4916 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca konulan şerhin kaldırılmasına yönelik talebinin, esas itibariyle müşterek mülkiyetin giderilmesine, bir başka deyişle taşınmaz üzerindeki hissedarlık durumuna son verilmesine ilişkin olduğu görülmekte olup, bu uyuşmazlığın çözümünün Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde adli yargıda açılacak izale-i şuyu davasıyla mümkün olduğu açıktır.
İstemin Özeti: Malatya İdare Mahkemesince dava konusu işlemin iptali yolunda verilen 23.02.2011 tarih ve E:2010/672, K:2011/486 sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Düşüncesi: Müşterek mülkiyet durumunun giderilmesine ilişkin olduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, adli yargı yerlerine ait olduğundan, görev hususunun kamu düzeninden olması nedeniyle davanın esasının incelenmesi suretiyle verilen temyize konu mahkeme kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü:
Dava; davacının hazine ile müşterek maliki olduğu Malatya ili, A1 köyünde bulunan 157 ada, 5 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydındaki beyanlar hanesine konulan “taşınmaz üzerinde inşa edilen 1.300,00 m² bir adet besi binası, inşaatı devam eden 1.300,00 m² ve 1.500,00 m² iki adet besi binası ile 120,00 m² yüzölçümlü iki katlı evin 11611/14695 hissesi 4916 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca Hazineye intikal etmiştir.” şerhinin kaldırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 26.2.2010 tarih ve 825 sayılı Malatya Defterdarlığı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Malatya İdare Mahkemesince; davacı ile Hazine adına müştereken tescil edilen dava konusu taşınmaz üzerine davacı tarafından yapılan yapılar hakkında Hazinenin bir hakkının olup olmadığı 4721 sayılı Medeni Kanun’un paylı mülkiyete dair hükümlerine göre çözümlenip işlem yapılması gerekirken, bu husus dikkate alınmadan, olaya uygulanması mümkün olmayan 4706 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca tek taraflı ve üstün kamu gücü kullanarak tapuya şerh konmasında ve bu şerhin kaldırılması yönünde yapılan başvurunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Davalı idare tarafından, anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanunu’nun 14/3. maddesinde, dilekçelerin, a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları, yönlerinden sırasıyla inceleneceği, aynı Kanun’un 15/1-a maddesinde de; 3/a bendine göre adli ve askeri yargının görevli olduğu konularda açılan davaların görev yönünden reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.
4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un “Doğrudan satış” başlıklı 4. maddesinde, Hazineye ait taşınmaz malların rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabileceği durumlarla, kişi ve kuruluşlar bentler halinde sayılmış olup; (c) bendinde, “Hisse oranı yüzde kırkı veya hisse miktarı uygulama imar planı sınırları içinde dörtyüz, dışında ise dörtbin metrekareyi aşmamak kaydıyla talepte bulunan hissedarlarına” rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabileceği öngörülmüştür.
4706 sayılı Kanun’un, 4916 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile değişik 5. maddesinin son fıkrasında ise; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten (19/07/2003) sonra Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesislerin başka bir işleme gerek kalmaksızın Hazineye intikal edeceği, yapı ve tesisleri yapanların herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyecekleri hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 698. maddesinde, paylı mülkiyette, paydaşlardan herbirinin malın paylaşılmasını isteyebileceği, 699. maddesinde, paylaşmanın, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirileceği, paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkimin, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar vereceği, bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunacağı, satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesinin, bütün paydaşların rızasına bağlı olduğu; 696. maddesinde ise, mahkeme kararıyla paydaşlıktan çıkartılmaya ilişkin hükümler bulunmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; dava konusu Malatya ili, A1 köyünde bulunan 157 ada, 5 parsel sayılı taşınmazın 09/09/2002 tarihinde toplulaştırma sonucu kıraç tarla ve ham toprak olarak tapuya tescil edildiği, taşınmazın 3084/14695 hissesinin davacıya 11611/14695 hissesinin ise Hazineye ait olduğu, davacının söz konusu taşınmazın hazine hissesine isabet eden kısmını 2002 yılından bu yana ecrimisil ödeyerek kullandığı, zaman içerisinde taşınmaza 1.300,00 m² büyüklüğünde bir adet besi binası, 1.300,00 ve 1.500,00 m² büyüklüğünde iki adet besi binası ile 120,00 m² büyüklüğünde iki katlı bir evin inşa edildiği, 4706 sayılı Kanun kapsamında davalı idarece düzenlenen 27/07/2009 tarihli tespit tutanağında taşınmaz üzerinde bulunan yapıların tamamının son 2-3 yıl içerisinde yapıldığının belirtildiği, bunun üzerine davalı idarenin 09/01/2010 tarih ve 113 sayılı yazısı ile Tapu Müdürlüğü’nden, taşınmaz üzerinde bulunan söz konusu yapıların 4916 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca Hazineye intikal ettiğine dair şerh konulmasının istenildiği, davacının taşınmazlar üzerinde Hazine lehine konulan bu şerhin kaldırılmasına yönelik 22.2.2010 tarihli başvurusunun dava konusu işlemle reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Genel olarak hisseli taşınmazlarda her hissedarın müşterek eşyanın her parça ve zerresinde hakkının bulunduğu, bu nedenle ortakların yönetim konusunda anlaşılamaması halinde yönetim işlerinin nasıl yapılacağı olağan işler, önemli işler ve olağanüstü işler ayrımı yapılmak suretiyle ortaklığın nasıl giderileceğinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda ayrıntılı olarak düzenlendiği, ayrıca yönetim işleri konusunda uyuşmazlık çıkması halinde uyuşmazlığın hakim tarafından yine Medeni Kanun hükümleri uygulanarak çözümleneceği ve hisseli maliklerden her birinin ortaklığın giderilmesini genel hükümler çerçevesinde adli yargı mercilerinden isteyebilecekleri tartışmasızdır.
4706 sayılı Kanun’un 4/c maddesinde ise, taşınmazda Hazine ile ortak olunması halinde, bu kişilere, idareye başvurarak, idarece belirlenecek rayiç bedel üzerinden Hazine hissesini satınalma yolu ile ortaklığın sona erdirilmesi; Hazineye ait taşınmazların daha kısa sürede ekonomiye kazandırılması amacı doğrultusunda, hissedarlara ikinci bir imkan olarak düzenlenmiştir. Ancak hissedarın, Hazine hissesini idarenin belirlediği bedel üzerinden satın almayı kabul etmemesi ve konunun idari yargıya intikali halinde, iptali istenilen işlem bir idari işlem olmakla birlikte, uyuşmazlıkta verilebilecek iptal kararı, adli yargının görev alanında bulunan, ortaklığın sona erdirilmesi alanına ilişkin bir sonuç doğuracaktır.
Bu bağlamda olayda davacının taşınmazlar üzerine davalı idarece 4916 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca konulan şerhin kaldırılmasına yönelik talebinin, esas itibariyle müşterek mülkiyetin giderilmesine, bir başka deyişle taşınmaz üzerindeki hissedarlık durumuna son verilmesine ilişkin olduğu görülmekte olup, bu uyuşmazlığın çözümünün Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde adli yargıda açılacak izale-i şuyu davasıyla mümkün olduğu açıktır. Aksinin kabulü halinde İdare Mahkemesinde açılacak iptal davası ile, ortakların Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca sahip olduğu izale-i şuyu davası ile sahip olduğu taşınmazı en yüksek fiyat üzerinden satma veya satınalma hakkı ortadan kalkmakta ve tek taraflı olarak Hazine hissesinin idari yargı kararı doğrultusunda diğer hissedara satılması zorunluluğu doğmaktadır ki; yasa koyucunun böyle bir amacının bulunmadığı açıktır.
Bu durumda, İdare mahkemesince esas itibariyle taşınmaz üzerindeki ortaklığın giderilmesine yönelik olduğu görülen uyuşmazlığı görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olduğu gözetilerek davanın öncelikle görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esası hakkında karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulüyle, Malatya İdare Mahkemesi’nin 23.02.2011 tarih ve E:2010/672, K:2011/486 sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine 22/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.