Muvazaalı işlem geçersiz olup hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Ayrıca belirli bir sürenin geçmesiyle veya tarafların olurları (rızaları) ile geçerli hale gelemez. Mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde tutulur. Bu itibarla muvazaa nedenine dayanılarak, her zaman dava açılabilir. Açılan dava sonunda verilen karar yenilik doğurucu değil, açıklayıcı bir karar olduğundan geçmişe etkili (makable şamil) hüküm ve sonuç doğurur. Ayrıca davacının önceki davada çekişmeli taşınmazın terekeye döndürülmesini istemeyip, pay oranında dava açması, daha sonra ölen annesinin payı hakkında dava açmasını engellemez. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, pay oranında iptal ve tescil davası açabilecekleri gibi, taşınmazın terekeye döndürülmesini de isteyebilirler.
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali-tescil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyizi üzerine dosya incelendi, duruşma pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine karar verilmekle gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacıların daha önce 85/512 Esas sayılı dava ile çekişmeli taşınmaz yönünden davalılar aleyhine açtıkları davada, tarafların ortak miras bırakanı Hüseyin’in yaptığı temliki işlemin muvazaalı olduğu kabul edilerek payları oranında iptal ve tescile karar verilmiş, o davanın açıldığı tarihte sağ olan ve dava açmayan anneleri Hayriye’nin payı davalılar üzerinde kalmıştır.
Anneleri Hayriye’nin ölümü üzerine davacılar, eldeki dava ile bu kez annelerinin davalı üzerinde kalan payı hakkında yine muris muvazaası hukuksal sebebine ve mirasçılık hakkına dayanarak payı oranında iptal ve tescil istemişlerdir.
Hemen belirtmek gerekir ki çekişmeli taşınmazın devrine ilişkin miras bırakan ile davalı arasında yapılan işlemin muvazaalı olduğu, daha önce açılıp sonuçlanan davalarla sabittir. Çözümlenmesi gereken husus; daha önce muris muvazaası nedeni ile davalı üzerindeki tapu kaydının iptal edilerek terekeye döndürülmesini isteyeceği yerde pay oranında dava açıp, pay oranında iptal ve tescil kararı alan davacının, dava açılmaması nedeniyle davalı üzerinde kalan annenin payı, hakkında onun ölümünden sonra yine kök murisin muvazaası nedeniyle iptal ve tescil davası açıp açamayacağının tayin ve tespitinden ibarettir.
Bilindiği üzere muvazaalı işlem geçersiz olup hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Ayrıca belirli bir sürenin geçmesiyle veya tarafların olurları (rızaları) ile geçerli hale gelemez. Mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde tutulur. Bu itibarla muvazaa nedenine dayanılarak, her zaman dava açılabilir. Açılan dava sonunda verilen karar yenilik doğurucu değil, açıklayıcı bir karar olduğundan geçmişe etkili (makable şamil) hüküm ve sonuç doğurur.
Değinilen bu ilkelere göre miras bırakanın muvazaalı temliki sonucu davalıya intikal eden çekişmeli taşınmazdaki annenin payı şeklen davalı adına kayıtlı olmasına karşın aslında anne Hayriye’nin mal varlığı içerisindedir. Annenin sağlığında dava açmamış olması hakkından feragat anlamına gelmeyeceği gibi, muvazaalı işlemede geçerlilik sağlamaz. Ayrıca davacının önceki davada çekişmeli taşınmazın terekeye döndürülmesini istemeyip, pay oranında dava açması, daha sonra ölen annesinin payı hakkında dava açmasını engellemez. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, Borçlar Kanununun l8. Maddesine dayanarak pay oranında iptal ve tescil davası açabilecekleri gibi, taşınmazın terekeye döndürülmesini de isteyebilirler. Bunlardan birinin tercihi ötekine göre kişinin haklarında bir azalma veya çoğalma yaratmaz. Aksinin kabulü yukarıda açıklanan ilkelere ters düşer.
Mahkemece davanın kabulü yönünde kurulan hüküm doğrudur. Davalının yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı l82.000 lira bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına 8.10.l997 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacıların önceden açtığı dava, l.4.l974 gün ve l/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde incelenmiş ve sabit görülerek kendilerinin miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmiştir.
Bu kere açtıkları davada ise, davacılar; önceki dava görülürken sağ olan annesinin de sonradan öldüğünü bildirmişler, ondan (annelerinden ) gelen miras payı oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Gerçekten, anılan içtihadı birleştirme kararında (…saklı pay sahibi olsun yada olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların Borçlar Kanununun l8.maddesine dayanarak muvazaalı temlikten ötürü dava açabileceklerine…) değinilmiş, yargısal uygulamada da iştirak halindeki mülkiyet durumunun varlığına karşın; bir veya birkaç iştirakçinin (mirasçının),kendisine temlik yapılan iştirakçi yada iştirakçilerin (mirasçı yada mirasçıların) aleyhine kendi miras payları oranında iptal davası açabilecekleri kuralı benimsenmiştir. Değinilen kural benimsenmekle beraber, çoğu işlerde, dava ve talep hakkı, tereke adına kullanılmakta ve M.K.nun 58l.maddesi hükmü uyarınca işlem yapılarak, temliki tasarrufun tümüyle iptaline ve tapu kaydının yada kayıtlarının eski haline getirilmesine (muris adına tesciline) karar verilmektedir.
Somut olayda davacı, müstakbel miras haklarını da düşünerek önceden açtığı davada tereke adına istekte bulunabilecek iken, kendi miras payına hasren iptal istemiş; böylece dava ve talep hakkını miras payı ile sınırlamıştır.
O halde, önceki davadan dolayı kurulan ve hakkı, talebe bağlı kalarak belli bir oranda sağlayan kesinleşmiş hüküm karşısında, ayni temliki işleme yönelik sonradan yeni bir davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekir.
Yukarıda açıkladığımız nedenlerden ötürü hükmün bozulması kanaatını taşıdığımızdan, sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz.