Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2025/6882 K: 2025/14681

Ağustos 2, 2026 Suat Şimşek 0

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesine istinaden açılan tazminat davasında mahkemece davalı yönünden davacının maddi tazminat istemi kısmen reddedildiğine göre, kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, reddedilen miktarı geçmeyecek şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2005/503 K: 2005/1111

Haziran 30, 2026 Suat Şimşek 0

Davacı taraf taşınmazın koordinatlarının yanlış tesbiti ve bunun tapuya tescili nedeniyle uğradığı zararın tazminini istemiştir. Davacılar, tapu kayıtlarının sağlıklı tutulmaması nedeniyle davalıların sorumlu olduklarını ve bu davaların istemi ve iddiası Medeni Kanunun 1007. maddesine dayalıdır. Anılan madde gereğince tapu sicilinden gelen hata nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemleri Adli Yargı yerinde görülmek gerekir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 1986/7807 K: 1987/482

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

O halde bir an için bu görüş benimsenmiş olsa dahi tapu sicilinin tutulmasıyla zarar arasında uygun illiyet bağının varlığından söz edilemeyecektir. Çünkü davacımız, yasaların kendisine tanıdığı hukuki durumlardan yararlanmak suretiyle ihalenin feshi yoluna gitmemiş ve fesih isteme süreleri de geçmiştir; bu hak kullanılmış olsaydı zarar gerçekleşmeyecekti. Davacının ortaya çıkan bu özensiz durumu Devletin sorumluluğunda illiyet bağını kesen ağır bir kusur niteliğindedir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 1999/2788 K: 1999/3666

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Medeni Kanunun 917. maddesinde tapu sicilinin tutulmasından dolayı doğacak zararlardan hazinenin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Gerek maddenin yazılış biçiminden ve gerekse bu güne kadar sürdürülen uygulamadan, buradaki sorumluluğun kusursuz sorumluluk olduğu konusunda görüş birliği bulunmaktadır. Bu bağlamda zarar gören, sicilin tutulmasından dolayı Hazinenin kusurunu kanıtlamak zorunda olmadığı gibi, hazinede kusuru bulunmadığını kanıtlamakla sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak hazine, tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu gibi, beklenmeyen bir halin bulunduğunu, üçüncü kişinin veya bizzat zarar görenin illiyet bağını kesecek derecede ağır kusuru olduğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Demek oluyor ki, kusursuz sorumluluk hallerinin bulunduğu durumlarda ancak illiyet bağının kesilmesi durumunda, zarar veren sorumluluktan kurtulabilecektir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2000/18 K: 2000/545

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Alınan veraset belgesinde davacıların Hanım’ın mirasçıları olmalarına karşın veraset belgesinde mirasçı olarak yer almadıkları da anlaşılmıştır. İşte davalılar alınan bu veraset belgesi uyarınca tapuda işlem yapmışlardır. Görüldüğü gibi zararlandırıcı eylem, tapu sicilinin tutulmasından değil, gerçek kişi olan davalıların hukuka aykırı olan ağır kusurlarından kaynaklanmaktadır. Her ne kadar Hazine Medeni Kanunun 917. maddesine göre tapu sicilinin tutulmasından dolayı kusursuz sorumlu ise de, kusursuz sorumlulukta dahi hukuka aykırı eylem ile zararlandırıcı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Gerçek kişi olan davalıların ağır kusuru sonucu illiyet bağının kesildiği böylece, kusursuz sorumlu olan hazinenin de bundan dolayı sorumlu olmadığı sonucuna varılmalıdır. Aksi durumda her kusursuz sorumluluk halinde uygun illiyet bağının varlığı aranmayacaktır. Bu durumda da kusursuz sorumluluk hallerinde kusursuz sorumlu olanın sorumluluktan kurtulma olanağı ortadan kalkmış olacaktır. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 1973/7636 K: 1975/1715

Haziran 21, 2026 Suat Şimşek 0

Hazine ya da tapu sicil muhafızı tapu sicillerinin tutulmasından doğan zararlardan müteselsilen sorumludurlar. Ancak, bu sorumluluk için her şeyden önce bir zararın gerçekleşmiş olması şarttır. Gerçi, davalı tapu memurunun haksız eylemi sabit olmuş ve bu eylem sonucu üzerinde haciz kaydı bulunan taşınmazdaki pay satılmak suretiyle davacının alacağı teminatsız kalmıştır. Ancak, alacaklının mücerret başvurabileceği haciz yolundan, diğer bir deyimle teminattan yoksun kalması alacağını borçlunun diğer taşınır ya da taşınmaz mallarına başvurmak suretiyle ve adi takip yolu ile tahsil etme olanağını önleyemez. Bu durumda davacının bir zararından söz etme olanaksızdır. Zarar ancak asıl borçlu aleyhine yapılacak adi takipten bir sonuç alınamaması yani, borçlunun aczinin tahakkuk etmesi halinde doğacak ve dava hakkı da bu tarihte söz konusu olabilecektir. Devamını Oku

Görsel Yok

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E: 2002/958 K: 2002/6024

Haziran 19, 2026 Suat Şimşek 0

Tapu sicil müdürlüğü çalışanları tarafından davacıya taşınmazlarda pay satın aldığını gösteren, tapu senedi başlığını taşıyan, fotoğrafsız belgeler verildiği, ancak bu belgelerin dayanağı olan resmi akit senedinin idarede bulunmadığı anlaşılmaktadır. Akit senedi bulunmadığına ve devrin sicile kaydedilmemiş olmasına göre davacının taşınmaz mülkiyetini kazandığından söz edilemez. Kaldı ki bu husus, davacının daha evvel açmış bulunduğu tapu iptali ve tescil davasında verilen mahkeme kararıyla kesinleşmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın, yeni Medeni Yasanın 1007. maddesinde düzenlenen tapu sicilinin tutulması ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Devamını Oku