikle güncel tapu kayıtları getirtilerek taraf teşkilinin denetlenmesi, keşif yapılmak suretiyle arazilerin fiziki yapılarında bir değişiklik olup olmadığının belirlenmesi, uygun güzergah tespiti ile hüküm tarihine yakın geçit irtifakı bedelinin belirlenerek depo edilmek üzere ara karar kurulması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması için kararın bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/220 K: 2024/1950 T: 3.4.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Davacılar tarafından dava konusu edilen 1786 parsel sayılı taşınmazın tapu bilgileri incelendiğinde, davacıların dışında da hissedarlar bulunduğu, ancak bu hissedarlara husumet yöneltilmeden karar verildiği görülmüştür. Bu hissedarlara husumet yöneltilmeden, savunmaları alınmadan ve delilleri toplanmadan hüküm kurulmuş olması, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olduğundan, eksik taraf teşkili ile karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/135 K: 2024/2195 T: 25.4.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Dava konusu taşınmazların kuzeyinden giden yolun uzun olması, köy içinden dolanarak ana yola ulaştığına ilişkin tespitler, geçit ihtiyacının varlığı yönündeki değerlendirmede yetersizdir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda objektif gerekçeler açıklanmaksızın, dava konusu taşınmazın kuzeyinden geçen yolun kesintiye uğradığı noktalar açıklığa kavuşturulmadan, kroki üzerinden gösterilmeden, bozma gerekleri yerine getirilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/95 K: 2024/518 T: 25.1.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Türk Medeni Kanunu’nun 747. maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşular, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması hâlinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/65 K: 2024/2434 T: 7.5.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Zorunlu geçit istemi değerlendirilirken, genel yola ulaşacak seçenekler arasında, daha önce üzerinde geçit kurulmak suretiyle genel yola bağlanmış bir taşınmaz varsa, diğer koşullarla çelişmediği ölçüde, bu seçenekten yararlanılarak bir sonuca ulaşmak mümkündür. Böyle bir durumda, başkaca taşınmaz yararına önceden kurulan geçitin yükü artacağından, bu taşınmaz için uygun bir bedele hükmedilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2024/20 K: 2024/2112 T: 18.4.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit irtifakı tesis edilen davalıya ait taşınmaz üzerindeki duvarın, geçit irtifakı nedeniyle yıkılması gerekmektedir. Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği geçit irtifakına konu taşınmazda oluşan tüm zararların lehine geçit hakkı tesis edilen tarafça karşılanması gerektiğinden mahkemece bilirkişiden ek rapor alınarak duvar bedelinin ve geçit bedelinin hüküm tarihine yakın bir tarih itibariyle belirlenmesi ve toplamlarının depo ettirilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/5864 K: 2024/358 T: 22.1.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği geçit irtifakına konu taşınmazda oluşan tüm zararların lehine geçit hakkı tesis edilen tarafça karşılanması gerektiğinden mahkemece bilirkişiden ek rapor alınarak duvar bedelinin ve geçit bedelinin hüküm tarihine yakın bir tarih itibariyle belirlenmesi ve toplamlarının depo ettirilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/5818 K: 2024/1416 T: 7.3.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Taşınmaz lehine 23.03.2018 tarihli fen bilirkişisi raporunun ekinde yer alan krokide “A” harfi ve “yeşil” renk ile gösterilen kısımda (…) sayılı taşınmaz aleyhine geçit irtifakı kurulmasına karar verilmiş ise de yukarıda açıklanan ilkeler ışığında karar tarihine en yakın tarihteki geçit bedelinin belirlenmesi için bilirkişiden ek rapor alınarak tespit edilen miktarın davacıya depo ettirilerek karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/5697 K: 2024/4614 T: 17.10.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece davanın kabulüne karar verilerek geçit hakkı kurulacak güzergah belirtilmek suretiyle geçit hakkı tesisine karar verilmiş ve kurulan irtifak hakkının tapuya tesciline hükmedilmiştir. Oysaki Türk Medeni Kanununun 748/3 ve 1012 nci maddesi ile yeni Tapu Sicil Tüzüğünün “İrtifak hakları ve taşınmaz yükünün tescili” başlıklı 30. maddesi gereğince kurulan geçit irtifakının kütük sayfasında ayrılan özel sütununa tesciline hükmedilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/5301 K: 2024/328 T: 18.1.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Lehine geçit kurulan 38 parsel sayılı taşınmazın güneyindeki 37 parsel sayılı taşınmazın, lehine geçit kurulan 38 parsel sayılı taşınmazın paylı malikleri tarafından karar düzeltme aşamasında satın alındığı, bu sebeple aleyhine geçit kurulan 356 parsel sayılı taşınmazdan değil 37 parsel sayılı taşınmazdan geçit kurulması gerektiği, bu durumda mahkemece, geçit davalarında uygulanan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereğince lehine geçit kurulan 38 parsel sayılı taşınmazın paydaşları tarafından karar düzeltme aşamasında satın alınan 37 parsel sayılı taşınmaz aleyhine geçit kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/4970 K: 2024/3801 T: 12.9.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit tesisi davalarında başlangıçta davacı tarafından öngörülemediğinden dava dilekçesinde talep edilen yer dışındaki güzergahlardan da geçit kurulması gerekebilir. Bu güzergah üzerindeki taşınmazların maliklerine dava dilekçesi ile husumet yöneltilmemiş olması kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından 6100 sayılı HMK’nın 124 üncü maddesi gereğince dürüstlük kuralına aykırı olmayan bu taraf değişikliği talebi kabul edilerek davacının bu kişilerin harçsız olarak davaya katılmalarını sağlamasına imkan verilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/4943 K: 2024/404 T: 23.1.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/4943 K: 2024/404 T: 23.1.2024

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel, taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel hükümden önce depo ettirilmelidir. Bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/2156 K: 2023/3662 T: 6.7.2023

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Dava konusu taşınmazlarda imar uygulaması yapıldığı ancak, imar yolunun fiilen açılmadığının belirtildiği anlaşıldığından; Belediyeden imar durumunun sorulması, daha sonra taşınmazlar başında uzman bilirkişiler eşliğinde yeniden keşif yapılarak imar yolunun açılıp açılmadığının belirlenmesi, imar yolu açılıp davacının zorunlu geçit ihtiyacı son bulmuşsa davanın reddine karar verilmesi, imar yolu açılamamış ise, bilirkişilerden geçit kurulabilecek alternatiflerin belirlenmesi istenerek, denetime uygun rapor alınması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/2083 K: 2023/2820 T: 24.5.2023

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilmesinin zorunlu olduğu hallerde, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1951 K: 2023/2799 T: 24.5.2023

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece, kadastro paftasına göre yol olmayan fiilen yol olduğu tespit edilen bölüme bağlanacak şekilde geçit hakkı tesis edilmiştir. Geçit hakkının zorunlu olarak genel kadastral yola bağlanarak tesisi gerekir. Yukarıda değinilen ilkelere göre mahkemece bilirkişi vasıtasıyla başka alternatifler araştırılarak geçit tesis edilmesinin mümkün olup olmadığı tespit edilmeli, geçit tesisinin mümkün olduğunun anlaşılması halinde en uygun seçenekten geçit kurulması gerekirken, kadastro paftasına göre yol olmayan bölüme bağlanmak suretiyle geçit tesisi doğru görülmemiştir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1935 K: 2023/2897 T: 29.5.2023

Mayıs 23, 2026 Suat Şimşek 0

Daha geniş alana sahip komşu taşınmazlardan geçit tesisinin değerlendirilip, bu taşınmazlar yönünden alternatif geçit güzergahlarının belirlenmesi gerekirken diğer parsellere göre daha küçük olan 113 ada 23 parselden geçit tesisi fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesine aykırı olduğundan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/2939 K: 2023/3660 T: 6.7.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Davalı DSİ dava tarafı olmayıp geçit hakkı tesisi kararının infazı aşamasında İİK’nın 30 uncu maddesi hükmü gereğince, hükmün infazı tarihinde kanaletlerin deplase işleminin yapılması için gereken bedel belirlenip tahsil edileceğinden, mahkemece bu aşamada DSİ’nin infaz aşamasında yapacağı giderler hesaplanarak hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/3159 K: 2023/3865 T: 18.9.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Dere yatakları kural olarak devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerdendir ve bu özelliği itibariyle de kamu malıdır. Kamu malı olan bir yerin, kişinin özel yararlanmasına terki olanaklı değildir. Geçit davalarında amaç yol ihtiyacı içinde bulunan bir taşınmazın genel yola ulaşımını kesintisiz olarak sağlanmaktır. Dere yatağı tapuya tescil edilmiş bir yer de olmadığından kesintisizlik ilkesi ihlal edilmiş olur. Bu nedenle mahkemece dava konusu taşınmazın geniş paftası getirtilerek genel kadastral yolla bağlantısını sağlayacak farklı alternatifler araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/3104 K: 2023/4039 T: 21.9.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel hükümden önce depo ettirilmelidir. Bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/3388 K: 2024/3857 T: 16.9.2024

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece, aleyhine geçit hakkı tesis edilen taşınmazı ya da taşınmazları ikiye bölmesinin bir zorunluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılması, başka hiçbir çözüm bulunamadığı taktirde, aleyhine geçit hakkı tesis edilen parsellerin ikiye bölünmesi nedeniyle taşınmazlarda meydana gelebilecek değer kaybı da bilirkişiye hesaplattırılarak bu bedelin aleyhine geçit irtifakı kurulan taşınmaz maliklerine verilmek üzere depo ettirilmesi, dava değeri belirlenirken hem geçit irtifak bedeli hem de değer kaybının birlikte hesaplanması, söz konusu bu bedelinde istinaf ve temyiz kesinlik sınırı tespit edilirken dikkate alınması gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1763 K: 2023/2492 T: 10.5.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit irtifakı taşınmazın mülkiyet hakkına bağlı olduğundan eşyaya bağlı bir haktır. Lehine irtifak hakkı tesis edilen taşınmaza, yola cepheli olan bitişik taşınmazın malikinin aynı kişiler olması, geçit irtifakının taşınmaz lehine kurulduğu ilkesi gereği geçit irtifakının kaldırılması sebebi değildir. Davalıya ait her iki taşınmaz tevhid edilmediği sürece ve yukarıda belirtilen sona erme sebepleri gerçekleşmediğinde geçit irtifakının mahkeme kararıyla kaldırılması mümkün değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1728 K: 2023/2667 T: 18.5.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Dava konusu aleyhine geçit tesisine karar verilen 114 ada 64 (eski 595) parsel sayılı taşınmaz üzerinde önceden tesis edilmiş geçit hakkı bulunduğundan, mahkemece geçit bedelinin yarısının önceki geçit lehtarına ödenmesine karar verilmiş ise de; başka parsel lehine kurulan geçit hakkı ile taşınmaz malikinin yükü artacağından geçit davalarında uygulanan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereğince geçit bedelinin tamamının aleyhine geçit hakkı tesis edilen taşınmaz malikine verilmesi gerekirken, önceden kurulan akdi geçit irtifakı sahibi K2’e geçit bedeli ödenmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1719 K: 2023/2186 T: 13.4.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 747/2 nci maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1712 K: 2023/2828 T: 25.5.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Karayolları Genel Müdürlüğü’nden davacının 250 ada 1 ve 2 parsel sayılı taşınmazlarından doğan Edirne-İstanbul otoyoluna çıkışının mümkün olup olmadığının sorulması, çıkışın mümkün olmaması halinde geçit alternatiflerinin değerlendirilmesi suretiyle, davacı taşınmazların yola çıkışı için geçit hakkı tesisi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1415 K: 2023/2550 T: 15.5.2023

Mayıs 19, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece, taşınmaz başında bilirkişiler eşliğinde tekrar keşif yapılarak, bilirkişilerden yararına geçit hakkı tesisi istenen taşınmazın genel yola bağlantısını sağlayacak şekilde, geçit davalarında uygulanan kesintisizlik ilkesi gözetilerek, geçit seçeneklerini gösterir rapor düzenlemeleri ve krokide göstermeleri istenerek, yararına geçit hakkı tesisi istenen 108 ada 10 parsel sayılı taşınmazın genel yola kesintisiz bağlanmasını sağlayacak şekilde en uygun alternatiften geçit hakkı tesisine karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1328 K: 2023/2925 T: 29.5.2023

Mayıs 18, 2026 Suat Şimşek 0

Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Bu bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin belirlenmesinden sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olması durumunda taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1150 K: 2023/2010 T: 6.4.2023

Mayıs 18, 2026 Suat Şimşek 0

Davalılara ait 162 ada 85 ve 86 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine geçit kurulmasına karar verilmişse de, geçidin eni ve boyu açıkça gösterilmeksizin kurulan hüküm infaza elverişli değildir. Geçit eni 3 mt olacak şekilde geçit tesisine karar verilmesi gerekir. Öte yandan, davalılara ödenmesine karar verilen geçit bedelinin miktarının ve davalılara ne şekilde ödeneceğinin hükümde belirtilmemesi ve davacı lehine geçit kurulmasına karar verilmesi de yanlıştır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1092 K: 2023/2036 T: 6.4.2023

Mayıs 18, 2026 Suat Şimşek 0

Ekli krokisinde yer alan 3 numaralı mavi renkli işaretlenmiş alternatifte kuru dere bulunması nedeniyle kesintisizlik ilkesi ihlal edilmektedir. Ancak davacıya ait taşınmazın geçit ihtiyacı için elverişli başkaca güzergah bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu kez bilirkişilerden ek rapor alınarak ve gerektiğinde mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle 3 numaralı alternatifteki kuru dereden geçilebilmesi için kuru dere üzerinde yapılacak inşaat ve tedbirlerin neler olduğu araştırılmak suretiyle 3 numaralı güzergah üzerinden geçit hakkı kurulmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/1004 K: 2024/1039 T: 22.2.2024

Mayıs 18, 2026 Suat Şimşek 0

Davalı parselinden ancak sınırdan geçen ikinci alternatifin hem maliyet olarak hem de aleyhine geçit tesis edilen taşınmazın bütünlüğüne zarar vermeyecek olması yönünden daha uygun olduğu, mahkemece daha sonra bu alternatif yönünden de değer tespiti yaptırıldığı ve hükme esas alındığı, yapılan değerlendirmede bir yanılgı olmadığı. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E: 2019/4409 K: 2019/6534

Nisan 14, 2026 Suat Şimşek 0

Davacının kat mülkiyetine geçiş tarihinde malik olduğu, bağımsız bölümlerin değerinde ve dolayısıyla arsa paylarının tespitinde dikkate alınmayan bu nedenle arsa payları arasında orantısızlığa yol açan somut ve haklı nedenler ortaya konulmadığı, kat mülkiyetinin kurulduğu tarihten bu yana geçen uzun süre içerisinde arsa paylarına herhangi bir itirazlarının olmadığının tespit edilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2014/6533 K: 2014/12508

Nisan 2, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı, kadastral parselin ihyası, başka deyişle imar uygulaması ile oluşan imar parsellerinin tapu kayıtlarının iptali ile eski hale getirilmesini istemekte olup bu durumda kadastral parselin kısmen ihyası mümkün olamayacağından ihyası istenen kadastral parselin çap sınırları içerisinde kalan imar parsellerinin tespiti ile koşulları oluşmuş ise tamamının tapularının iptali yönünde karar vermek gerekir. Diğer taraftan tapu iptal ve tescil davalarının kayıt malikleri aleyhine açılacağı da tartışmasızdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E: 1992/8159 K: 1992/8857

Nisan 2, 2026 Suat Şimşek 0

Nizalı bölümün, Belediye encümeni ve meclisi kararlarına dayanılarak yapılan parselasyon işleminin bünyesine dâhil edildiği de anlaşılmaktadır. Öyle ise, tescilin sebebini teşkil eden işlem idari yargı yerinde iptal edilip ortadan kaldırılmadıkça tapu sicilinde düzeltme yapılmasına yasal olanak yoktur. Aksi hal, tescilen esas olan idari işleminde adli yargı yerinde iptal edilmesi ya da bünyesinin değiştirilmesi sonucunu doğurur. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E: 2000/669 K: 2000/1454

Mart 31, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu kaydının Belediye Encümeni Kararı ile 3194 sayılı İmar Yasasının 18. maddesi uyarınca hamur kuralı uygulanmak suretiyle oluşması halinde, bu idari işlem iptal ettirilmediği sürece de adli yargıda açılan tapu iptali davasına düzenleme olanağı yoktur. Ancak, taşınmazın tapu siciline kaydedilmesine dayanak teşkil eden idari kararın idari yargı merciince kanuna aykırılık nedeniyle iptali cihetine gidilerek iptal kararının kesinleşmesinden sonra tapudaki tescil işleminin yanlış bir idari tasarruftan ileri geldiği ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunun anlaşılması sonucu yolsuz tescil” durumuna düşmesinden sonra açılacak tapu iptal davası dinlenebilir Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E: 2018/12496 K: 2019/3129

Mart 29, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda, şikayetçinin, borçlu ile evli olduğu, Tapu Müdürlüğü yazı cevabına göre; ihale konusu taşınmazın tapu kaydına 03.07.2017 tarihli ihaleden önce 15.11.2016 tarih ve 7334 yevmiye numarası ile aile konutu şerhi konulduğu görülmekle, şikayetçinin, İİK’nun 134/2. maddesi gereği, tapu sicilindeki ilgililerden olduğu ve dolayısıyla ihalenin feshini isteyebileceği anlaşılmaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2016/16133 K: 2019/2295

Mart 21, 2026 Suat Şimşek 0

Taraflar arasında Noterde yapılan geçerli bir satış vaadi sözleşmesi mevcut olup taşınmazın imar durumunun düzelmesi halinde tapuda ferağ verileceğine ilişkin şarta bağlanmıştır. Bu aşamada dava konusu taşınmaz tapuda satış vaadi borçluları olan davalılar adına kayıtlı olmadığından sözleşmenin ifa olanağı bulunmamaktadır. Sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığından davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmasa da tazminat talebinin de reddine karar verilmesi doğru değildir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2016/4776 K: 2016/6225

Mart 21, 2026 Suat Şimşek 0

Somut uyuşmazlıkta, davacı tüketici yüklenicinin temlikine dayalı olarak kat irtifakı kurulan 3 sayılı parseldeki zemin kat 16 numaralı dükkan niteliğindeki bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ve adına tescilini talep etmiştir. Davacının adına tescilini talep ettiği bağımsız bölümün niteliği 6502 sayılı Kanunun 3/h maddesinde belirtilen mallar arasında sayılmadığından, aynı kanunun 73. maddesi uyarınca uyuşmazlık tüketici mahkemesince çözülemez. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2016/340 K: 2018/4980

Mart 21, 2026 Suat Şimşek 0

Tüketici olan davacılar yüklenicinin temlikine dayalı tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğundan o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin tüketici mahkemesinde görülmesi aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması yasadan kaynaklanan bir zorunluluktur. Mahkemece, kamu düzeninden olan görev hususu resen gözetilerek yukarıda yazılı olduğu üzere işlem yapılması gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile, davanın 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanundan kaynaklanan bir dava olarak görülerek sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesi ile; mahkemenin bu nedenle görevsizliğine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2005/4391 K: 2005/8115

Mart 20, 2026 Suat Şimşek 0

Taşınmazın sadece bir kısmı kamulaştırılmaya tabi tutulmuştur. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 31/b maddesi hükmünce 17.10.1997 tarihinde satış vaadi borçlusuna yapılan tebligattan sonra taşınmaz malın davacıya temlikine satış vaadi sözleşmesi taşınmazın kamulaştırılan kısmı bakımından hüküm ve sonuç doğurmaz. Ancak taşınmazın sadece bir kısmı kamulaştırıldığında, satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı bulunup bulunmadığı keşfen ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak araştırılmalı ve sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2009/8734 K: 2009/9889

Mart 20, 2026 Suat Şimşek 0

Haciz şerhlerinin kaldırılması istemine gelince, bu nitelikteki davaların tapu kütüğünde yararına haciz şerhi konulan kişi veya kurumlara yöneltilmesi gerekir. Dava konusu taşınmazın üzerinde icra müdürlüğü ve vergi dairesi lehine konulmuş haciz şerhleri bulunmaktadır. Dava sözü edilen kurumlara ve kişilere yöneltilmediğinden usul ekonomisi de dikkate alınarak davacıya lehine haciz şerhi konulan kurumlar ve kişiler hakkında dava açmak üzere uygun bir süre verilmeli, açılacak dava eldeki dava ile birleştirilmeli, yargılama sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2010/4527 K: 2010/6501

Mart 20, 2026 Suat Şimşek 0

Satış vaadi sözleşmeleri biçimine uygun olarak düzenlendikten sonra yukarıda değinilen yasal düzenlemeler uyarınca tapu kaydına şerhi idari yoldan mümkün olmadığı takdirde sözleşme alacaklısı, sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakkı kuvvetlendirmek ve üçüncü kişilere karşı bu hakkı ileri sürebilmek için mahkemeden dava yoluyla şerh isteğinde bulunabilir. Ancak bu davasını şerhin kaydına işleneceği kayıt maliklerine de yöneltmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2009/995 K: 2009/2658

Mart 20, 2026 Suat Şimşek 0

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin hükmen tapuya şerhine ilişkin dava açmak gerekmez. Ne var ki somut uyuşmazlıkta sözleşmenin vaat alacaklısı olan davacı ile kayıt maliki davalı kooperatif arasında akdi ilişki yoktur. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanununun 1027. maddesi hükmü uyarınca sözleşmenin mahkeme hükmü olmadan tapuya şerh edilme olanağı bulunmamaktadır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 1996/8046 K: 1996/9435

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Davalıya ait bağımsız bölümlerin devrine ilişkin dava mahkemece icra takiplerine konu olan borçların ödenmiş olduğu gerekçesi ile reddedilmiş ise de, sözü edilen takiplere ait dosyalar bu dosya içerisine konulmadığı gibi icra takip dosyalarındaki sonuçlar belirlenip tutanağa geçirilmediğinden davalının tüm borçlarının ödendiği belgelendirilmemiştir. Mahkemece, takip konusu edilen ortak giderlerin tahsiline ilişkin icra dosyaları getirtilip her birindeki ödemenin tam olarak yapılıp yapılmadığı saptanmalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 1997/1368 K: 1997/4037

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Kat Mülkiyeti Kanununda rahatsız edici durumlar sebebiyle bağımsız bölümlerin tahliyesi öngörülmemiştir. Bu husus ancak KMK. nun 24. maddesinde öngörülen yasak işlerde geçerlidir. Kötü kullanımın devam etmesi halinde ve koşulların gerçekleşmesi durumunda Kat Mülkiyeti Kanununun 25. maddesinde öngörülen devir söz konusu olabilir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 1997/2749 K: 1997/4904

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Kat Mülkiyeti Kanununun 25. maddesinin uygulanabilmesi için kat maliklerinden birinin kanuna göre kendisine düşen borç ve yükümlülükleri yerine getirmemesi suretiyle diğer kat maliklerinin haklarını ihlal etmesi gerekmektedir. Önceki malik hakkında yapılan icra takipleri sonraki malik hakkında uygulanamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 1997/8069 K: 1997/10621

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Kat Mülkiyeti Kanununun 25. maddesinin (a) bendindeki koşulun gerçekleşmesi için yalnız icra takibinin yapılması yeterli olmayıp bu takibin haklılığının da belirlenmesi söz konusudur. Son iki takibe vaki itirazın kaldırılması için herhangi bir girişimde bulunulmamış olması icra takibinin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığını askıda bırakmakta olup, bu durumda yasada öngörülen 3 haklı icra takibi koşulu gerçekleşmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 1998/1639 K: 1998/2304

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Çekilmezlik halinin mevcut olup olmadığı yargılama ile belirlenecek ise de, davanın ön şartı, kat maliklerinin bir araya gelerek hem çekilmezlik halini hem de bağımsız bölümün devrini kendi aralarında konuşup tartışmalarını öngören kat malikleri kurulu toplantısıdır. Bu toplantı yapılmadan, devir istemi ile dava açılamaz. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 1999/1052 K: 2000/10

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Davalı her üç takibe de itiraz etmiş, itirazların icra tetkik merciinde kaldırılmasına karar verilmesi üzerine, takibe konu borçların tamamını davadan önce ödemiş, sonuncu ödemeden üç ay sonrada kat mülkiyetinin devri davası açılmışsa da; 634 sayılı Kanunun 25. madde 4. fıkrasının (a) bendinde öngörülen dava sebebinin ortadan kalkması, düşme sonucunu doğurur. Davalının borcunu icra takibi sonucu ödemesinin dava hakkının düşmesi için yeterli olmadığı doğrultusundaki yorum hak, nesafet ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayan sonuçlar doğmasına neden olacağı ve eylemle önlem arasında adil olmayan bir dengesizlik yaratacağı açıktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 2002/10749 K: 2002/12058

Mart 19, 2026 Suat Şimşek 0

Somut olayda; Yasanın yukarıda açıklanan hükmüne göre dava açılabilmesinin ön şartı olan kat malikleri kurulundan karar alınması suretiyle diğer kat maliklerinin devir isteme haklarını kullanmalarına olanak sağlanmamış bulunduğundan davacının dava koşulu yerine getirilmeden açtığı bu davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 2003/8423 K: 2003/10272

Mart 8, 2026 Suat Şimşek 0

Kat Mülkiyeti Kanununun 25. maddesinde yazılı koşulların oluşması için, aynı Kanunun 33. maddesine göre açılan davanın kabul edilip kesinleşmesi, sonra da davalının bir sene içinde bu kararı kendiliğinden yerine getirmesinin beklenmesi yeterli değildir. Bu koşulların gerçekleşmesi için böyle bir mahkeme kararı ile birlikte bu kararın infazı için davalının usulüne uygun biçimde uyarılması, veya icraya başvurularak, bu konudaki davranışının kesin olarak belirlenmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 2004/9658 K: 2005/1122

Mart 8, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı tarafın ileri sürdüğü hususlar Kat Mülkiyeti Yasasının 18. maddesi kapsamında olup, bu durumda davalı tarafın diğer bağımsız bölümlerde oturanlara verdikleri rahatsızlığın saptanması ile bunların giderilmesi için alınması gereken önlemlere hükmedilmesi gerekir. Uyuşmazlığın Kat Mülkiyeti Yasasının 18. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile bu madde hükmü çerçevesinde değerlendirme yapılıp oluşacak sonuç doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 25. madde açısından değerlendirilip, bu maddede öngörülen koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E: 2013/9176 K: 2013/11671

Mart 8, 2026 Suat Şimşek 0

Kat Mülkiyeti Yasası’nın 25. maddesinin 1. fıkrasında (…), aynı maddenin 3. fıkrasında ise birinci fıkrada yazılı çekilmezlik hallerinin mevcut farz edildiği durumlar sayılmış olup, dava konusu uyuşmazlığın sözü edilen madde kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Kat Mülkiyeti Kanununun 47. maddesinin 4. fıkrasında ise (…) şeklinde düzenleme getirilmiş olup, istem bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/579 K: 2023/2334

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 747/2. maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/784 K: 2023/1274 

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı şirkete ait olup lehine geçit tesisi talep edilen 4098 ve 4099 sayılı parseller ile 4165 ve 4166 sayılı parsellerin imar yoluna cepheli olup olmadığı dosyada yer alan kadastral paftadan anlaşılmamaktadır. Mahkemece öncelikle mahallinde yeniden keşif yapılarak; bu parsellerin imar yoluna cephelerinin olup olmadığı, imar planında yol olarak gösterilen yerlerin fiilen yol olarak kullanılıp kullanılmadığı, davacı şirketin geçit ihtiyacı olup olmadığı tespit edilmelidir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2023/176 K: 2023/3455 

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Karayolları 15. Bölge Müdürlüğünün 29.03.2021 tarihli yazısında; bilirkişi raporunda belirtilen tüm alternatif güzergahlardan karayoluna bağlantı yapılmasının trafik güvenliği açısından Bölge Müdürlüğünce uygun görülmediği belirtilmiştir. O halde mahkemece yeniden keşif yapılarak başka alternatifler bulunup bulunmadığı araştırılarak Karayolları Genel Müdürlüğünden belirlenen alternatiflere ilişkin ilgili mevzuat ve gerekse can güvenliği açısından tehlike oluşturup, oluşturmadığı veya davacının katlanabileceği boyuttaki harcama ile varsa sakıncalarının giderilip giderilemeyeceği ve bunun için ne yapılması gerektiğine ilişkin görüşü sorulup sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/6816 K: 2023/760

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Geçitle yükümlenen taşınmazlardan biri hakkında 22-A uygulaması sonucunda davalı olduğuna dair beyan bulunduğu görüldüğüne göre mahkemece ilgili dosya getirtilerek incelenmesi, çap kaydı kesinleşmeden geçit hakkı tesis edilemeyeceğinden bu durum gözetilerek gerekirse kadastro mahkemesi dosya sonucunun beklenilmesi, kesinleşen son çap durumu dikkate alınarak davacı taşınmazı lehine halen geçit tesisi gerekip gerekmediği ve güzergahı hakkında yeniden değerlendirme yapılması gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/6404 K: 2023/788

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Orman vasfındaki kamuya ait araziden geçit hakkı tesisi mümkün değildir şeklindeki kuralın eldeki davada uygulanmadığı, bununla birlikte hadim taşınmazlardan (…) parselden geçit vermek suretiyle asfalt yola ulaşmak mümkün ise de, hukuken genel yola kadar kesintisiz bağlantı kurmak gerektiğinden (…) numaralı hadim orman parselinden de geçit hakkı kurulması gerektiği. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/6226 K: 2023/528

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Kesintisizlik ilkesine aykırı olacak şekilde geçidin yola değil, DSİ’ye ait kanala bağlandığı, bu güzergâhtan geçit hakkı tesisinin mümkün olup olmadığı hususunun Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden sorulmamasının doğru olmadığı, diğer alternatiflerin değerlendirilerek yapılacak araştırmaya göre hüküm kurulması gerektiği Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/6176 K: 2022/8045

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Geçit davalarında uygulanan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereğince yüzölçümü küçük olan taşınmazlar yerine öncelikle yüzölçümü daha büyük olan taşınmazlardan geçit hakkı tesisi edilerek zararın azaltılması gerekmektedir. O halde mahkemece dava konusu taşınmazların güncel tapu kayıtları getirilip, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gözetilmek suretiyle geçit güzergahının belirlenmesi gerekmektedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/6157 K: 2023/1224

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Mahkemece, mahallinde teknik bilirkişiler aracılığı ile yeniden keşif yapılarak bilirkişilerden yararına geçit hakkı tesisi istenen taşınmazın genel yola bağlantısını sağlayacak şekilde, taşınmazların ekonomik bütünlüğünü bozmadan geçit seçeneklerini gösterir rapor düzenlemeleri ve krokide göstermeleri istenerek, yararına geçit hakkı tesisi istenen taşınmazın genel yola kesintisiz bağlanmasını sağlayacak şekilde en uygun alternatiften geçit hakkı tesisine karar verilmesi gerekirken davalılara ait taşınmazları ikiye bölerek ekonomik kullanım bütünlüğü bozulacak şekilde geçit hakkı tesisine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/6159 K: 2023/1226

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Davacıya ait taşınmazdan yola çıkışta bazı diğer taşınmazlardan da geçmesi gerektiğinin görülmesine rağmen, mahkemece kesintisizlik ilkesi ihlal edilerek bu taşınmazlar atlanarak sadece bir taşınmazdan geçit hakkı kurulduğu, kara yolu, ana arter karayolu ise Karayolları Bölge Müdürlüğü’nden bu yola çıkışının trafik güvenliği açısından uygun olup olmadığının sorularak sonucuna göre alternatif güzergahların belirlenmesi gerektiği. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/5110 K: 2023/5696

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Kamu malı niteliğinde olan bir yerin, kişinin istifadesine terki olanaklı değildir. Ancak geçit ihtiyacı olan taşınmazın genel yola ulaşımını sağlayacak taşınmazlar arasında dere olması, yol ihtiyacının karşılanmasına engel teşkil etmez. Dere üzerinden köprü ile bağlantı olanağının bulunması halinde bunun külfeti, geçit isteyene yüklenmek suretiyle buralardan da geçit hakkı tesisi mümkündür. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E: 2022/4989 K: 2023/5638

Mart 6, 2026 Suat Şimşek 0

Kamu malları dışında davacının taşınmazı lehine geçit hakkı verilecek bir güzergahın bulunmadığı durumlarda Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere kamu malları üzerinde geçit hakkı kurulamayacağı ve davacının taşınmazı lehine başkaca geçit hakkı kurulacak herhangi bir taşınmaz olmadığında davanın reddine karar verilmelidir. Devamını Oku