Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2008/1416 K: 2008/3052

14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır.

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.10.2002 gününde verilen dilekçe ile taşkın inşaat iddiası ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.10.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, Türk Medeni Kanununun 725. maddesine dayalı temliken tescil istemiyle açılmıştır. Davalı, davacının iyiniyetli olmadığını, taşkın yapıyı bilerek yaptığını açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava reddedilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiştir.

Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2 maddelerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bunun ayrıcalıklarından birisi de Medeni Kanunun 725. maddesinde bu düzenlenmiş olup, madde hükmü;

“Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parça olur.

Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasının veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının kendisine devrini isteyebilir.” şeklindedir.

Böylece, arazi ile muhdesat arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, bina sahibine ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.

Bunun için:

Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçasının yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.

Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arsa malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arsanın her malikine karşı kullanabilir. Yeni maliklerde Türk Medeni Kanunun 725. maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur. Eşyaya bağlı borç, niteliği gereği Borçlar Hukuku anlamında bir borç ilişkisinden ibarettir. Bu borç ve alacağın konusu, belli bir taşınmazla ilgili müspet veya menfi muhtevası olan bir edayı yerine getirmeden ibarettir. Ancak söz konusu edanın borçlu veya alacaklısı kişi olarak belli değildir. Bugün için o gayrimenkulün bugünkü malikidir. Mülkiyette daha sonra bir değişme olursa edanın borçlusu veya alacaklısı yeni malikler olacaktır. Eşyaya bağlı borç kanundan dolayı meydana gelir. Ayrıca bir devir ve temlike gerek yoktur. Bu duruma borçlu veya alacaklı olarak yeni malikin uyma zorunluluğu başka bir anlatımla borç ilişkisini onlara karşıda ileri sürülebilmesi esas ilişkiyi bir ayni hak ilişkisi haline getirmez. O ilişki yine Borçlar Hukuku ilişkisi olmakta devam eder. Burada önemli olan hak ve borçla ilgili taşınmazın malikinin değişmesiyle başka bir işleme gerek olmaksızın borçlu ve alacaklının da değişmesidir. Bu şekilde eski malikin borçluluğu sona erer, yeni malik olma vakıası ile yenisi borçlu olmaktadır. Yapılan bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi Türk Medeni Kanununun 724. maddesi uygulamasında söz konusu olan kuralın yanlış değerlendirme ile Türk Medeni Kanununun 725. maddesine taşırılması doğru olmamıştır.

Diğer taraftan; bu inşaatı kendi malzemesi ile yapan kişinin, iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, yada 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi davanın kabulü için diğer bir koşuldur.

14.2.1951 tarih 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, iyiniyetin ispatı taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden gözönünde tutulmalıdır. Gerçekten somut olayda; dinlenen tanıklar davalının belediyeden yaptırdığı ölçüm ile taşınmaza bina yaptığını kısaca iyiniyetli olduğunu ifade etmiştir. Bunun dışında taşkın yapının yıkılması halinde fahiş zararın meydana geleceği saptandığından, yasanın aradığı “durum ve koşulların haklı kılması” şartı da olayda gerçekleşmiştir. Ayrıca, belediye ifrazın gönderilen kroki doğrultusunda yapılması olanağının varlığını da bildirmiştir.

Bütün bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş; belediyenin 18.08.1005 tarihli yazı ekinde gönderdiği ifraz krokisi kapsamında kalan yeri bilirkişiye ölçtürmek, bu yerin zemin bedelini arsa sahibine ödenmek üzere hesaplatıp davacıya depo ettirmek ve ifraz krokisine uygun iptal hükmü kurmak olmalıdır.

Mahkemece bütün bu yönler bir yana bırakılarak ve somut olayın değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek istem reddolunduğundan karar bozulmalıdır.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.03.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.