1. Anasayfa
  2. Yargıtay Kararları Kararları
  3. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E: 2025/9970 K. 2026/3378


4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Kanun’un 146. maddesine (eski 125 inci maddeye) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Diğer yandan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan davalar yönünden 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesini etkili hâle getiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra davanın makul süre içinde açılması gerekmektedir. Eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulü mümkün olmadığı gibi davalı Hazine vekili süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğundan zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki gerekçe isabetlidir.

Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

  1. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi (…)’ın 1/4 pay sahibi olduğu dava konusu İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi, A1 Mahallesi 1935 tarih 50 cilt, 12 sahife 479, 481, 482 ve 483 sıra numaralı zabıt kayıtlarının tapulama sırasında müvekillerin murisi adına tespit edilmediğini ve tapuların yok edildiğini, böylece murisin mülkiyet hakkının iradesi dışında tapu memurunun hatası ile elinden alındığını, müvekkillerinin tapu kütüğünün hatalı tutulması nedeniyle uğradığı zararının davalıdan tarafından tazminini talep etmiştir.

  1. CEVAP

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olmadığından davanın usulden reddine karar verilmesini, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığı gibi ayrıca davacı tarafın 10 yıllık dava açma hakkının zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazineden tahsiline karar verilmiştir.

  1. İSTİNAF
  2. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

  1. İstinaf Sebepleri

Davalı Hazine vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada husumetin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne yöneltildiğini, sonradan verilen ara kararla davaya dahil edilmelerinin usule aykırı olduğunu, hak düşürücü ve zamanaşımı süresi içinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmaz için belirlenen bedelin yüksek olduğunu, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi şartlarının oluşmadığını ileri sürmüştür.

  1. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 3402 sayılı Kanun’un 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kadastro tutanaklarında belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı, aynı Kanun’un 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtlarının, işleme tabi kayıt niteliğini kaybedeceği, bu kayıtlara dayanarak Kadastro ve Tapu Müdürlüklerinde işlem yapılamayacağı, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine dayanılarak açılan davalar için kanunda ayrıca zamanaşımı süresinin belirlenmediği, bu itibarla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ncı maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasının esas olduğu, Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan (…) kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında; Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hale gelmiş olup, Hukuk Genel Kurulu karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından dava açılmasını mümkün kılacak makul süre içinde 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine dayanarak dava açılması gerektiği, bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince davacılar tarafından murislerine ait 1935 tarih 50 cilt, 12 sahife 479, 481, 482 ve 483 sıra numaralı zabıt kayıtlarına dayalı olarak tazminat talebinde bulunmuş olup söz konusu zabıt kayıtlarının 1975 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında 479 numaralı zabıt kaydının 2869 sayılı parsele, 481 numaralı zabıt kaydının 2848 sayılı parsele, 482 numaralı zabıt kaydının 2208 sayılı parsele, 483 numaralı zabıt kaydının ise 468 sayılı parsele revizyon gördüğü, 2869, 2848, 2208 ve 468 sayılı parsellerin dava dışı kişiler adına tespit ve tescil edildiği, davacılar ile murisleri tarafından yapılan tapulama çalışmalarına karşı on yıllık hak düşürücü süre içerisinde tespit maliklerine karşı herhangi bir davanın açılmadığı, yapılan tapulama çalışmalarının kesinleşmiş olduğu, davacıların murisine ait zabıt kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği, hukuki değerini yitiren tapu kaydına dayalı olarak tazminat talebinde bulunamayacağı, kaldı ki on yıllık zamanaşımı süresinin çoktan dolmuş olduğu, davalı Hazine vekili tarafından süresi içinde usulüne uygun zamanaşımı definde bulunulduğu, her ne kadar yukarıda bahsedilen Anayasa Mahkemesinin kararı uyarınca 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından dava açılmasını mümkün kılacak makul süre içinde dava açma imkanı öngörülmüş ise de somut olayda 11.05.2022 tarihinde dava açılmış olduğundan eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmadığı ve tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

  1. TEMYİZ
  2. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

  1. Temyiz Sebepleri
  2. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu hukuki uyuşmazlığın şekli ve içeriği irdelenmeden zamanaşımı başlangıcında hata yapılmak suretiyle davanın reddine karar verildiğini, müvekkillerinin murisinin adı ve hissesinin zabıt kütüğüne kaydedildiği halde, kök parsellerin revizyon gördüğünü ve tapulama işlemi sırasında hataen murisin hissesinin yok edildiğini, dolayısıyla müvekkillerinin murisine ait mülkiyet hakkının kadastro öncesinde değil tapulama sırasında yok edildiğini, 3402 sayılı Kanun’un 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasına dayanılarak davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığından söz edilemeyeceğini, müvekkilleri tarafından Büyükçekmece Tapu Müdürlüğüne yapılan düzeltme başvurusunun 13.09.2021 tarihli yazı ile reddedilmesi üzerinde müvekkillerince yolsuz tescilin öğrenildiğini, 10 yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağını, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
  3. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiş; ayrıca davanın reddine karar verilmesi doğru ise de maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını, nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
  4. Gerekçe
  5. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme

Uyuşmazlık, temel olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.

  1. Değerlendirme
  2. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun)371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
  3. Dosyada bulunan bilgi ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; davacılar murisinin 1/4 pay sahibi olduğu dava konusu İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi, A1 Mahallesi 1935 tarih 50 cilt, 12 sahife 479, 481, 482 ve 483 sıra numaralı zabıt kayıtlarının 1975 yılında tamamlanan tapulama sırasında davacıların murisi adına tespit edilmediği, eldeki davanın ise 10 yıllık zamanaşımı süresi sona erdikten sonra 11.05.2022 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
  4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesine (eski 125 inci maddeye) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı ve 25.07.2017 tarihli ve 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan (…) kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hâle gelmiş olup buna göre de; yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı 25.07.2017 tarihli kararı nazara alındığında 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan davalar yönünden 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesini etkili hâle getiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra davanın makul süre içinde açılması gerekmektedir. Eldeki davanın makul süre içinde açıldığının kabulü mümkün olmadığı gibi davalı Hazine vekili süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğundan zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki gerekçe isabetlidir.
  5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
  6. KARAR

Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.