Medeni Kanun’un 724. maddesi uyarınca tescile hak kazanabilmek için; yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir.
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 15.3.2002 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve yıkım, karşı dava ise temliken tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine dair verilen 23.12.2004 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalıkarşı davacı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 14.2.2006 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili gelmedi. Karşı taraftan davacı vekili Av.Ülker Kaya geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin szlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, 126 ada 1 parsel sayılı taşınmazına davalının bina yapmak suretiyle elattığını ileri sürerek elatmanın önlenmesini ve binanın yıkılmasını istemiştir.
Davalı açmış olduğu karşı davasında; dava konusu taşınmazın bir kısmını adi yazılı harici satış senedi ile satın alarak üzerine iyi niyetle bina yaptığını ileri sürerek Medeni Kanunun 724 maddesi uyarınca temlikken tescil istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davalıkarşı davacı vekili temyiz etmiştir. Medeni Kanun’un 724. maddesi uyarınca tescile hak kazanabilmek için;
Yapıyı kendi malzemesi ile yapan kişinin, inşaatın başlangıcından bitimine kadar iyi niyetli olması, diğer bir anlatımla zeminin kendisine ait olduğu, ya da 5.7.1944 tarihli 12/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi mülkiyetin ileride kendisine geçirileceği inancıyla hareket etmesi gereklidir. (subjektif koşul)
Yapının, dava tarihine göre hesaplanacak değeri, zemin değerinden, açıkça daha fazla olmalıdır. (objektif koşul)
Yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise, tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsar. Mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için de bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının mümkün olması gereklidir.
İptale konu olacak zemin bedelinin arsa sahibine ödenmesine karar verilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar, ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; Davalıkarşı davacı, 126 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını kadastrodan önce adi yazılı satış sözleşmesi ile satın alarak üzerine iyi niyetle bina yaptığını ileri sürmüştür. Davacıkarşı davalı ise, senedin varlığına karşı çıkmamış, ancak davalıkarşı davacıdan aldığı borç nedeniyle teminat olarak düzenlendiğini ve gerçek bir satışın söz konusu olmadığını savunmuştur.
Davalıkarşı davacının dayanağı harici satış senedi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 297. maddesine uygun düzenlenmiş olup, satış bu belge ile kanıtlanmıştır. Hukuk Usulü Muhakemeleri kanununun 290 maddesi uyarınca senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin de aynı şekilde senetle ispatlanması gerekir. Davacıkarşı davalı harici satış senedinin alınan borcun teminatı olarak düzenlendiğini anılan madde uyarınca aynı nitelikteki bir belge ile kanıtlayamadığından bu savunmasına itibar edilemez.
Tüm bu anlatımlardan sonra, davalıkarşı davacının mülkiyeti ileride kendisine devredileceği inancıyla binayı yaptığı ve inşaatın başından bitimine kadar iyi niyetli olduğu ve somut olayda subjektif koşulun gerçekleştiğinin kabulü gerekir.
Hal böyle olunca; mahkemece az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Medeni kanunun 724 maddesinin subjektif koşulunun dışındaki diğer koşullarının somut olayda davalıkarşı davacı yararına gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak sonuçuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden ve olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle; davalıkarşı davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 14.2.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.