1. Anasayfa
  2. Yargıtay Kararları Kararları
  3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E: 2003/458 K: 2003/470


Muris muvazaası olgusunu etraflı olarak tanımlayıp, koşullarına açıklık getiren, 1.4.1974 gün ½ sayılı içtihadı birleştirme kararının, mülkiyetin nakline ilişkin temliki işlemleri kapsamına alıp, belli bir kişi yararına sınırlı bir süre için tesis edilen intifa hakkını içermediğinde hiçbir kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Bu bağlamda, içtihadı birleştirme kararlarının içerik ve kapsamının kıyas yoluyla genişletilmesine olanak bulunmadığının da vurgulanması gerekir.

Taraflar arasındaki “intifa hakkının terkini ve tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir Asliye 4.Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.10.2001 gün ve 1999/973 E. 2001/826 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 18.6.2002 gün ve 2002/5412-7767 sayılı ilamı ile; (… Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak intifa hakkının terkini olmazsa tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, iptal suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere göre miras bırakanın 17.12.1985 tarihinde çekişmeli 11 parselde 20-24-25 nolu bağımsız bölümlerin çıplak mülkiyetini üzerinde bırakmak suretiyle intifaını davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 1.4.1974 tarih ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde “Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun yada olmasın mirası çiğnenen tüm mirasçıların görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar kanununun 18.maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine…” ifadelerine yer verilmiştir. Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararının, mülkiyetin nakline ilişkin temliki işlemlerini kapsamına aldığı gerek uygulama gerekse öğreti de benimsenmiştir. Bu durumda intifa temlikine ilişkin miras bırakanın işleminin anılan İçtihadı Birleştirme Kararının çerçevesinde düşünülmesine olanak yoktur.

Ne varki, davada terkin isteğinin yanında tenkis isteği de mevcuttur. Hal böyle olunca, Medeni Kanunun (eski 510 yeni ) 568 ve devamı maddeleri gözönünde bulundurulmak suretiyle olayda tenkis hükümlerinin uygulama yeri bulunup bulunulmadığının incelenmesi buna dair gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı intifa hakkının terkini, bu mümkün olmadığı takdirde saklı paya tecavüz sebebiyle tenkis istemini içerir biçimde kademeli olarak açılmıştır.

Yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak kurulan hüküm, Özel Dairesince yukarıda belirtilen gerekçe ile bozulmuştur.

Hemen belirtmek gerekir ki; “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmayı hedefleyen miras bırakanın, esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği taşınmazını tapuda yaptığı sözleşmede iradesini satış doğrultusunda açıklamak suretiyle devrini gerçekleştirdiği muvazaa olup, bu gibi durumlarda görünürdeki sözleşmenin yanların gerçek iradesine uymadığından, gizli bağış sözleşmesinin ise, yasanın öngördüğü biçim koşullarından yoksun bulunması nedeniyle geçersiz olduğu, gerek öğreti, gerekse yargısal kararlarda yerleşik bir ilke olarak kabul edilmektedir.

Muris muvazaası olgusunu etraflı olarak tanımlayıp, koşullarına açıklık getiren, 1.4.1974 gün ½ sayılı içtihadı birleştirme kararının, mülkiyetin nakline ilişkin temliki işlemleri kapsamına alıp, belli bir kişi yararına sınırlı bir süre için tesis edilen intifa hakkını içermediğinde hiçbir kuşku ve duraksama bulunmamaktadır. Bu bağlamda, içtihadı birleştirme kararlarının içerik ve kapsamının kıyas yoluyla genişletilmesine olanak bulunmadığının da vurgulanması gerekir. O halde Özel Dairenin, intifa tesisine ilişkin miras bırakan işleminin 1.4.1974 gün ½ sayılı içtihadı birleştirme kararı kapsamında bulunmadığına ilişkin saptama ve bozma kararı yasaya uygun bulunmaktadır.

Somut olayda, dava kademeli olarak açılmış ve terkin isteği yerinde görülmediği takdirde tenkis isteminde bulunulmuştur. Ne var ki, yerel mahkeme, aynı davayı kabul etmesinin doğal sonucu olarak, tenkis istemini, eski Türk Kanunu Medenisinin 510 ve Yeni Türk Medeni Kanunu’nun 568.maddesi çerçevesinde araştırıp değerlendirmemiştir. Hal böyle olunca, tenkis isteğinin hükme yeterli derecede soruşturularak hasıl olacak uygun sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekir. Bu itibarla; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMKnun 429. maddesi gereğince bozulmasına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 9.7.2003 gününde, oybirliği ile karar verildi.