Paydaşlığın giderilmesi davası paylı mülkiyeti tamamen sona erdirdiği halde paydaşlıktan çıkarma davası paylı mülkiyeti tamamen ortadan kaldırmayan ve sadece paydaşlıktan çıkarılması istenilen paydaşın paydaşlıktan çıkarılmasını sağlayan bir davadır. Ancak, araştırma, inceleme ve yöntem açısından her iki davada benzerlikler taşımaktadır. Bu nedenle, yasa koyucu paydaşlıktan çıkarma davaları için görevli mahkemenin belirlenmesi amacıyla ayrı bir düzenlemeye gerek görmemiştir. Bu sebeple görevli mahkemenin ortaklığın giderilmesi davalarında olduğu gibi Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir.
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı paydaşlıktan çıkarma davasına dair karar davacı-davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava bir adet taşınmazda davalının paydaşlıktan çıkarılması istemine ilişkindir. Mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu taşınmaza davalı ile ½ oranında müşterek malik olduklarını, davalının taşınmazı hor kullanması, payından fazlasını işgal etmesi mali yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve dava konusu taşınmazın ortaklığının giderilmesi davası açmak suretiyle müşterek mülkiyet ilişkisini çekilmez hale getirdiğini belirterek davalının paydaşlıktan çıkarılmasını istemiştir. Davalı vekili ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu kabul edilerek görevsizlik kararı verilmiştir. Türk Medeni Kanunun 696.maddesinde (MK 626/a) görevli mahkeme hakkında özel bir düzenleme yoluna gidilmemiştir.
Ortaklığın giderilmesi davaları ile paydaşlıktan çıkarma davaları amacı ve sonucu itibariyle farklılık arzeden davalardır. Paydaşlığın giderilmesi davası paylı mülkiyeti tamamen sona erdirdiği halde paydaşlıktan çıkarma davası paylı mülkiyeti tamamen ortadan kaldırmayan ve sadece paydaşlıktan çıkarılması istenilen paydaşın paydaşlıktan çıkarılmasını sağlayan bir davadır. Ancak, araştırma, inceleme ve yöntem açısından her iki davada benzerlikler taşımaktadır. Bu nedenle, yasa koyucu paydaşlıktan çıkarma davaları için görevli mahkemenin belirlenmesi amacıyla ayrı bir düzenlemeye gerek görmemiştir. Bu sebeple görevli mahkemenin ortaklığın giderilmesi davalarında olduğu gibi Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle davanın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 3.6.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı, bu dava ile dava konusu taşınmazda tarafların paylı mülkiyet hükümlerine göre müştereken paydaş olduklarını, davalının olumsuz davranışları ile ortaklığın çekilmez hale geldiğini ileri sürerek davalının paydaşlıktan çıkarılmasını istemiştir.
Davalı ise usule ilişkin itirazlarından sonra davacı talebinin haklı nedenlere dayanmadığından açılan davanın reddini, ortaklığı asıl çekilmez hale getirenin davacı olduğunu ileri sürerek karşı dava ile davacının paydaşlıktan çıkarılmasını istemiştir.
Mahkemece, davanın münhasıran Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine giren işlerden olmadığı, değere göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerektiği, dava değerinin 1,100,000.00 TL olup Sulh Hukuk Mahkemesinin görev sınırının 7,080.00 TL olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı ile dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizleri üzerine dairemizin değerli çoğunluğu tarafından paydaşlıktan çıkarılmayla ilgili TMK.’nun 696. maddesinde görevli mahkemenin belirlenmediğini, ortaklığın giderilmesiyle ilgili davaların paydaşlıktan çıkarılma davaları ile amacı ve sonucu itibariyle farklılık arz etmekle birlikte araştırma, inceleme ve yöntem açısından her iki davada benzerlikler bulunduğunu bu nedenle yasa koyucu tarafından görevli mahkemenin belirlenmesinde ayrı bir düzenlemeye gerek görülmediği gerekçesiyle görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunun kabulü ile yerel mahkemenin görevsizlik kararı bozulmuştur.
Dava, paydaşlıktan çıkarılma davasıdır. Uyuşmazlık ortaklığın giderilmesi davalarında olduğu gibi paydaşlıktan çıkarılma davalarınında da Sulh Hukuk Mahkemesinin münhasıran görevinde olup olmadığı noktasındadır.
1086 Sayılı HUMK.’nun 1. maddesine göre mahkemelerin görevi kanunla belirlenir. Bu itibarla mahkemelerin görevi kamu düzenini ilgilendiren kurallardan olup yargılamanın her aşamasında istek üzerine ya da re’sen gözetilmesi gerekmektedir. Aynı kanunun 8/1-2 fıkralarında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu dava ve işler tek tek sayıldıktan sonra 3. fıkrasında bu kanun ve diğer kanunların Sulh Mahkemesi veya hakimini görevlendirdiği dava ve işlerin Sulh Mahkemesince görüleceği hüküm altına alınmıştır.
Çoğunluk görüşünde de açıklandığı üzere 4721 Sayılı TMK.’nun 696. maddesinde paydaşlıktan çıkarma ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup görevli mahkeme belirtilmemiştir. Paydaşlıktan çıkarılma davalarının Sulh Hukuk Mahkemesinde görüleceğine dair kanunlarımızda bir hükme de yer verilmemiştir. HUMK.’nun değişik 8/1 maddesine göre mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı dava tarihi itibariyle 7,080.00 TL’yi geçmeyen davaların görülme yeri Sulh Hukuk Mahkemesidir.
Somut olayımızda dava değerinin 1,100,000.00.TL olduğu mahkeme gerekçesinde belirtilmiş tarafların bu miktara itirazları olmamıştır. Az yukarıda açıklandığı üzere mahkemelerin görevi kamu düzenine ilgilendiren kurallardan olup yargılamanın her aşamasında istek üzerine ya da re’sen gözetilmesi gerektiğinden mahkemenin dava değerine göre Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirlenerek görevsizlik kararı vermesinde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmamaktadır.
Öte yandan mahkemelerin görevi kanunla düzenlendiğine göre kanunun düzenlediği bir konunun içtihat yoluyla düzenlenmesi düşünülemez. Başka bir ifadeyle kanunla düzenlenen bir konuda içtihada yer yoktur. Bu evrensel kural, Yargıtay CGK.’nun 7.10.1991 gün ve 1991/6-230 E: 1991/261 K.sayılı içtihadında “Yorum ya da içtihat yoluyla yasa koyucunun amacı dışına çıkmak mümkün değildir” denmek suretiyle açıklanmış bulunmaktadır.Tüm bu nedenlerle usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün onanması gerekmekte iken aksine düşüncelerle bozulması yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 03.06.2010