Satış vaadi sözleşmeleri biçimine uygun olarak düzenlendikten sonra yukarıda değinilen yasal düzenlemeler uyarınca tapu kaydına şerhi idari yoldan mümkün olmadığı takdirde sözleşme alacaklısı, sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakkı kuvvetlendirmek ve üçüncü kişilere karşı bu hakkı ileri sürebilmek için mahkemeden dava yoluyla şerh isteğinde bulunabilir. Ancak bu davasını şerhin kaydına işleneceği kayıt maliklerine de yöneltmelidir.
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 27.05.2009 gününde verilen dilekçe ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapu siciline tescili istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili ve davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı 2236 ada 3 parsel sayılı taşınmazda davalı K2 tarafından yapılmakta olan binada B blok 4 no’lu daireyi satış vaadi sözleşmesi ile 27.06.2006 tarihinde satın aldığını ileri sürerek Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi uyarınca sözleşmenin tapuya şerhini istemiştir. Davasını satış vaadinde bulunan K2 ile birlikte ayrıca Hazineye yöneltmiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın kayıt malikine yöneltilmesi gerektiğini savunmuş, davaya dahil edilen taşınmaz kayıt malikleri K2 ile yaptıkları arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini feshettiklerini yüklenicinin kişisel hak kazanmadığını savunarak davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü dahili davalılar ile Hazine vekili temyiz etmiştir.
Dava, satış vaadi sözleşmesinin tapu kaydına şerhi isteğine ilişkindir. Bilindiği gibi satış vaadi sözleşmelerinin Tapu Kanununun 26/5 maddesi, Noterlik Kanununun 44/B maddesi uyarınca noterler tarafından düzenlenmeleri koşuluyla tapu kaydına şerhi mümkündür. Ayrıca Türk Medeni Kanununun 1009. maddesinde tapu kaydına şerh edilecek kişisel haklar arasında satış vaadi sözleşmesi de gösterilmiştir.
Satış vaadi sözleşmeleri biçimine uygun olarak düzenlendikten sonra yukarıda değinilen yasal düzenlemeler uyarınca tapu kaydına şerhi idari yoldan mümkün olmadığı takdirde sözleşme alacaklısı, sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakkı kuvvetlendirmek ve üçüncü kişilere karşı bu hakkı ileri sürebilmek için mahkemeden dava yoluyla şerh isteğinde bulunabilir. Ancak bu davasını şerhin kaydına işleneceği kayıt maliklerine de yöneltmelidir.
Somut olayda, davacı kayıt maliki olmayan yüklenici ile Hazineyi hasım göstererek davasını açmış, yargılama aşamasında ise kayıt maliklerini davaya dahil etmiştir.
Aleyhlerine doğrudan doğruya dava açılması gereken kişilerin hiç taraf gösterilmedikleri bir davada dahili dava yoluyla yer alması hukuk yargılaması sistemimizde düzenlenmemiştir. Islahla dahi taraf değişikliğinin mümkün olmadığı yargılama hukukunda zorunlu dava arkadaşlığı, feri ve asli müdahale halleri dışında başlangıçta davalı olması gereken kişinin sonradan davaya dahil edilmesi mümkün değildir. Mahkemece, açılan davanın pasif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerekirken açıklanan bu temel ilke gözardı edilerek hak sahibinin davaya dahil edilmesi yoluyla yargılamaya devamla yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde yatıranlara geri verilmesine, 03.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.