Gerek 4342 sayılı Mera Kanunu gerekse bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yasal düzenlemelere göre, meraların bu vasıfları yöntemince ortadan kaldırılmadıkça, imar planı kapsamına alınarak veya belediye meclisi kararları ile özel mülkiyete dönüştürülmesi olanaklı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle dava konusu taşınmazın Belediye adına arsa vasfı ile yazılması ve bunun kat karşılığı yükleniciye verilerek site haline getirilip kat irtifakı kurulduktan sonra üçüncü kişilere satılmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Yasal dayanaktan yoksun olarak tapuda belediye adına tescil “yolsuz tescil” niteliğinde bulunduğundan hukuken yokluk ifade eden tapu üzerinden iktisapta bulunan kişilerin de Medeni Kanunun 638 (712) ve 931 (1023) maddesinden yararlanma olanakları yoktur.
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.10.2001 gününde verilen dilekçe ile mera olduğu nedeniyle tapu iptali istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 25.12.2003 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne tebligat gideri verilmediğinden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı Hazine vekili öncesinde mera niteliği taşıyan 515 parsel sayılı taşınmazın Mezitli Köyü Tüzel Kişiliği adına mera olarak sınırlandırıldığını, Mezitli Köyünün Belediyeye dönüşmesi üzerine, taşınmazın Mezitli Belediyesi adına mera olarak tescil edildiğini, imar uygulaması sonucu ifraz gören taşınmazın çeşitli parsellere ayrıldığını, dava konusu taşınmazın bulunduğu 3081 parselinde belediye tarafından kat karşılığı inşaat yaptırılarak davalıya satıldığını, öncesi mera olan yerlerin özel mülkiyete konu olamayacağını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldığını, iyiniyetli olduğunu savunmuştur. Mahkemece Medeni Kanunun 931.maddesi uyarınca davalının iyiniyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma isteğine ilişkindir. Dava konusu taşınmaz 1963 yılında 515 parsel numarası ile Mezitli Köyü adına mera olarak sınırlandırılmıştır. Köyün Belediye olmasından sonra 1972 yılında yine mera olarak Belediye adına yazılan taşınmaz ifraz görmüş, ifraz ile oluşan parsellerden bir kısmı 1986 yılında yapılan imar planında da tercihli turizm alanı içinde gösterilerek arsa vasfı ile belediye adına tescil edilmiştir. Daha sonra yapılan ifrazlar ile 3081 parsel olan taşınmaz Albayrak-(…) ile yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre site haline dönüşmüş, kat irtifakı da kurulan taşınmazda dava konusu bağımsız bölüm davalıya satılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için meraların hukuki niteliğinin saptanması, meralık vasfının ne şekilde değişeceğinin belirlenmesi ve imar planı kapsamında kalan meraların hukuki durumu ve Medeni Kanunun 931 (1023) maddesinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı üzerinde durulması gerekmektedir.
4342 sayılı Mera Kanununda, hayvan otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri kullanılan taşınmazlar (m 3/a) mera olarak tanımlanmış ve kullanım hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye ait olan meraların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilmiştir. (m 4/1) Ayrıca meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceği de yasada düzenlenmiştir. (m 4/3)
3194 Sayılı Yasanın 11.maddesi yine anılan Yasa ile değiştirilmiş, imar planı sınırları içindeki kadastrol yollar ile meydanların, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanım amacına konu olacağı belirtilmiştir. ( m 35.) Böylece mera sözcüğü 3194 Sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamından çıkarılmış ve meraların belediyeler tarafından imar planı kapsamına alınarak bu vasfını yitirmesinin önüne geçilmiştir.
Mera olarak sınırlandırılan taşınmazın bu niteliğinin değişimi ise Mera Kanunun 14.maddesinde düzenlenmiştir.
Mera Kanununun yürürlüğe girdiği 28.2.1998 tarihinden önceki uygulamada da, 3194 sayılı yasanın 11. maddesi uyarınca imar planı kapsamına alınan meraların Danıştay 1.Dairesinin 10.2.1989 tarih 1988/326-1989/19 sayılı kararı uyarınca “… imar planı sınırları içindeki meraların, planın onayı ile birlikte hukuki bakımdan meralık niteliğini yitireceği, bu yerlerden genel hizmetlere ayrılanların belediye veya özel idareye bedelsiz terkinin gerekeceği, genel hizmetler dışında özel mülkiyete konu olabilecek bir amaca ayrılan yerlerin onaylanmış imar planıyla getirilen kullanım amacına konu ve tabi olacakları, ancak bu durumun meralardan elde edilen yerlerin belediyeler adına tescilini gerektirmeyeceği” öngörülmüştür.
Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü de Danıştay kararı doğrultusunda çıkarttığı 1.5.1989 tarihli ve 1498 sayılı Genelgesinde “… imar planında meydan, yol, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu, terminal gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerler dışında kalan ve konut, sanayi ve ticaret alanı gibi özel mülkiyete konu olan kısımların arsa vasfıyla artık belediyeler adına değil, Maliye Hazinesi adına tescil edileceği” şeklinde düzenleme getirmiştir.
Meralara ilişkin 1580 sayılı Belediye Kanunu hükümlerine baktığımızda da, Kanunun 70/11. maddesi uyarınca Belediye Meclislerinin Devlete ait meraların sadece “yararlanma ve kullanma” şekillerini değiştirebilecekleri düzenlenmiştir. Belediye Meclisi kararı ile meraların özel mülkiyete dönüştürülmesi ve satılması da olanaklı değildir. (HGK.nun 26.3.1976 tarih 1976/19-1976/1172 sayılı kararı)
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda, gerek 4342 sayılı Mera Kanunu gerekse bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki yasal düzenlemelere göre, meraların bu vasıfları yöntemince ortadan kaldırılmadıkça, imar planı kapsamına alınarak veya belediye meclisi kararları ile özel mülkiyete dönüştürülmesi olanaklı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle dava konusu taşınmazın Belediye adına arsa vasfı ile yazılması ve bunun kat karşılığı yükleniciye verilerek site haline getirilip kat irtifakı kurulduktan sonra üçüncü kişilere satılmasının hiçbir yasal dayanağı yoktur. Yasal dayanaktan yoksun olarak tapuda belediye adına tescil “yolsuz tescil” niteliğinde bulunduğundan hukuken yokluk ifade eden tapu üzerinden iktisapta bulunan kişilerin de Medeni Kanunun 638 (712) ve 931 (1023) maddesinden yararlanma olanakları yoktur.
Mahkemece, açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı gerekçelerle reddine şeklinde hüküm oluşturulması doğru olmadığı gibi, dosya içeriğinden dava konusu 3081 parseldeki diğer paydaşlar aleyhine de dava açıldığı anlaşıldığından bu davaların HUMK.nun 45.maddesi uyarınca birleştirilmesi olanağının üzerinde durulmaması da yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle, davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 26.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.