Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi hükmüne göre, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” Öte yandan Devletin diğer bir deyişle hazinenin çalıştırdığı kişiler görevlerini ifa ederken işin gerektirdiği yeterli özeni göstermek zorundadırlar. Devletin gerek elamanını seçerken, gerek çalıştırırken aynı derecede özenli davranması sorumluluğunun bir gereğidir. Bu sorumluluk kusursuz sorumluluk halidir. Nitekim 27.3.1957 tarih 1/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere “”Borçlar Kanununun 55. maddesine göre adam çalıştıranın ödence ile yükümlü tutulabilmesi için kendisinin kusurlu bulunması gerekli olmadığı gibi, çalıştırdığı adamın da kusurlu bulunması gerekmez””.
DAVA: Taraflar arasında görülen davada; davacı hazine, çekişme konusu 9 parsel sayılı taşınmazda paydaş bulunan dava dışı Meda’nın, yine dava dışı Hüseyin’i vekil tayin ettiğini, daha sonra vekillikten azlettiğini, bu azilname Tapu Sicil Müdürlüğü’ne bildirilmesine rağmen, azilname yokmuş gibi vekil tarafından intikal ve satış işlemlerinin yapıldığını ve Meda’nın hissesinin davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek, iptali ile dava dışı Meda adına tescilini istemiştir. Davalı, hazinenin dava açma hakkı bulunmadığını, iyiniyetle payı satın aldığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı hazinenin dava açma hak ve yetkisi bulunmadığı, davalının kötüniyetli olduğunun da iddia edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR: Dava, Türk Medeni Kanununun 1007. maddesine dayalı tapu iptali ve eski malik adına tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, bu tür davaların önceki kayıt maliki tarafından açılmasının gerekli olduğundan ve davalının iyiniyetinden söz edilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 9 parsel sayılı taşınmazdaki Meda’nın 153/321 payının 2.5.2002 tarihli akitle, vekil tarafından 19.6.1989 tarihli vekâletnameye dayanılarak davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır. Oysa vekilin azil keyfiyeti Tapu Sicil Müdürlüğü’ne 2.8.1989 tarihinde bildirildiği görülmektedir.
Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi hükmüne göre, “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.” Öte yandan Devletin diğer bir deyişle hazinenin çalıştırdığı kişiler görevlerini ifa ederken işin gerektirdiği yeterli özeni göstermek zorundadırlar. Devletin gerek elamanını seçerken, gerek çalıştırırken aynı derecede özenli davranması sorumluluğunun bir gereğidir. Bu sorumluluk kusursuz sorumluluk halidir. Nitekim 27.3.1957 tarih 1/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere “”Borçlar Kanununun 55. maddesine göre adam çalıştıranın ödence ile yükümlü tutulabilmesi için kendisinin kusurlu bulunması gerekli olmadığı gibi, çalıştırdığı adamın da kusurlu bulunması gerekmez””.
Açıklanan ilkeler somut olay açısından değerlendirildiğinde, azil sonucu geçersiz hale gelen bir vekâletnameye dayanılarak ve bu husus Tapu Sicil Müdürlüğü’ne bildirildiği halde, tapuda işlem yapılmasının, hazinenin Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi anlamında sorumlu tutulmasına yol açabileceği kuşkusuzdur. Bu nedenle, hazinenin Tapu Sicil Genel Müdürlüğü adına eldeki davayı açmasında hukuki yararının bulunmadığı düşünülemez.
Kaldı ki, 7.6.1994 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesinin 2. fıkrası hükmü de, belirtilen hallerde, Tapu Sicili Müdürlüğünün Defterdarlık veya Mal Müdürlüğünden hatalı işlemin düzeltilmesi için dava açılmasını talep etmesini öngörmüştür.
Ancak, bu tür bir davada eski kayıt malikinin davada yer almasının da, davanın sonuçları bakımından yararı olacağı gözden ırak tutulmamalıdır.
Hal böyle olunca, önceki kayıt malikine davanın ihbar edilmesi, yapılmış olan temlike karşı diyeceğinin sorulması, gerektiğinde davadaki tarafların göstereceği tüm delillerin toplanması, değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle davanın reddedilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı hazinenin, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’nın 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 8.12.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.