K- Kanun’un 16. Maddesiyle, 5366 sayılı Kanun’un 4. Maddesine Mevcut Üçüncü Fıkrasından Sonra Gelmek Üzere Eklenen Dördüncü Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, kamulaştırma davalarında bilirkişilik yapan mimar ve mühendislere bilirkişilik yolunun kapatıldığı, sermaye piyasasına hizmet sunan değerleme şirketlerinin kamulaştırma davalarında bilirkişilik yapmalarına öncelik tanındığı, değerleme şirketlerinde çalışan değerleme uzmanlarının çoğunlukla işletme, hukuk, iktisat gibi sosyal bilimlerde 4 yıllık eğitim almış kişiler olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılmasını konu alan 5366 sayılı Kanun kapsamında açılacak kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmaz malın tesciline ilişkin davalarda görev alacak bilirkişilerin, 2499 sayılı Kanun’a tabi olarak faaliyet gösteren değerleme uzmanları arasından seçileceği, bu uzmanların, SPK tarafından oluşturulan değerleme standartlarını esas alarak raporlarını düzenleyecekleri hükme bağlanmıştır.
Kanun’un 12. maddesiyle, 2942 sayılı Kanun’un 15. maddesine onbirinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkraya ilişkin inceleme sırasında belirtilen gerekçelerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir.
Kuralın, Anayasa’nın 125. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
L- Kanun’un 19. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendiyle, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasına Eklenen (n) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dava konusu kural ve Kanun’un 22. maddesiyle, Atatürk Kültür Merkezi alanına ilişkin alınmış tüm koruma kararlarının ortadan kaldırıldığı, tasarruf yetkisinin Bakanlığa verildiği, yapılan düzenlemenin Kanun’un amacı ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 11., 63. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Atatürk’ün doğumunun yüzüncü yılının kutlanması kapsamında 2302 sayılı Kanunla Ankara’da Atatürk Kültür Merkezi kurulması öngörülmüş, Merkezin hangi tesisleri kapsayacağı anılan Kanun’un 3. maddesiyle belirlenmiş; daha sonra 2450 sayılı Kanunla bu maddede değişiklik yapılarak merkezin kurulacağı alanın sınırları tayin edilmiş ve kamulaştırmaya ilişkin bazı hükümler getirilmiş; 2876 sayılı Kanun’un 104. maddesiyle bu alan Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiş ve onun tasarrufuna bırakılmış; son olarak da Kanun’un 22. maddesiyle bu madde yürürlükten kaldırılmış ve 2302 sayılı Kanun’un 2450 sayılı Kanunla değişik 3. maddesi, ilk hâline daha yakın bir duruma getirilmiş, dava konusu kuralla ise Atatürk Kültür Merkezi alanını iyileştirme, güzelleştirme, yenileme ve ihya etmek amacıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının da görüşü alınarak, alan için her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ile yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma ve ruhsatlandırma işlemleri ile diğer iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesini sağlamak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görevleri arasına dâhil edilmiştir.
Gerek 2450 sayılı Kanunla gerekse Kanun’un 22. maddesiyle 2302 sayılı Kanun’un 3. maddesinde yapılan değişikliklerde, Atatürk Kültür Merkezi alanında yapılacak tesislerle ilgili herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Anılan Kanun’un ilk hâlinden itibaren, bu alanda Millî Mücadele tarihinin, Türk halk kültürünü ve sanatlarını tanıtan yerler ve çeşitli müzeler, çeşitli sahneler ve toplantı salonları, sergi alanları, arşiv ve kitaplıklar, atölyeler ve benzeri yerlerden meydana gelen Atatürk Kültür Merkezi bulunacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Atatürk Kültür Merkezi Alanında dava konusu kural kapsamında yapacağı iş ve işlemler, 2302 sayılı Kanun’un 3. maddesinde düzenlenen hususlarla sınırlı olacaktır.
Anayasa’nın 63. maddesinde, “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” denilmiştir.
Dava konusu kurala konu alanda yapılacak iş ve işlemler Devlete, Anayasa’da verilen bu ödevin yerine getirilmesine ilişkindir. Anayasa’da tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması görevinin hangi bakanlık tarafından yerine getirileceği düzenlenmemiş olup bu konuda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Kanun koyucu, Atatürk Kültür Merkezi özelinde bu yetkiyi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına vermiş ancak Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşünün de alınmasını öngörmüştür.
Ayrıca dava konusu kural ile Kanun’un 22. maddesinde, Atatürk Kültür Merkezi alanına ilişkin koruma kararlarının kaldırılmasını öngören herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Kaldı ki bu alanda hangi kültürel tesislerin yapılacağı yasal olarak belirlenmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 63. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 11. ve 123. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
M- Kanun’un 22. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Kanun’un 19. maddesinin (a) fıkrasıyla 644 sayılı KHK’nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (n) bendi yönünden gösterilen gerekçelere ilave olarak dava konusu kuralda yer alan “benzeri yerler” ibaresinin ilke ve esasları gösterilmeden yürütmeye asli düzenleme yetkisi verdiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 11., 63. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Dava konusu kuralla, 2302 sayılı Kanun’un 3. maddesi değiştirilmiş, 2876 sayılı Kanun’un 104. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 2302 sayılı Kanun’un dava konusu kuralla değiştirilen 3. maddesiyle, Atatürk Kültür Merkezinin Ankara’da kurulacağı; Atatürk Kültür Merkezi alanının, Ankara İmar Planında bu amaca ayrılmış olan ve ekli krokide gösterilen yerler olduğu; bu alan içerisinde, Millî Mücadele tarihinin, Türk halk kültürünü ve sanatlarını tanıtan yerler ve çeşitli müzeler, çeşitli sahneler ve toplantı salonları, sergi alanları, arşiv ve kitaplıklar, atölyeler ve benzeri yerlerden meydana gelen Atatürk Kültür Merkezi bulunacağı hükme bağlanmıştır.
Maddede, Atatürk Kültür Merkezi alanında kurulacak olan Merkezin hangi tesislerden oluşacağı “Millî Mücadele tarihinin, Türk Halk Kültürünü ve sanatlarını tanıtan yerler ve çeşitli müzeler, çeşitli sahneler ve toplantı salonları, sergi alanları, arşiv ve kitaplıklar, atölyeler” şeklinde sıralandıktan sonra “ve benzeri yerler”den ibaresine yer verilmiştir. Buradaki “ve benzeri yerler”in kendisinden önce sayılmış olan kültür ve sanat tesislerine benzer yerler olacağı açık olup belirsizlikten ve asli düzenleme yetkisinin yürütmeye devrinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle ve Kanun’un 19. maddesinin (a) fıkrasıyla, 644 sayılı KHK’nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (n) bendine ilişkin inceleme sırasında belirtilen gerekçelerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2., 5., 7., 63. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 6., 8. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, kanunun belirli kurallarının iptali, diğer kimi kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
6306 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının sekizinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan aynı fıkranın yedinci cümlesinin ve 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan aynı fıkranın birinci cümlesinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.
Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ile Zühtü ARSLAN her iki kural yönünden, Celal Mümtaz AKINCI ise Kanun’un 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesi yönünden bu görüşe katılmamışlardır.
VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un;
A- 1- 6. maddesinin (9) numaralı fıkrasının ikinci cümlesi,
2- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası,
27.2.2014 günlü, E.2012/87, K.2014/41 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu fıkra ve cümlelerin, uygulanmalarından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜKLERİNİN DURDURULMASINA,
B- 1- 3. maddesinin (4) numaralı fıkrasının birinci cümlesine ve (7) numaralı fıkrasına,
2- 6. maddesinin (10) numaralı fıkrasına,
3- 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
yönelik yürürlüğün durdurulması istemlerinin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
C- 1- 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının yedinci ve sekizinci cümlelerine,
2- 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,
3- 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerine,
yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu fıkra ve cümlelere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
D- 1- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi hâlinde…” ibaresi ile (c), (ç) ve (d) bentlerine,
2- 3. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerine,
b- (3) numaralı fıkrasına,
c- (4) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
d- (6) numaralı fıkrasına,
3- 4. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarına,
4- 5. maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarına,
5- 6. maddesinin;
a- (1), (2), (3), (4), (5), (6), (7), (8), (11) ve (12) numaralı fıkralarına,
b- (9) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,
6- 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi ile (9) numaralı fıkrasına,
7- 8. maddesinin (3) ve (7) numaralı fıkralarına,
8- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,
9- 12. maddesiyle, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesi ve sekizinci fıkrası ile maddeye onbirinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkraya,
10- 14. maddesiyle, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 5. madde ile geçici 14. maddeye,
11- 16. maddesiyle, 16.6.2005 günlü, 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine mevcut üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen dördüncü fıkraya,
12- 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle, 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (n) bendine,
13- 22. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 27.2.2014 günlü, E.2012/87, K.2014/41 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere, fıkralara, bentlere, cümlelere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,
27.2.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VIII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
6306 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının yedinci ve sekizinci cümlelerinin, 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasının, 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu cümlelere ve fıkraya ilişkin iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak üç ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
IX- SONUÇ
16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un;
A- 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının;
1- (b) bendinde yer alan “…Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi hâlinde…” ibaresinin,
2- (c), (ç) ve (d) bentlerinin,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 3. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının;
a- Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı cümlelerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve bu cümlelere yönelik iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- Sekizinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- Yedinci cümlesinin, 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
d- Yedinci ve sekizinci cümlelerine ilişkin iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ÜÇ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- (4) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ile M. Emin KUZ’un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5- (7) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 4. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ÜÇ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Engin YILDIRIM’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D- 5. maddesinin;
1- (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (5) numaralı fıkrasının;
a- İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA;
b- Birinci cümlesinin, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c- Birinci ve ikinci cümlelerine ilişkin iptal hükümlerinin, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ÜÇ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 6. maddesinin;
1- (1), (2), (3), (4), (5), (6), (7), (8), (11) ve (12) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (9) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- (10) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL ile M. Emin KUZ’un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
F- 7. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin,
2- (9) numaralı fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 8. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (3) ve (7) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H- 9. maddesinin;
1- (1) numaralı fıkrasının;
a- Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- İkinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (2) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 12. maddesiyle, 4.11.1983 günlü, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasının değiştirilen birinci cümlesi ve sekizinci fıkrası ile maddeye onbirinci fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve bu fıkralara ve cümleye ilişkin iptal istemlerinin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
J- 14. maddesiyle, 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen ek 5. madde ile geçici 14. maddenin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal istemlerinin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- 16. maddesiyle, 16.6.2005 günlü, 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’un 4. maddesine mevcut üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen dördüncü fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L- 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle, 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasına eklenen (n) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- 22. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
27.2.2014 gününde karar verildi.
KARŞIOY
6306 sayılı Yasa’nın “tasarrufların kısıtlanması” başlıklı dava konusu 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasında; uygulama sırasında riskli alanlardaki yapılar ile bu yapılara elektrik, su ve doğalgazın verilmeyeceği ve verilen hizmetlerinde kurum ve kuruluşlarca durdurulacağının kural altına alındığı görülmektedir.
Kural ile, ilgili idarelerce kanun kapsamındaki proje ve uygulama sürecinde tahliye ve yıktırma aşamasında kendi iradesiyle yapıyı terk etmeyen bireylerin anılan hizmetlerden yoksun bırakılarak tahliyeye zorlama amacı güdüldüğü anlaşılmaktadır.
Yasa ile öngörülen bu uygulamanın, konutlarında yaşayanların bazı Anayasal haklarına yönelmiş bir müdahale olduğu açıktır.
Anayasa’nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşulu ile sahip olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma, tasarruf etme ve vaki tecavüzü defetme olanağı veren bir haktır. Mutlak olmayan bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla bir sınırlama getirilebilecektir. Sınırlama ve güvence ölçütleri ise Anayasa’nın 13. maddesidir.
“Kamu yararı” çok geniş bir kavram olup malikin kullanma ve yararlanma yetkilerini sınırlandıran yasal düzenlemelerin “kamu yararı” taşımadığının düşünülmesi ve ispatı oldukça zordur.
Hakka yapılan müdahalenin denetiminde gözetilecek husus ise, korunmak istenen kamu yararı ile bireyin hakkı arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği olacak, tabiî ki hakkın özünün zedelenip zedelenmediği, demokratik bir toplumda bu müdahalenin gerekliliği de incelenecektir.
Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Protokolun 1. maddesinde yer alan mülkiyet hakkı da aynen Anayasamızda olduğu gibi mutlak olmayan ancak kamu ya da genel yarar amacı ile hukuka uygun müdahale edilebilecek bir hak olarak tanımlanıp, hakka müdahalenin de kamu ve birey çıkarı arasında dengeli ve ölçülü olması gerektiğini vurgulanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, hakkın kullanımında getirilecek istisnaların meşruluk koşullarını ararken, özellikle malikin eşya üzerinde hakları sona ermeksizin malın değerini azaltan ya da uzun süre malik tarafından kullanılmasını engelleyen ağır hukuka aykırı müdahaleleri ihlal kapsamında değerlendirilmektedir.
Özetle, sınırlama varsa yasallık, meşruluk, ölçülülük ilkelerinin gerekleri karşılanmalıdır.
Diğer yandan, Devletin Anayasa’nın 41. maddesinde yer verilen Türk toplumunun temeli sayılan “aileyi” sosyal devlet ödevi altında koruma yükümlülüğü bulunduğu, herkesin, anayasal olarak özel ve aile hayatına saygı gösterilme hakkına da sahip olduğu düşünüldüğünde, birey ya da aile yaşamının bir yönüyle sürdüğü mülkiyet hakkı kapsamında ki konutlarındaki yaşamına yapılacak vaki müdahalenin Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliği ve korunması kuralı ile de ilgisi bulunduğu açıktır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde de herkesin özel ve aile hayatına, ve konutuna saygı gösterilme hakkına sahip olduğu ifade edilmektedir.
Dava konusu kuralın getirdiği düzenleme, mülkiyet hakkı (Anayasa’nın 35. maddesi) yanında özel hayatın gizliliği (Anayasa 20. madde, AİHS madde 8) kapsamı içinde birlikte mütalaa edilebilecek niteliktedir.
Sayılan maddeler mutlak hak olmamakla birlikte kamu makamlarının keyfi müdahalelerine karşı korunma alanları vardır. Bu kapsamda, Devletin negatif yükümlülüğü çerçevesinde, ölçüsüz müdahaleden kaçınma ödevi dışında, özellikle çocukları, aileyi ve bireyi, yaşamlarını idamelerine karşı saygı duyulması gerekliliği kavramı çerçevesinde pozitif yükümlülükleri olduğu da açıktır.
Aile konutunun, özel yaşam unsurlarından biri olduğu tartışmasız olduğu sürece buna saygı yükü, yaşam kalitesinin ve huzurunun ölçüsüz dış müdahalelerden etkilenmemesi ve korunması gereken bir alanın ve hakkın varlığının kabulünü gerekli kılmaktadır.
Konutta yaşamını sürdüren insanlara karşı yapılan dava konusu kural düzenlemesi gibi elektrik, su, gaz’ı kesmek, kullandırmamak şeklindeki müdahalenin ve getireceği yükün, yaşayanların sağlığına veya hayatına (örrneğin, evde, diyaliz makinasına bağlı bir hastanın yaşama koşulu, her gün alması gereken ve soğutucuda saklanması zorunlu bir ilaç yardımdan yoksun kalmak, susuz bir evde hijyen yokluğu ile gelişen bulaşıcı hastalık vb.) tehlike oluşturacak sonuçları yönünden meşruluk ve ölçülülüğünün tartışma konusu yapılacağı tabiidir.
Özel ve aile yaşamının geliştiği, fiziksel sınırları belli olan konut, müdahalesiz şekilde kendisinden yararlanılmayı gerekli kılar. Bu anlamda konuta saygı hakkı bireyin konuta erişme ve yerleşme, kullanma hakkı yanında konuttan irade dışı zorla tahliye edilmemeyi de güvence altına aldığında bir şüphe yoktur.
Anayasa’nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi kapsamında bir kişinin evinin sağladığı imkanlardan yararlanmasının engellenmesine yol açan ciddi bir müdahalenin konuta saygı hakkının ihlaline yol açacağı (giacomelli/İtalya B.N: 59909/00, 2.11.2006 § 76) düşünüldüğünde dava konusu kuralın bu sonuçları ile birlikte Anayasal değerlendirilmeye tabi tutulması zorunludur.
Dava konusu kuralın, öncelikle afet bölgelerinin yapılandırılması nihai amacına yöneldiği düşünüldüğünde getirilen sınırlamanın kamu yararı taşıdığı söylenebilecektir. Ancak, uygulama projesinde henüz anlaşma tarafı olmamış hak sahibinin yasanın diğer maddelerinde yer alan, geçici konut ya da kira yardımından da faydalandırılmayacağı düşünüldüğünde, bu kişiler yönünden kural, haklarına müdahale edilen tarafı anlaşmaya ve mülkiyetini acil terk’e zorlayan orantısız bir baskı içeriği taşımaktadır.
Kuralın, öngörülen amacı gerçekleştirmeye elverişli ve sonuca ulaşma bakımından gereklide olduğu dahi söylenemeyecektir.
Kendi iradesiyle yapıyı terk etmeyenin derhal elektrik ve su, doğalgazını keserek tahliyeye zorlama öncesinde, hak sahipleri ile bu konuda bir ön anlaşma yapılması şartlarının öngörülmesini ve usuli güvencelerin verilmesini, koruma tedbirlerinin alınmasının düşünülmesini gerekli kılmaktadır.
Teklif ve tebligattan habersiz, imar uygulama proje kapsamında kaldıkları bilgisinden yoksun, kendileri dışındaki kurum ve kişilerin talep ya da bilgileri doğrultusunda haklarında sonuca yönelik işlem yapma yetkisi veren, mülkiyet yaşam ve konutta saygı hakkını öteleyen dava konusu kural ve uygulama usulü; öngörülmüş haliyle ölçülülük ilkesi gereklerinden EN elverişli ve EN gerekli olan yol değildir. 6306 sayılı Yasa’nın diğer maddeleri dava konusu kural ile birlikte değerlendirildiğinde, uygulamanın tahliye ve yıktırma aşamasında bireyin kendi imkanı ve iradesiyle yapıları terk etmesine fırsat tanıyan anlaşma ve süre verilme süreçlerini geçirmeden bile elektrik, su, doğalgaz ve sair hizmetlerin verilmesini durdurmasına olanak verdiği anlaşılmaktadır. Kural bu hali ile, kamu yararı ile birey arasında korunması gereken hak dengesini gözetmeyen, orantısız ve ölçüsüz müdahale niteliğindedir.
Ölçüsüzlüğü, daha vahim kılan bir başka boyut ise uygulama projesi kapsamında kalan riskli yapılarda uygulanacağı söylenen bu kuralın, riskli alan içinde kalan diğer yapılara bile uygulanabilecek olmasıdır.
Uygulamada, Bakanlık, TOKİ veya idare tarafından talep edilmesi, verilen yaşamsal hizmetlerin ve pozitif yükümlülüklerin durdurulması için kamu adına yeterli ve meşru olmakta, hak sahipleri de doğrudan kendilerini müdahale kapsamında bulmaktadırlar.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu kuralın kamu yararı ile kişi menfaati arasında denge kuramadığı, (Anayasa’nın 20. ve 35. maddelerinde bahse konu)mülkiyet ve özel hayatın korunması kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtladığı ve kullanılmaz hale getirdiği anlaşıldığından, dava konusu kuralla gelen müdahalenin, demokratik toplum düzeni gerekleri ile bağdaşmaması nedeniyle ölçülü olduğu söylenemeyecektir.
Anılan nedenlerle, kuralın iptali gerekirken aksini oluşturan çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Başkanvekili Serruh KALELİ
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- Kanun’un 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, afet riski altındaki alanlarda uygulama sırasında Bakanlık, TOKİ veya idare tarafından talep edilmesi halinde, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmeyeceği, verilen hizmetlerin de kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulacağı öngörülmektedir.
Kuralın amacının, riski alanlarda ve riskli yapılarda tahliyenin sağlanması için bireylerin zorlanması olduğu anlaşılmaktadır.
Riskli yapılan zamanında kimi zaman yetersiz kurallara uygun olarak, kimi zaman da kurallara aykırı olarak yapılmış ve iskan edilmiş olmasının devletin sorumluluğunda olduğu açıktır. Zamanında sorumluluklarını yerine getirmeyen kamu otoritesinin kendi kusuru ile yol açtığı durumların giderilmesi için gerekli önlemleri Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, 56. maddesindeki sağlık ve çevre hakkı, 57. maddesindeki konut hakkı gözetilerek, bahse konu yerlerde ikamet edenlere alternatif olanaklar sunularak tahliye etmesi gerekirken, en temel insanca yaşam koşullarını ortadan kaldırmak suretiyle kişiler üzerinde zorlamada bulunması, Anayasa’nın 2., 56. ve 57. maddeleriyle bağdaşmaz.
2- Kanun’un 12. maddesiyle yapılan değişikliklerin itiraz konusu ortak noktası yargısal bir kurum olan bilirkişilerin belirlenmesinde Valiliklere belli ölçüde görev ve yetki verilmiş olmasıdır.
Kuralda Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına dair görüşte her ne kadar bilirkişi konusunda valiliklere verilen yetkinin bilirkişilerin yargısal görevini etkileyecek nitelikte olmadığı düşüncesine dayanılmakta ise de kuralla getirilen düzenlemede hakim tarafından resen seçim ilkesi terk edilerek, valilikçe kura ile belirleme esasının kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Bilirkişinin, Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının temini ile ilgili bir kurum olduğu, yine Anayasa’nın 138. maddesinde görevlerinde bağımsız oldukları belirtilen mahkemelerin bilirkişiyi serbestçe tayin etme hakkının yargı bağımsızlığının vazgeçilmez bir unsurunu oluşturduğu, yasa ile yapılacak daraltıcı veya bağlayıcı düzenlemelerin yargının bağımsız alanını daraltıcı sonuçlar doğurmasının kaçınılmaz olacağı gözetildiğinde, düzenlemelerin Anayas’anın 2., 36., 138. maddelerine uyarlık taşımadığı düşünülmektedir.
Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un
1) 4. maddesinin (3) numaralı fıkrasının incelenmesi;
Fıkrada; “Uygulama sırasında Bakanlık, Toki veya İdare tarafından talep edilmesi halinde, hak sahiplerinin de görüşü alınarak, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmez ve verilen hizmetler kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulur.” hükmü yer almıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş olup, 56. maddesinde ise; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” denilmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1952) Taraf devletlerin herkesin yeterli beslenme, giyim ve konut da dahil olmak üzere kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma hakkına sahip oldukları, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 11. maddesinde de barınma hakkının yeterli yaşam düzeyinin bileşeni olarak belirtilmiştir.
Kuralda Bakanlık, Toki veya İdare tarafından uygulama sırasında elektrik, su, doğal gaz gibi hizmetlerin verilmemesi veya durdurulması öngörüldüğünden, sözü geçen yapılarda ikamet etmek durumunda kalan kişilerin temel bir takım ihtiyaçlarını karşılayamayacakları bu kişilerin verilmeyen hizmetler nedeniyle bu konutları terk etmek zorunda kalacakları açıktır.
Bu durumda kural Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen “sosyal hukuk devleti” ilkesine ve 56. madde de belirtilen “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına” aykırı olup iptali gerekmektedir.
2) 12. maddesi ile 4.11.1983 günlü, 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 15. maddesinin değiştirilen sekizinci fıkrasının incelenmesi;
Fıkrada, “Taraflar mahkemelere bildirilen listede yazılı olanlar ve yukarıdaki fıkrada belirtilen kimseler arasından bilirkişi seçmekte anlaşamadıkları takdirde; bilirkişiler, hâkimin kararı ile tayin edilen gün ve saatte, valilikçe, tarafların huzurunda ve gelmeyenin gıyabında kura yolu ile seçilir. Valilik, kuranın adil olarak yapılabilmesi için gerekli tedbirleri alır. Kuraya ilişkin itirazlar, davanın görüldüğü mahkemelerce karara bağlanır.” hükmü yer almıştır.
Anayasa’nın “Başlangıç”ında “Kuvvetler ayrılığı” ilkesi belirtilmiş olup, 8. maddesinde “Yürütme yetkisi ve görevi”, 9. maddesinde “Yargı yetkisi” düzenlenmiştir. Anayasa’nın 138. maddesinde “Mahkemelerin bağımsızlığı” esası belirtildikten sonra, 125. maddesinde ise “İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu” hükmü yer almıştır.
Dava konusu kural ile yargılama devam ederken bilirkişiyi seçme usulü tarafların anlaşamamaları halinde valilikçe yapılacak kura yolu ile seçileceği belirtildiğinden bu haliyle sözü geçen işlemin idari bir işlem olduğu açıktır. Bu durumda yargılamanın devamı sırasında bilirkişinin Valilikçe yapılacak kura ile belirlenmesi Anayasa’nın Başlangıcında belirtilen kuvvetler ayrılığı ilkesi ile Anayasa’nın 8. ve 9. maddeleri hükümlerine aykırı olduğu gibi, yargılama dışında idarenin bir organı olan valiliğin bilirkişi seçimine dahil olması Anayasa’nın 138. maddesine de aykırıdır.
Diğer taraftan, valiliğin yaptığı bilirkişi seçimi işlemi bir idari işlem olduğundan bu işleme karşı itirazın idari yargı yolunda incelenmesi gerekirken, karşı itirazın, davaya bakmakta olan mahkemece inceleneceği yolundaki düzenleme ise Anayasa’nın 125. maddesi karşısında Anayasa’ya aykırılık teşkil eder.
Bu durumda kural Anayasa’nın 8., 9., 125. ve 138. maddelerine aykırıdır
Açıklanan nedenlerle yukarıda belirtilen kuralların iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye Zehra Ayla PERKTAŞ