Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E: 2006/1399 K: 2006/3039

Bina yapan malzeme malikinin, taşınmaz mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi, diğer bir anlatımla iyi niyetli olması gereklidir. Davacı iyi niyetini kanıtlamak için tanık dinletmiş, tanık anlatımlarına göre, davalı babanın taşınmaz mülkiyetini davacıya devredeceğine dair bir vaadinin olduğu kanıtlanamamıştır. Kaldı ki, dava konusu taşınmaz paylı mülkiyete konu olup, davalı taşınmazda paydaştır. Davalının kendi payı üzerinde bu şekilde başkasına bina yapılmasına onayının bulunması halinde dahi, zeminde diğer paydaşların da hakkı olması nedeniyle iyi niyet koşulunun gerçekleşmesi olanağı yoktur. Mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddi gerekir.

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13.12.2004 gününde verilen dilekçe ile temliken tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; temliken tescil isteminin kabulüne dair verilen 18.10.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, Medeni Kanun’un 724. maddesi (Önceki Medeni Kanunun 650. Maddesi) uyarınca açılan temliken tescil isteğine ilişkindir.

Medeni Kanun’un 718/2 (önceki Medeni Kanunun 644/2.) maddesine göre, arazi üzerindeki mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer. Medeni Kanunun 724. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup, zemin ile üzerindeki yapı arasındaki bağlantı kesilmiş ve aşağıdaki koşulların oluşması halinde ise, yapı sahibine üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Bunun için:

Tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla bir yapı yapılmış olmalıdır.

Anılan maddede bina sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir.

Bu yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir. (subjektif koşul)

Yapının, dava tarihine göre hesaplanacak değeri, zemin değerinden, açıkça daha fazla olmalıdır. (objektif koşul)

Yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise, tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsar. Mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için de bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gereklidir.

İptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.

Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;

Davacı, davalı babasının onayı ile dava konusu taşınmaz üzerine mandıra yaptığını ileri sürerek temliken tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, davalının onayı ile bina yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı payı oranında tapunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.

Az yukarıda değinilen ilkelerde de belirtildiği gibi, her şeyden önce, bina yapan malzeme malikinin, taşınmaz mülkiyetinin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi, diğer bir anlatımla iyi niyetli olması gereklidir. Davacı iyi niyetini kanıtlamak için tanık dinletmiş, tanık anlatımlarına göre, davalı babanın taşınmaz mülkiyetini davacıya devredeceğine dair bir vaadinin olduğu kanıtlanamamıştır. Kaldı ki, dava konusu taşınmaz paylı mülkiyete konu olup, davalı taşınmazda paydaştır. Davalının kendi payı üzerinde bu şekilde başkasına bina yapılmasına onayının bulunması halinde dahi, zeminde diğer paydaşların da hakkı olması nedeniyle iyi niyet koşulunun gerçekleşmesi olanağı yoktur. Mahkemece açıklanan gerekçelerle davanın reddi gerekirken, aksine düşüncelerle kabul kararı verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, 16.3.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.