Davalının üçüncü şahıstan tapu memuru huzurunda iktisap ettiği ve fakat bedeli muris tarafından ödenen taşınmaz mal murisin mülkiyetine geçmediğinden muris muvazaası sebebiyle istenemez. Butlan sonucunu doğurarak, murisin temliki tasarruflarının iptaline imkan tanıyan bu tevhidi içtihat kararının uygulanabilmesi için temliki tasarrufa konu yapılan taşınmazın murisin tapulu malı olması, gerçekte bağışlamak istediği bu malı ile ilgili olarak, resmi memur huzurunda, iradesini satış doğrultusunda açıklaması icap eder.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Çerkezköy Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 14.6.1990 gün ve 1989/63 e. 1990/106 K. Sayılı davanın red kararının incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2.7.1991 gün ve 1991/16841/8449 sayılı ilamiyle (… toplanan kanıtlar ve tüm dosya içeriğine göre, 1899 doğumlu olup, 1988 senesinde yaşamını yitiren murisin dört kızı ve beş oğlu olduğu dava konusu 6 parça taşınmazın satış bedeli ile temlik giderlerini kendisi ödediği halde tapuda doğrudan davalı beş oğlu üzerine işlem yaptırdığı, dava dışı başka taşınmazlarını dahi onlara aynı yolla aktardığı davalılardan üçünün o tarihte esasen kendi yanında barındırdığı davalıların gerek bireysel gerekse birlikte satış bedelini ödeme güçlerinin bulunmadığı ve davacı kız çocuklarından mal kaçırma amacının güdüldüğü duraksamaya meydan bırakmayacak biçimde kanıtlandığının kabulü gerekir.
Hal böyle olunca, davanın kabul edilmesi gerekirken reddedilmesi doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Borçlar kanunun 18. maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık miras bırakanın parasını vererek üçüncü şahıstan satın aldığı taşınmazların sicilini çocukları üzerine oluşturması durumunda 1.4.1974 gün 1/2 sayılı muris muvazaasına ilişkin Yargıtay inançları birleştirme kararının uygulanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki kural olarak Yargıtay İnançları birleştirme kararları konuları ile sınırlı, gerekçeleri ile aydınlatıcı ve sonuçları ile bağlayıcıdır. Yine ifade edilmelidir ki en sade anlatımla muvazaa irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. 1974 tarihli Yargıtay İnançları birleştirme kararında bir kimsenin mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmesi halinde saklı pay sahibi olsun yada olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascıların görünürdeki satış sözleşmesinin danışıklık (muvazaalı) olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de biçim koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeleri için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603 maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağı hükme bağlanmıştır.
Görüleceği üzere butlan sonucunu doğurarak, murisin temliki tasarruflarının iptaline imkan tanıyan bu tevhidi içtihat kararının uygulanabilmesi için temliki tasarrufa konu yapılan taşınmazın murisin tapulu malı olması, gerçekte bağışlamak istediği bu malı ile ilgili olarak, resmi memur huzurunda, iradesini satış doğrultusunda açıklaması icap eder.
Oysa somut olayda miras bırakanın parasını ödeyerek üçüncü şahıstan 30 seneyi aşkın bir süre önce 1957de aldığı taşınmazların sicilini davalı erkek evlatları adına oluşturduğu ileri sürülmüştür. Bu ileri sürüşe göre; tapudaki temlikte üçüncü şahıs durumundaki murisi yorum yoluyla taraf durumuna getirmek suretiyle 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay inançları Birleştirme kararının uygulama yerinin bulunmadığının kabulü icap eder.
Bu itibarla muhakemece mevcut delillerin değerlendirilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğrudur. O halde usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararı onanmalıdır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına 30.12.1992 gününde oyçokluğu ile karar verildi.