1. Anasayfa
  2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2017/1256 K: 2020/706 T: 30.09.2020


Paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Taraflar arasındaki “ecrimisil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi Kararı: Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2013 tarihli ve 2012/61E., 2013/651 K. sayılı kararı ile; kural olarak intifadan men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil talep edemezler ise de dava konusu taşınmazın 2004 yılından beri davacılar tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davasına konu olması nedeniyle intifadan men koşulunun oluştuğu gerekçesi ile taşınmazın net geliri üzerinden hesaplanan 10.300,00TL tazminattan 7.500,00TL’nin dava tarihinden, 2.800,00TL’nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı: Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.10.2014 tarihli ve 2014/11751 E., 2014/16058 K. sayılı kararı ile;

“… Dava, paydaşlar arasında ecrimisil talebine ilişkindir. Davacılar dava konusu taşınmazın paydaşlar arasında yapılan harici taksime göre dava dışı paydaşın payına isabet eden 5.000 m2 sinin boş tarla niteliğinde olup kullanılmadığını, davacı ve davalı paylarına isabet eden ve üzerinde şeftali ağaçları bulunan 14.750 m2’lik bölümünün davalı tarafından kullanıldığını ileri sürerek 5 yıllık ecrimisilin davalıdan tahsilini istemişlerdir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 282 Parselin 19750 m2 yüzölçümünde olduğu, 1/3’er payla dava dışı Saadet Avcı, davacıların mirasbırakanı… ve davalı … adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, dava konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.

Somut olaya gelince; yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.

Şöyle ki; çekişme konusu taşınmazda pay sahibi olan tüm paydaşlar arasında harici bir taksimin olup olmadığının ve harici taksim var ise çekişmeli bölümün kime özgülendiği saptanmamış, taksim bulunmuyor ise yine tüm paydaşlarca uzunca bir zaman için her bir paydaşın kullandığı yer bulunacak şekilde bir fiili durumun yaratılıp yaratılmadığı böyle bir fiili durum yaratılmış ise çekişmeli yerin zilyedinin kim olduğu tespit edilmediği gibi taşınmazda davacıların kullandıkları veya kullanabilecekleri yer olup olmadığı hususu da açıklığa kavuşturulmamıştır.

Hal böyle olunca, yukarıdaki ilke ve olgular doğrultusunda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesi ile hüküm bozulmuştur.

Direnme Kararı: Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.06.2015 tarihli ve 2015/185 E., 2015/303 K. sayılı kararı ile davalının cevap dilekçesinde savunmasının temelini, davacıların payını temlik ettiği ve buna bağlı olarak şeftali ağaçlarını diktiği, ecrimisile karar verilecekse boş tarlayı kendisi şeftali bahçesi haline getirdiğinden ecrimisilin tarla üzerinden hesaplanması gerektiği hususuna dayandırdığı, esasen taşınmazın kullanım biçiminde ihtilaf yokken davalı vekilinin taşınmazda davacıların kullanabileceği boş alan itirazını keşif ve bilirkişi aşamasından sonra ileri sürdüğü, ancak tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olduğu, davalı taraf davacıların miras payını muristen satın alarak kullandığını savunduğu için taşınmazın taksim edilip edilmediği, davacı kullanımına terk edilen alan bulunup bulunulmadığı hususunun iddia ve savunma ile bağlılık ilkesi kapsamında araştırma konusu yapılmadığı, bu hususun temlik hakkına dayalı kullanma savunması ile çeliştiği gibi temliken tescil davasında da davacıların payı ile birlikte davalının payına şeftali ağaçları dikildiğinin ileri sürüldüğü, davacılar ile davalının tapudaki pay toplamının davalının zeminde kullandığı miktar ile de örtüştüğü, bu durumda davalı savunmasının ileri sürülüş tarzına göre taşınmazda bulunan 1/3 oranındaki boş alanın tapuda 1/3 oranında paydaş olan dava dışı Saadet Avcı’ya ait pay karşılığı olduğu gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir.

UYUŞMAZLIK Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamı uyarınca mahkemece yapılan araştırmanın hüküm kurmaya yeterli olup olmadığı,varılacak sonuca göre çekişme konusu taşınmazda pay sahibi olan tüm paydaşlar arasında harici veya fiili bir taksimin olup olmadığı hususunun araştırılarak, davacıların taşınmazda kullandıkları veya kullanabilecekleri bir yer olup olmadığının belirlenmesi sonucunda oluşacak duruma göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE Dava paydaşlar arasında ecrimisil istemine ilişkin olup, konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır.

Mecelle’den aktarılmak suretiyle günümüz hukukunda da kullanılan ecrimisil kavramı, güncelliğini yitirmeyen bir kavramdır. Eski hukukta “emsal mal kıymeti karşılığı” olarak kullanılan ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimidir. Gerek öğreti ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, hak sahibinin kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir tür tazminattır.

Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 08.03.1950 tarih ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile bir haksız eylem sayılması gerektiği, başkasının taşınmazını haksız olarak işgal edip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin taşınmazı haksız olarak elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği semereleri tazmin ile mükellef olduğu vurgulanmıştır.

Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 995. maddesinin birinci fıkrasında, iyi niyetli olmayan zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.

Bu zararın en azı kira geliri karşılığı olan zarardır. Ancak, haksız işgalden doğan zarar her zaman kira geliri karşılığı olan zarar kadar olmayıp çok daha kapsamlı olabilir. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal veya hor kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda şeklinde tanımlanan olumsuz zarar ecrimisilin kapsamını belirler.

Eldeki davada ise paylı mülkiyete konu taşınmaz nedeniyle paydaşlar arasında ecrimisil isteminde bulunulmuştur.

Paydaşlar arasında çıkan uyuşmazlıklar çoğu kez paylı taşınmazdan yararlanma ve taşınmazı kullanma biçimine ilişkindir. Bu nedenle 4721 sayılı TMK’nın paylı mülkiyete ilişkin 688 ile 700. maddeleri arasında bu tür mülkiyette yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konuda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenleme altına alınmış ve paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları temin edilmek istenmiştir.

Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olup, bu pay üzerinde tek başına dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Her paydaş kendi payını başkasına devredilebileceği gibi payı üzerinde rehin hakkı da kurabilir. Yine paydaşlardan birinin payı, kendi alacaklıları tarafından haczettirilebilir. Bir paydaşın vefatı üzerine de payı miras yoluyla kendi mirasçılarına intikal eder.

Kanunun “Yararlanma, Kullanma ve Koruma” başlıklı 693. maddesi; “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.

Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.

Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” hükmünü taşımaktadır.

Bu hüküm uyarınca, her paydaş diğerlerinin haklarına zarar vermemek kaydıyla taşınmazı kullanabilir. Paylı maldan yararlanma veya kullanma hakkı bütün malı kapsar. Ancak bu kullanma ve yararlanma yetkisi, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde olanaklıdır.

Bu nedenle paydaşlardan birinin, diğer paydaşın kullanma hakkını engellemesi ya da ihlal etmesi durumunda paylı taşınmazdan yararlanamayan paydaşın giderim hakkı doğar. Engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına yönelik el atmanın önlenmesini isteyebileceği gibi ecrimisil de isteyebilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık olarak taşınmazda çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Çünkü, ecrimisil isteyebilmesi için yararlanma ve kullanma hakkının engellenmiş olması gerekir.

Ayrıca, paydaşlardan birinin diğerinden ecrimisil (işgal tazminatı) isteyebilmesi, kural olarak yararlanmadan men isteğine karşı konulması hâlinde mümkündür. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi ise ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğini davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması hâlleridir.

Paydaşlar, TMK’nın 689/1. maddesine göre kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler.

Bu bağlamda, paylı malın maddi varlığı bölünmeye elverişli ise her paydaşa belli bölümlerin özgülenmesi suretiyle kullanılması konusunda anlaşabilirler. Böyle bir kullanım şekli sözleşmeyle kararlaştırılabileceği gibi eylemli olarak da oluşabilir. Taşınmazda eylemli (fiili) bir kullanma biçimi oluşmuş ve paydaşlar uzun süre bu durumu benimsemişlerse, bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması “ahde vefa” kuralının yanında Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.

Taşınmazın kullanım biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir sözleşmeyle belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş ise bu sözleşme yahut fiili taksime göre taşınmazı kullanan paydaştan ecrimisil istenemez. Bu itibarla paydaşlar arasındaki ecrimisil davalarında, tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ya da fiili taksimin bulunup bulunmadığı hususu oldukça önemlidir. Keza, böyle bir sözleşme ya da fiili taksimin bulunması hâlinde uyuşmazlık bu taksime göre, bulunmaması hâlinde ise TMK’nın paylı mülkiyete ilişkin hükümlerine göre çözümlenecektir.

Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya gelindiğinde; dava konusu 282 parsel sayılı taşınmaz 19.750,00 m2 büyüklüğünde olup, 1/3 oranındaki paylarla davacıların murisi…, davalı … ve dava dışı …adlarına kayıtlıdır. Davacılar, tarla niteliğindeki taşınmazda fiili taksim bulunduğunu, kendi paylarına isabet eden bölümün miras bırakanları tarafından uzun yıllar önce bedelsiz olarak davalı paydaşın kullanımına bırakıldığını, taşınmazda boş bir alan varsa da bu bölümün dava dışı …payına düşen yer olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır. Davalı taraf ise fiili taksim iddiasına karşı, davacılara ait payın muris…’tan satın alındığını ve bu nedenle şeftali bahçesi hâline getirilerek kullanıldığını savunulmuştur.

Gerçekten de dosya kapsamı ve cevap dilekçesi içeriğinden; taşınmazın 2/3’üne şeftali ağacı dikilerek davalı paydaş Sükriye Savaş’a teb’an eşi … tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu bölümdeki şeftali ağaçlarının 16-17 yaşlarında olduğu gözetildiğinde, bu kullanım şeklinin uzun yıllardır devam ettiği açıktır. Kaldı ki, … tarafından daha önce açılan iki ayrı davada, davacılara ait pay üzerinde hak iddiasında bulunularak şeftali bahçesi haline getirildiği için temliken tescil talep edilmiştir. Belirtmek gerekir ki, davalı tarafın davacılara ait payı fiilen kullandığını kabul etmesi dışında dava konusu taşınmazın büyüklüğü, maliklerin eşit paylara sahip olması ve taşınmazda bahçe yapılan bölüm ile tarla olarak bırakılan bölümün birbirlerine oranı da açık bir şekilde paydaşlar arasında paylarıyla orantılı olacak şekilde fiili bir kullanma biçiminin oluştuğunu ve şeftali ağacı dikilen bölümün eylemli olarak davacılar ile davalıya ait paylara özgülenen bölüm olduğunu göstermektedir.

Hâl böyle olunca, yerel mahkemece yukarıdaki gerekçeler kapsamında paydaşlar arasında fiili kullanma biçiminin oluştuğu kabul edilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.

Ne var ki, hükmedilen ecrimisilin miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir